Dijital diktatörlük çağı

Soğuk Savaş’ın ardından yükselen liberal demokrasiler ve polis devletler artık sarsılmaz ve yıkılmaz görülmüyor. Küresel normları oluşturan yasal düzen değişti. Bin yılın dönümünde dünya, gelişen iletişim araçları ve teknolojilerle birlikte yeni bir düzene doğru adım atıyor. Yapay zeka gibi yeni teknolojiler geleceğin dünyasını şekillendirmede önemli rol oynarken çip ve 5G gibi teknolojilerle de kitleler çok rahatlıkla takip edilebilecek. Yeni teknolojiler de ise ipi Çin göğüslüyor..

Çin'in öncülüğünde bugünün dijital otokrasileri, uzun süredir devam eden otoriter hayatta kalma taktiklerini güçlendirmek için teknolojiyi (internet, sosyal medya, yapay zeka) kullanıyor. Bugün, tipik otoriter rejime karşı en önemli tehdide dönüşen şeylere karşı koymak için yeni bir dijital araç cephaneliğinden faydalanıyorlar: kitlesel hükümet karşıtı protestoların fiziksel, insan gücü. Sonuç olarak, dijital otokrasiler, teknoloji öncesi öncüllerinden ve teknolojik olarak daha az kavrayışlı emsallerinden çok daha dayanıklı hale geldi. Bin yılın başlangıcında öngörülen teknoloji iyimserlerinin aksine, otokrasiler internetten ve diğer yeni teknolojilerden yararlanıyor, yani eskisi gibi bir kurbana veya deneğe ihtiyaç duyulmuyor.

21.yüzyılın son çeyreğine yaklaşılırken, Çin’de de bir sosyal kredi sistemi icat edildi. Ancak, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’de geliştirilmeye çalışılan ekonomik içerikli sosyal kredi mekanizmasıyla Çin’de geliştirilen arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. İngiltere’de geliştirilmesi düşünülmüş olan düzen, bir alım gücü yaratmayı hedeflerken, Çin’de önerilen düzen devletin vatandaşlarını gözetleme gücünü anlık düzeye getirebilme amacını taşımaktadır. Amaç, dijital totalitarizm oluşturmaktır.

Çin vatandaşları, 2014 yılında ortaya atılan bir planın gereği olarak akla gelebilecek her tür dijital platformda izleniyor. Vatandaşların bu platformlarda ortaya koydukları davranışlara göre bir puanlama sistemi uygulanıyor. Dijital platform, sadece sosyal medya ve e-mail hesapları gibi kişiye özel dijital kullanım alanlarıyla sınırlı değil. Örneğin, bir vatandaşın yılda kaç trafik cezası yediği ya da hiç ceza almamış olması da puanlamanın bir parçası. Veriler, bilgisayar sistemlerindeki kayıtlardan takip edilebiliyor. Kişinin hangi internet sitelerinde dolaştığı, ne gibi ifadeler kullanarak internette arama yaptığı, telefon görüşmelerinin içeriği de puanlamada önemseniyor. Tibet ve bağımsızlık kelimeleri yan yana kullanılarak yapılan bir arama ya da Tiananmen 1989 ifadesiyle bilgi aramak başa çok ciddi belalar açabilme potansiyeline sahip.

YAPAY ZEKA YÖNETİMİNDEKİ KAMERALAR

Sistem herkesi izliyor, tanıştıkları diğer kişileri belirliyor ve iki hafta boyunca takipte kalabiliyor. Üstelik sistem sadece yüzünü gördüğü kişileri değil, arkası dönük ve çok uzakta bulunan kişileri de tanımlayabiliyor. Bunu da şahsın hareketlerinden anlıyor.

Herkesin yürüme şekli, kol ve bacak koordinasyonunun farklı olduğu bilgisi üzerinden hareket eden sistem, gün içerisinde herkesten topladığı bilgileri bir havuzda topluyor. Daha sonra sadece arkadan görülen bir şahıs tespit edilmek istendiğinde, hedef kişi havuzda bulunan örneklerle karşılaştırılıyor ve eşleştirme başlıyor.

Şu an Çin’de kullanılan bu teknoloji de çok yakın zamanda tüm dünyaya yayılacak. Zira bu teknoloji, güneydoğu Asya ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihraç edilmeye hazır halde. Ve görüşmeler başlamış durumda.

YENİ ÖDEME SİSTEMLERİ

Diğer önemli bir olay da dünyanın çok yakın bir gelecekte para kullanma olayına son vereceği gerçeği. Çin’de şu an neredeyse nakit para kullanımı sıfırlanmış vaziyette.

Çin’i biraz bilen biri Çin’de “WeChat” ve “Alipay” ile tüm bankacılık işlemlerinin rahatça yapılabildiğini, en ufak dükkândan tutun en büyük mağazaya kadar sadece QR kod okutarak her ödemenin yapıldığını da bilir.

Sistem o kadar yaygın ki Çinliler nakit parayı neredeyse bıraktı diyebiliriz. Hiçbir ücret ödemeden, her istediğinize mesajlaşma uygulamanız üzerinden istediğiniz kadar para gönderebiliyorsunuz. Faturalarınızı ödeyip, sinema bileti alabiliyor, ev kiralıyor, uçak ve tren biletlerinizi sadece bu uygulamalar üzerinden satın alabiliyorsunuz.

Çin şimdi bu sistemin tüm dünyaya yayılmasını istiyor ve bu alanda tekelleşmeye çalışıyor. Bu amaçla dünyanın her ülkesinde ciddi yatırımlar yapıyor. Şimdiye kadar 49 ülkeye girmeyi başardılar. Türkiye de girmeye çalıştıkları ülkelerden biri.

Çin’in yanı sıra Facebook da WhatsApp üzerinden böyle bir sistem kurmaya çalışıyor. Yazılanlara göre Facebook sistemin öncelikle para transferi yapmasına olanak verecek, böylelikle bankaların aracılık ücretlerine son verecek.

Çok yakın bir zamanda şunlarla karşılaşacağız. Bankacılık sistemi değişecek. Artık bankalar olmayacak, nakit para olmayacak, kuyruklar ya da aracılık ücretleri de olmayacak. Üstelik sistem zaten dünyanın birçok yerinde uygulanıyor. Ve sistem tuttu. İnsanlar bu yeni deneyimi çok sevdi.

Şimdi mesele bu deneyimi tüm dünyaya yaymak ve daha da yaygınlaştırmak.

Kripto paralar ile bunun çok daha rahat olabileceğini söyleyebiliriz. Geriye sadece bunu deneyimlememiş insanların korkularını kırmak kalıyor. Bu sorun da biraz zaman almakla birlikte yakın zamanda üstesinden gelinecek bir konu.

Polislerin kullandığı yapay zekâya sahip kask ve gözlükler, elektrikli araçlar, ülkenin tamamına yayılmış hızlı trenler, insansızlaşan marketler, neredeyse her şeyin barkod sistemiyle işlediği bir ülke.

Kısacası Çin, şimdiden geleceği yaşıyor ve çok yakın zamanda Çin’in deneyimleri tüm dünyaya yayılacak. Fakat devletin birey üzerinde kontrolünün arttığı ve her anımızın gözetlendiği bir gelecekle karşılaşacağız.

Bugün yaşanan salgın ise demokrasi ve insan hakları gibi itirazlarla bu sisteme karşı çıkanları da susturacağa benziyor. Çünkü hepimiz bunların gerekli olduğuna inandırılacağız.

Sonuç olarak yakın vadede, vatandaşlar ve hükümetler üstünlük kazanmak için yarıştıkça, hızlı teknolojik değişim muhtemelen bir kedi ve fare dinamiği üretecektir. Tarih herhangi bir yol gösterici ise, açık toplumların yaratıcılığı ve yanıt verebilirliği uzun vadede demokrasilerin bu teknolojik dönüşüm çağında daha etkin bir şekilde ilerlemelerine izin verecektir. Tıpkı bugünün otokrasilerinin yeni araçları kucaklayacak şekilde geliştiği gibi, demokrasiler de yirmi birinci yüzyılda teknoloji vaadinin bir lanet haline gelmemesini sağlamak için yeni fikirler, yeni yaklaşımlar ve liderlik geliştirmelidir.