Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası Türk ekonomisi nereye koşuyor?

Türkiye 16 Nisan 2017'de düzenlenen referandumda kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne 24 Haziran 2018'deki genel seçimle birlikte resmen geçti. Peki yeni sistem sonrasında Türkiye ekonomisinde ne tür gelişmeler yaşandı? Çıkarılan ekonomik paketlerin piyasaya yansımaları nasıl oldu? Türkiye’yi kısa orta ve uzun vadede neler bekliyor?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası Türk ekonomisi nereye koşuyor?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde, TBMM'nin çıkardığı kanunların yanı sıra Cumhurbaşkanı da kararnameler yayımlayarak yasal düzenlemeler gerçekleştirebiliyor. Öyle ki, son bir yıldaki çıkan kararname ve kanunlara baktığımızda, kararnamelerin sayısı kanunlardan fazla. Kanunların sayısının iki yıl üst üste, üçte bire yakın bir oranda azaldığı dikkat çekti.

2016 - 2017 Haziran döneminde 314 kanun ve 25 kararname, 2017 - 2018 döneminde 120 kanun 6 kararname, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiği 2018 - 2019 Haziran döneminde ise 39 Cumhurbaşkanlığı kararnamesi 34 Kanun ve 4 Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı.

On yedinci ayını geride bırakan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türk ekonomisine etkilerine geçmeden önce özetle biraz inceleyelim.

YENİ SİSTEMDE BÜTÇE

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak adlandırılan yeni hükümet sistemi yasama, yürütme ve yargı ilişkilerinin düzenlenmesi bakımından başkanlık sistemine benzerdir. Yeni sistem, yasama ve yürütme organlarının seçimleri, yürütmenin görev ve yetkileri, seçimlerin yenilenmesi, yüksek yargı mensuplarının seçimi, cumhurbaşkanının kararname yetkisi ve bütçe konularında başkanlık sistemleri ile benzer özellikler barındırır. Yeni sistemde bütçe, cumhurbaşkanı tarafından TBMM’ye bütçe teklifi olarak sunulur ve TBMM tarafından onaylanır. TBMM onaylamadığında yani bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre arttırılarak kullanılır. Kanunların yayımlanma yetkisi yeni sistemde de Cumhurbaşkanına ait. Cumhurbaşkanı kanunu yeniden görüşülmek üzere TBMM’ye gönderirse, kanun metninin aynen kabul edilmesi için Meclisin salt çoğunluğu (301 milletvekili) tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

ERDOĞAN SEÇİM MANİFESTOSUNDA NE DEMİŞTİ?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 6 Mayıs 2018'de AKP İstanbul 6'ncı Olağan İl Kongresi'nde yaptığı seçim manifestosunda Türkiye ekonomisine dair önemli açıklamalarda bulunmuştu.

Erdoğan, “Demokratik siyasetin kurumsallaştığı bu sistemde istikrar kalıcı hale gelecek, ekonomik büyüme hız kazanacak. Türkiye, 2023, 2053, 2071 hedeflerine daha emin adımlarla yürüyecek. Enerjide dışa bağımlılık azalacak. Yerli otomobil ve savunma sanayisindeki çalışmalarımız hızla sürecek. İstihdam artışı ile yeni fabrikaların önü açılacak. Cari açık düşecek. Dış saldırılara, finansal saldırılara güçlü hale geleceğiz. Ülkemiz hedeflerine uygun bir yere çıkarılacak. Ahdim olsun ki, dar gelirli vatandaşlarımızın geçimi kolaylaştırılacak. Vergi yükü adil hale gelecek, dar gelirli vatandaşın vergisi azalacak. Daha icraatçı hale gelinecek. Türkiye’yi küresel güç haline getireceğiz.’’ ifadelerini kullanmıştı.

 

RAHİP BRUNSON KRİZİ VE DOLARDA TARİHİ YÜKSELİŞ

24 Haziran seçimlerinin ardından ABD ile yaşanan Rahip Brunson krizi, geçen yıl Türkiye ile ABD arasındaki büyük krizlerinden biriydi. Erdoğan ve Trump, bu süreçte birbirlerine sert sözler sarfederken karşılıklı restleşme ve bakanlara yaptırım kararı gibi Ankara ile Washington arasında daha önce pek de görülmeyen gerilim yaşandı. Yıla 3.79 TL’den başlayan dolar kuru Brunson’ın tahliye talebinin duruşmada reddedildiği 18 Temmuz’da 4.79’a çıktı. ABD Hazinesi’nin iki bakan hakkındaki önlemleri duyurduğu 1 Ağustos günü 5 TL’yi geçti. Trump’ın açıkladığı ikinci aşama yaptırımlar içinde Türkiye’den çelik ve alüminyum ithalatına gümrük vergisini arttırma kararının uygulamaya girdiği 13 Ağustos tarihinde, dolar kuru tarihin en yüksek noktası olan 7.21 TL’yi gördü. Brunson'un 2018 yılının ekim ayında serbest bırakılmasının ardından doların 5 TL'de seyretse de ve yaklaşık 6 ay boyunca 5.2 ila 5.6 TL'den işlem gördü.

Yaşanan bu süreçte dolar kurunun yükselmesi Türk ekonomisi üzerinde önemli bir etki yarattı. Özellikle dövizle borçlanmış olan ya da ithalata dayalı şirketlerden bazıları “konkordato” yani “borç yapılandırması” yoluna gitti.

RESESYON DÖNEMİNE GİRİLDİ

Hükümet, özel sektörün borç sorununu çözmek ve kısılan iç talebi canlandırmak için Eylül 2018’den bu yana dokuz ayrı destek paketi açıklasa da, enflasyon hızla yükseldi. Son bir yılda 1 milyondan fazla insan işini kaybederken, işsizlik yüzde 14,1 ile tarihi seviyeye ulaştı. Bunun sonucunda ekonomi 2018’in son çeyreği ve 2019’un ilk çeyreğinde küçüldü. Böylelikle Türkiye, resmen genel ekonomik daralma veya küçülme olarak da ifade edilen resesyon dönemine girmiş oldu. Geriye ise başkanlık sisteminin ekonomide zayıflarla dolu karnesi kaldı.

PEŞ PEŞE EKONOMİK PAKETLER Yeni hükümet sistemine geçilmesinin ardından hükümet ekonomide yaşanan olumsuz tabloyu düzeltmek için peş peşe ekonomik paketler açıkladı. İş insanlarından evde oturan vatandaşlara kadar toplumun tüm kesimini ilgilendiren bu paketler hangileriydi. Gelin hep birlikte onları hatırlayalım. İşte çoğunluğu Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan o paketlerin özeti ve öne çıkan başlıklar?

 

YENİ EKONOMİ YAKLAŞIMI PAKETİ  (10 AĞUSTOS 2018)

Yeni Ekonomi Yaklaşımı Paketi’nde, Merkez Bankası için bağımsızlık vurgusu, İstikrarlı büyüme hedefi, Adil bir vergi sistemi, Güçlü bir bankacılık sektörü ile ilgili başlıklar öne çıkmıştı.

YENİ EKONOMİ PROGRAMI PAKETİ (20 EYLÜL 2018)

Orta Vadeli Program (OVP), Yeni Ekonomi Programı (YEP) ismiyle hazırlandı. Dengelenme, disiplin ve değişim gibi üç ana temel üzerine kurulan programda, 2019 büyüme tahmini yüzde 2,3, Enflasyon hedefi yüzde 15,9, Cari açığın düşürülmesi, İşsizliğin 2021 yılında yüzde 10.8’e indirilmesi, Kamuda 76 milyar liralık tasarruf ve gelir artışı, Yeni borç yapılandırmasının olmaması, İhracatta 2021 için 204 milyar dolar hedeflendi.

ENFLASYONLA TOPYEKÜN MÜCADELE PAKETİ (9 EKİM 2018)

Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programında, İşletmelere destek verilmesi, Enflasyonla mücadele için internet sitesi kurulması  (Enflasyonlamucadele.org.tr), Elektrik ve doğalgaza yıl sonuna kadar zam yapılmaması, Ağustos ayından geçerli olmak üzere bankaların faiz oranlarına yüzde 10 indirim yapması, Hal yasasında değişiklik başlıkları öne çıkmıştı.

KOBİ DEĞER KREDİSİ (10 OCAK 2019)

KOBİ Değer Kredisi’nde başta imalatçı firmalar olmak üzere yıllık cirosu 25 milyon liranın altında olan KOBİ’lere uygun şartlarda finansman sağlanması, İmalat ve İhracat sektöründeki firmalara 1 milyon lira, diğer sektörlerdeki şirketlere 500 bin lira kredi desteği verilmesi, KOBİ Değer Kredisi toplam 20 bin liralık bir paketten oluşması, KOBİ Destek Kredisi 6 ay geri ödemesiz olması gibi başlıklar öne çıkmıştı. 13 bankanın destek verdiği KOBİ Değer Kredisi paketinde kullandırılacak kredilerde faiz aylık yüzde 1,54 belirlenmişti.

SERACILIK KREDİ PAKETİ (8 ŞUBAT 2019)

Türkiye Bankalar Birliği (TTB) Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın tarafından açıklanan Seracılık Kredi Paketi paketi kapsamında, yüzde 8,25 faizli, yapılan yatırımın yüzde 75'ine kadar kapsayan, toplamda 7 yıla kadar vadeli, 2 yıla kadar ödemesiz, 10 milyon liraya kadar olan yatırımlar için Hazine desteği verilmesi ile yatırım kredisinden faydalananların ayrıca 14 ay vadeli piyasa koşullarıyla uyumlu işletme kredisinden de faydalanabilmeleri ön plana çıkmıştı.

KOBİ DEĞER KREDİSİ-2 (1 MART 2019)

Türkiye Bankalar Birliği (TBB), toplam 17 bankanın, "KOBİ Değer Kredisi-2"yi kullandırmaya başlayacağını açıklamıştı. Açıklamada, "KOBİ’lerimizin bu pakete olan yoğun ilgisinin devam etmesi ve sektör ihtiyaçları çerçevesinde paketin kapsamı genişletilerek  KOBİ Değer Kredisi - 2 yeni kredi paketi hazırlanmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı’mızın 20 milyar liralık kefalet desteği ile toplam 25 milyar lira kredi hacmi oluşturulması amaçlanmıştır." İfadelerini kullanmıştı.

KOBİ Değer Kredisi - 2 paketinde, kredilerin ciro ve faaliyet alanına göre değişmek üzere azami 1,5 milyon TL’ye kadar kullandırılabilmesi, Kredilere Hazine destekli Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaleti sağlanması, Kredilerde vade, 6 ayı anapara ödemesiz olmak üzere, toplam 36 ay olarak belirlenmesi, Kredilerde aylık  yüzde 1,54, yıllık yüzde 18,48 faiz oranı uygulanması başlıkları ön plana çıktı.

YAPISAL DÖNÜŞÜM ADIMLARI PAKETİ (10 NİSAN 2019)

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak açıkladığı “Yapısal Dönüşüm Adımları” paketinde, Kamu sermayelerinin güçlendirilmesi, Konkordato ve kredi yapılandırma meselesinin herkesin çıkarına yasal bir çerçeve ile ele alınması, Bireysel emeklilik sisteminin yeniden ele alınması, Kıdem tazminatı reformunun hayata geçirilmesi, Milli gelirin yüzde 10’un üzerine çıkarılması, Finans sektörünün daha sağlıklı işleyişini sağlamak için reel sektör alanında bazı adımlar atılması, Gıda enflasyonu ile mücadele için Tarımda Milli Birlik Projesi’nin hayata geçirilmesi, Tarım meyve sebze pazarında dengeleyici unsur olması amacıyla Tarım Kredi Kooperatifi ortaklığıyla Sera AŞ’nin kurulması, 47 milyon olan küçükbaş hayvan varlıklarının 4 yıl içinde 100 milyona yükseltilmesi, Kurumlar Vergisinin kademeli olarak düşürülmesi, Varlık Fonunca Lojistik master planı hazırlanması, Turizm Master planı ile 4 yıl içinde 70 milyon turist ve 70 milyar dolar turizm gelirine ulaşılması gibi başlıklar öne çıktı.

İVME (İLERİ, VERİMLİ, MİLLİ ENDÜSTRİ) FiNANSMAN PAKETİ (23 MAYIS 2019)

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, İVME Finansman Paketi’yle birlikte sanayi ve tarım alanlarında üretim alt yapısının gelişmeye devam ettiğini vurgulamıştı. Dört temel özelliği taşıyan sektörleri hedefleyen İVME (İleri, Verimli, Milli Endüstri) Finansman Paketinde, İthalat bağımlılığı yüksek, dış ticaret açığı veren, istihdama katkı oranı yüksek ve ihracat potansiyeli yüksek sektörlere bu paket kapsamında finansman sağlanması, Üç ana faaliyet alanına üç kamu bankasının yıl sonuna kadar 30 milyar liralık bir finansman sağlanması, Üç ana faaliyet alanının hammadde ve ara malı imalatı, makine imalatı ve tarım olarak belirlenmesi, Hammadde ve ara malı üretiminde 2 yıla kadar anapara geri ödemesiz -azami 10 yıl olmak üzere- 150 milyon TL'ye kadar yatırım kredisi sağlanması, Makine imalatı finansmanında 2 yıla kadar anapara geri ödemesiz -azami 10 yıl olmak üzere- 150 milyon TL'ye kadar yatırım kredisi sağlanması, Tarım sektöründe sağlanacak kredilerin vadesi, seracılıkta işletme kredileri için 14 ay, yatırım kredileri için 84 ay olarak belirlenmesi, Seracılık dışındaki tarım alanlarında da işletme kredileri için 12 ay, yatırım kredileri için de 60 ay vade sağlanması gibi başlıklar öne çıktı.

YENİ EKONOMİ PROGRAMI (30 EYLÜL 2019)

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Değişim Başlıyor" anatemasıyla hazırlanan Yeni Ekonomi Programı'nı (2020-2022) (YEP) bakanlıkta düzenlediği basın toplantısıyla açıklamıştı. Yeni Ekonomi Programına göre, Enflasyon hedefleri 2019 için yüzde 12, 2020 için yüzde 8,5, 2021 için yüzde 6, 2022 için yüzde 4,9 oldu.Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2019, 2020 ve 2021 yılları için yüzde 2,9'ar, 2022 için yüzde 2,6 olması hedefleniyor.Büyüme hedefi 2019 yılı için yüzde 0,5, 2020, 2021 ve 2022 yılları için yüzde 5'er öngörülürken, işsizlik oranı hedefleri 2019 için yüzde 12,9, 2020 için yüzde 11,8, 2021 içinyüzde 10,6, 2022 için yüzde 9,8 oldu.

Yeni Ekonomi Programında başta enflasyonun düşürülmesi, Sulama yatırımları yapılacak, Cari denge hedefi, Vergi reformunun yapılması, İşşizlikle mücadele, Bankacılık sisteminde reform, Yapı Tasarrufu Sandığı sisteminin kurularak düşük maliyele konut alımının sağlanması, Tamamlayıcı emeklilik sisteminin kurulması, Yerli üretimi geliştirmek için, Sanayileşme  İcra Kurulu’nun oluşturulması gibi başlıklar öne çıktı.

YENİ BİR PAKET YOLDA GELİYOR

Ekonomideki daralmaya çözüm arayan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan geçtiğimiz günlerde yeni bir paket açıklaması geldi.

Samsun’da iş adamları ile bir araya gelen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, “Enflasyondaki tablo ortada. Önemli adımlar attık. Önümüzdeki yıl tek haneli düşük enflasyonu göreceğiz. Mesele birilerinin küçümsediği gibi baz etkisi şu bu değilmiş. Birileri çıkacak o raporları inkâr etmeye çalışacak. Biz Türkiye'de ekonomi ile ilgili bu mecralardaki 15-20 kişilik koroya rağmen tarihi bir süreçten çıktık. Çok daha iyisini ortaya koymak için çalıştık. Türkiye olarak güçlü bilançomuzu devam ettiriyoruz. TOKİ'nin de içinde yer alacağı, her yıl en az 100 bin vatandaşımızı ev sahibi yapacak bu modelin tüm ayrıntılarını, evlerin modellerini, şehirleri, uygulama şartlarını bu ay bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımız önderliğinde özel bir programla vatandaşlarımıza anlatacağız." açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası Türk ekonomisinde yaşanan gelişmelerden bahsettikten sonra şimdi de bazı TÜİK olmak üzere yerli ve yabancı kurumların verileri ve öngörülerini inceleyelim.

TÜİK’E GÖRE TÜRK EKONOMİSİ 1,5 DARALDI

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı (TÜİK), Nisan-Haziran 2019 dönemine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla rakamlarına göre,Türkiye ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 1,5 daraldı.

Gayrisafi Yurt İçi Hasıla ikinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak (2009=100), 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,5 azaldı. Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2019 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 15 artarak 1 trilyon 24 milyar 226 milyon TL oldu.

KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİR 9 BİN 683 DOLAR

Kişi başına GSYH, 2018 yılında cari fiyatlarla 45 bin 750 TL, ABD doları cinsinden 9 bin 693 dolar oldu.Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'yı oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; tarım sektörü toplam katma değeri yüzde 3,4 arttı, sanayi sektörü yüzde 2,7 ve inşaat sektörü yüzde 12,7 azaldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri yüzde 0,3 azaldı.Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2019 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,4 azaldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,2 arttı.

HANEHALKI NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI YÜZDE 1,1 AZALDI

Yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşların (HHKOK) toplam nihai tüketim harcamaları, 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 1,1 azaldı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 3,3 artarken gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 22,8 azaldı.

MAL VE HİZMET İTHALATI İSE YÜZDE 16,9 AZALDI

Mal ve hizmet ihracatı, 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirleme hacim endeksi olarak yüzde 8,1 artarken ithalatı ise yüzde 16,9 azaldı.

İŞ GÜCÜ ÖDEMELERİ YÜZDE 21,1 ARTTI

İşgücü ödemeleri, 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 21,1, net işletme artığı/karma gelir yüzde 9,9 arttı.

İŞ GÜCÜ ÖDEMELERİNİN GAYRİSAFİ KATMA DEĞER İÇERİSİNDEKİ PAYI YÜZDE 37,1 OLDU

İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın aynı çeyreğinde yüzde 35,6 iken bu oran 2019 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 37,1 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 47,2'den yüzde 44,6'ya düştü.

İLK ÇEYREKTE'DE KÜÇÜLME YAŞANMIŞTI

Türkiye ekonomisi 2019 yılının ilk çeyreğinde de bir önceki yılın ilk çeyreğine göre yüzde 2,6 daralmıştı. Zincirlenmiş hacim endeksine göre inşaat sektörünün katma değeri yüzde 10,9, sanayi sektörünün katma değeri yüzde 4,3, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörü katma değeri ise yüzde 4 küçülmüştü. İkinci çeyrekte olduğu gibi ilk çeyrekte de sadece tarım sektörünün katma değeri artmış ve artış bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,5 olarak ölçülmüştü.

YÜKSEK ENFLASYON VE KÜÇÜLMEYİ BİR ARADA YAŞIYOR

Ekonomist Mahfi Eğilmez, TÜİK rakamlarına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Son 1,5 yılın çeyrekler bazında büyüme ve enflasyon oranlarına göre çizilmiş aşağıdaki grafik bize Türkiye'nin 2018 yılının son çeyreğinden bu yana (9 aydır) slumpflasyonu yani yüksek enflasyon ve küçülmeyi bir arada yaşadığını gösteriyor." ifadelerini kullanmıştı.

OECD, TÜRKİYE’NİN BÜYÜME TAHMİNLERİNİ YÜKSELTTİ

OECD Türkiye'nin bu yıl için büyüme tahminini eksi yüzde 0.3'ten artı yüzde 0.3'e, 2020 beklentisini ise yüzde 1.6'dan yüzde 3'e yukarı yönde revize etti. 2019 enflasyon tahmini yüzde 15.8, 2020 enflasyon tahmini yüzde 13.2 oldu. 2019 cari denge/GSYH tahmini yüzde 0.3, 2020 için ise eksi yüzde 0.7 oldu.

OECD'nin Ekonomik Görünüm Raporu'nda Türk ekonomisinde büyümenin son aylarda toparlandığı, hükümet teşviklerinin iç talebi tahmin edilenden daha fazla canlandırdığı, TL'nin değer kaybının da ihracatı desteklediği belirtildi. Raporda "Ancak zayıf dış ticaret talebi, jeopolitik belirsizlikler, özel sektör bilanço sorunları büyümeyi yüzde 3 civarında tutar, bu da potansiyelin altında" değerlendirmesine yer verildi.

 

Yatırımcı güveninin kırılgan kalmaya devam ettiği, yatırımlarda da sert düşüş olduğu ifade edildi. Uluslararası güven ortamının yeniden sağlanması için makroekonomik çerçevenin sadeleştirilmesi ve daha şeffaf hale getirilmesi gerektiği vurgulandı. Toparlanma sürse de belirsizliklerin yüksek kaldığı, 2020 ve 2021'de büyümenin yüzde 3 civarında kalacağı öngörüldü. Dezenflasyon sürecinin devamı için para politikasının sıkı kalmaya devam etmesi gerektiği ifade edildi.

DÜNYA BANKASI, 2019’DA DEĞİŞİKLİK BEKLEMİYOR

Dünya Bankası, Türkiye GSYİH'sinde 2019'da değişiklik beklemiyor. Dünya Bankası tarafından yapılan açıklamada Türkiye'nin ekonomik toparlanmasının hızı ve sürdürülebilirliğinin belirsizliğin azalması ve yatırımcı güveninin yeniden sağlanmasına bağlı olduğu belirtildi.

Yayınlanan Türkiye Ekonomi İzleme (TEM) raporunda son ekonomik gelişmeler değerlendirilerek Dünya Bankası'nın Türkiye'ye ilişkin ekonomik beklentilerinin analizine yer verildi.Türkiye'nin zor bir ekonomik dönemden çıktığı, ancak reel sektör üzerindeki derin etkinin sürdüğü belirtilen açıklamada geçen 12 ayda cari işlemler hesabındaki dengesizliklerin daraldığı, bankaların dış borcunun azaldığı ve küresel parasal genişlemenin dış risklerin azalmasına yardımcı olduğu ifade edildi.

Ekonominin 2019 başlarında toparlanmaya başladığı ancak zorlukların sürdüğü belirtilen değerlendirmede yatırımların azaldığı, fiyatların yüksek kaldığı ve işsizliğin arttığına dikkat çekildi. Raporda, bu unsurların tüketicileri olumsuz etkilediği ve yoksulluğun tahmin dönemi boyunca kademeli olarak azalması öncesinde, 2019'da hafifçe artabileceği görüşüne yer verildi.

TEM'e göre Dünya Bankası Türkiye GSYİH'sinde 2019 yılında değişiklik olmasını beklemiyor. Bankaya göre 2020 ve 2021 yıllarındaki büyüme sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 4 seviyelerinde gerçekleşecek. Ayrıca bankanın analizine göre Türkiye'nin piyasa baskılarını azaltmak için dış tamponlarını güçlendirmesi gerektiği belirtildi.

IMF, TÜRKİYE İÇİN BÜYÜME BEKLENTİSİNİ REVİZE ETTİ

Uluslararası Para Fonu, 2019 yılı için Türkiye ekonomisi büyüme beklentisini yüzde -2.5'ten yüzde 0.2'ye revize etti. Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye ekonomisine ilişkin açıklamada bulundu. IMF, 2019 yılında Türkiye ekonomisi için olan yüzde -2.5 daralma beklentisini pozitif yüzde 0.2 olarak güncelledi. Kuruluş, 2020 beklentisini ise yüzde 2.5'ten yüzde 3'e revize etti.

Peki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türk ekonomisine olan etkisine ekonomistler nasıl değerlendiriyor? 2020 yılı için neler öngörüyorlar?

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, Intell4’ün sorularını yanıtladı.

MAKROEKONOMİK DENGELER BOZULDU

Soru: Yeni hükümet sisteminde Türkiye ekonomisinde gelinen noktada durumunu nasıl görüyorsunuz?

Gürsel: “Resmi adıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Türkiye ekonomisinin dar bir boğaza girdiği zamanda faaliyete geçti. Adına Türkiye usulü başkanlık sistemi diyebileceğimiz yeni siyasal rejimi yerleştirebilmek için AK Parti iktidarının 2017 nisanında organize edilen anayasa referandumunu kazanması gerekiyordu. Kazanma şansını artırmak için de ekonomik koşulların (büyüme, işsizlik gibi) olumlu bir seyirde olması istendi ve mevcut potansiyel zorlandı. 2017 yılı başından itibaren çeşitli kanallardan özellikle tüketim, kısmen de yatırımlar yüksek dozlarda teşvik edildi. İç talepte yaratılan güçlü canlanma sayesinde ekonomik büyüme 2017 yılında yüzde 7,4 gibi çok yüksek bir düzeye ulaştı, işsizlik azaldı. Ama buna karşılık makroekonomik dengeler bozuldu: Zaten bir hayli yüksek düzeyde olan dış açık artışa geçti, enflasyon çift hanelere yükseldi.”

ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE DARALMA BAŞLAMIŞTI

“Bozulan dengelerin düzeltilmesi için istikrar politikalarının uygulanması beklenirken bu kez iktidar cumhurbaşkanlığı ve genel seçim kararı aldı. İstikrar politikaları yerine teşvik politikaları devan ettirilirken faiz politikasını bağımsız yürütmesi gereken TCMB resmi faiz-enflasyon söylemiyle siyasal baskı altına alındı ve gerekli müdahaleleri zamanında yapamadı. Sonuçta yeni başkanlık sistemi rejimi geçirilmeye ve yerleştirilmeye çalışılırken Türkiye ekonomisi 2018 yılında önemli ölçüde istikrarsızlaşmış, bir yandan döviz kuru ve ona bağlı olarak enflasyon kontrolden çıkarken diğer yandan büyüme önce yavaşlamış, ardından üçüncü çeyrekten itibaren daralma başlamıştı. Bu olumsuz gelişmenin doğal sonucu olarak 2018 yılında Şubat ayından itibaren önce inşaat sektöründe (özellikle konut sektörü) ortaya çıkan buhranın, yılın ikinci yarısından itibaren de sanayi ve hizmetlerde ekonomik resesyonun etkisiyle yaşanan büyük çapta istihdam kayıpları sonucunda işsizlikte büyük bir artış gerçekleşmiştir.”

  “Başkanlık sisteminin önemli bir iddiası karaların hızlı alınacağı böylece sorunlara zamanında müdahale edilebileceği şeklindeydi. Oysa son bir küsur yıllık uygulama gösterdi ki karalar her ne kadar hızlı alınabiliyor olsa da, hız isabetli olmalarını garanti etmiyor. Aksine, Başkanlık Sistemi rejimi tek adam yönetimi ile özdeşleştikçe, para-faiz politikasına, teşviklere, kamu kurumlarının, özellikle kamu bankaların işleyişine yönelik siyasal müdahaleler isabetsiz kararlara yol açabildiği gibi ekonomi yönetimine olan güvensizliği daha da artırıcı etki yapabiliyor. “

 

YÜKSEK İŞSİZLİK SORUNU

Soru: Yeni hükümet sisteminde ekonominin önümüzdeki yıllarda (3-5-10) yılda pozitif ve negatif ne gibi yansıması olur?

Gürsel: “Bu alanda kritik nokta yeni hükümet sisteminin geniş kapsamlı görüş alışverişlerine kendini kapatarak tek ya da dar çevrede karar alma sistemine dönüşmüş olmasıdır. Karalar şu veya bu nedenle isabetsiz ve ekonominin gerçekleri ile uyumsuz ise önümüzdeki yıllarda olumsuz sonuçlar yaratmaya devam etmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda en büyük tehdit, Türkiye ekonomisinin yüzde 5’lik potansiyel büyüme hızına ulaşmakta yaşayacağı gecikme ve bunun sonucunda yüksek işsizlik ile uzun süre yaşamak zorunda kalması olacaktır.”

PAKETLER ÖZEL TÜKETİMDE DARALMAYI ÖNLEDİ

Soru: Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın açıkladığı ekonomik paketlerin iç piyasaya katkısı oldu mu?

Gürsel: “Tabii oldu. Özel tüketimde daralmayı bir ölçüde frenledi. Ama yatırımlara ve hiçbir etki yapmadı. Yatırımlar azalmaya, işsizlik artmaya devam etti.”

 

Soru: Sıklıkla açıklanan ekonomik paketler ülke ekonomisi için faydalı mıdır?

Gürsel: “Günü gününe, telaşla, hiçbir etki analizi yapmadan alınan teşvik kararları kısa bir süre için etkili olabilir ama ardından bozulan dengeler ve ekonomi politikalarının geleceğinin belirsizleşmesine neden olduklarından astar yüzünden pahalıya gelmeye başlar.”

 EKONOMİK KURUMLAR DAHA ETKİN OLMALI

Soru: Türk ekonomisinin siyasi gerilimlerden dolayı dolayı dalgalanmasını engellemenin bir yolu var mıdır, varsa neler?

Gürsel:  “Bu soruya bu konuda başarılı olan ülkelere bakarak yanıt verebiliriz. Tipik örnek Belçika’dır. Valonlar ile Flamanların tarihten gelen uzlaşmazlıkları nedeniyle bu ülke yıllarca hükümetsiz kalabilmekte, zar zor kurulan koalisyon hükümetleri de kısa ömürlü olmaktadır ama Belçika ekonomisi bu siyasal gerilimlerden özel olarak etkilenmemektedir. Çünkü Belçika AB üyesidir ve ekonomi kurumları hem bu nedenle hem de tarihsel olarak son derece bağımsızdır. Ekonomi politikalarının bağlı olduğu temel kurallar üzerinde geniş bir toplumsal konsensüs mevcuttur. Türkiye, Belçika olamaz elbette. Ama 2001 krizinden sonra yapılan köklü kurumsal reformlar ekonomik sistemi siyasal çalkantılardan önemli ölçüde ayrıştırabilmişti. Bağımsız ekonomik kurumların daha da geliştirilip sağlamlaşması yerine geriye gidiş başladı. Yapılması gereken bir kurumsal kayıpları bir an önce telafi etmek ve ekonomik kurumları daha etkin hale getirmektir. Mevcut Başkanlık Sistemi rejiminde görünür bir gelecekte bu anlayışla hareket edilebileceği şüphelidir.”

Soru: Türkiye'yi önümüzdeki yıllarda nasıl bir ekonomik süreç bekliyor?

Gürsel: “Zor bir süreç bekliyor. Yukarıda özetlemeye çalıştığım yapısal sorunlardan ötürü Türkiye ekonomisinin önümüzdeki yıllarda verimlik artışlarına dayalı dengeli yani yüksek cari açık vermeden yüzde 5 gibi bir büyüme patikasına istikrarlı bir şekilde yerleşmesi bana pek olası görünmüyor. Daha sert bir resesyon tehlikesi atlatılmış görünüyor. 2019 yılında başlayan dengesiz genişleme, çünkü yatırım ayağı eksik, 2020’de de devam edebilir. Ama yüzde 3-4 arasına sıkışıp kalması yüksek ihtimal. Bu durumda yüksek düzeylere ulaşan işsizliği aşağıya çekmek için gereken yeterli istihdam artışları sağlanamayacak demektir. Sonuç ortalama işsizlik süresinin ciddi ölçüde artması olacaktır. Bu artış Türkiye’nin ilk defa yüz yüze geleceği yeni tür bir tehdidi gündeme getirebilir. İşsizlik tazminat sistemimiz gerek seçilebilirlik koşulları, gerek yararlanma süreleri gerekse işsizlik tazminat miktarları bakımından son derce zayıftır. Diğer ifadeyle, 4,5 milyonluk işsizler ordusunun en fazla üçte biri tazminat alabilmekte, işsizlik süreleri uzadıkça da daha fazla işsiz tazminattan yoksun kalacaktır. Düşük büyüme / düşük gelir artışı koşullarında  aile dayanışmasının tahammül sınırları aşılabilir.”

 

EKONOMİ YÜZDE 4 BÜYÜMEZSE İŞSİZLİK AZALMAZ

Youtube kanalında Türk ekonomisine dair öngörülerini paylaşan ekonomist Murat Muratoğlu ise önümüzdeki kışın zorlu geçeceğini ifade ederek, “Hangi nedenlerle ekonominin düzelmesini bekliyoruz. Tek tutunacağımız dal Türkiye’nin yüzde 5 büyüyecek olması, büyüyebilir mi? Tabii ki büyüyebilir. Yalnız bu büyüme yanında büyük sorunlar getirir. Türkiye’de ekonomi yüzde 4 büyümüyorsa işsizlik azalmayacak anlamına gelir. Daha önce yüzde 7.2 büyüdük yine işsizlik azalmadı. Büyüme kalkınma değildir. Büyüme harcamaların artmasıdır. Tıpkı kentsel dönüşüm gibi. Yık yap büyü ülkeye faydası yok. Önümüzdeki günlerde enflasyondaki düşüş yerine artışa bırakacak. Yine de geçen yılki tüketin seviyesine ulaşılamayacak. Nedeni gelirleriniz artmıyor. Türkiye kredi olmadan büyüyemiyor. Kredi faizleri inse de kredi hacmi canlanmıyor. Onun için bankaları kredi vermeye zorluyorlar. Medyaya yansımasa da konkordato ve iflaslar devam ediyor. Bunlar ilişkili olduğu bütün şirketleri etkiliyor.”diye konuştu.

VERGİ TÜKETİMİ AZALTIR, BÜYÜMEYİ DARALTIR

Muratoğlu, 2020 yılı bütçe açığı beklentisinin 138,9 milyar lira olduğunu belirterek, “Bu açık nasıl kapatılacak. Ya ekstra vergi toplayacak ki bu durum tüketimi azaltır, büyümeyi daraltır. Ya da tekrar borçlanacak. Ocak’tan Ekim’e hazine nakit açığı tarihte ilk kez bu yıl Merkez Bankası’ndan alınan 46 milyar liralık desteğine karşın 101,7 milyar lira oldu. Bu parayla beraber 147,5 milyar lira açık verdik. Gelecek sene Merkez Bankası’na değişik isimlerle para yaratacaklar ki ister istemez enflasyondan faize, döviz kuruna kadar her şeyi etkileyecek. 139 milyar lira olarak planlanan bütçe açığı kaç paraya evrilecek. 2020 yılı içerisinde 129 milyar lirası faiz olmak üzere toplam 35 milyar lira borç ödemesi yapılacak. Yani kamu borç stoku 1,5 milyar lirayı aşacak. Bu para nereden bulunacak çoğunlukla bankalardan alınacak. Peki bankalar hazineye borç verirse özel sektör ne yapacak? Kredi olmazsa Türkiye’de büyüme de olmaz.” ifadelerini kullandı.

İHRACAT DURDU, İTHALAT ARTTI

Konuşmasında ihracata da değinen Muratoğlu, “Peki ihracattan bir şeyler umabilir miyiz? Maalesef ihracat durdu, ithalatta artış kulvarına girdi. İlk 10 ayda sadece yüzde 2,1 oranında arttı. Geçen ay yüzde 1,5 azaldı ihracatımız. Buna karşı geçen ithalat yüzde 11 yükseldi. 1 milyar 850 milyon dolar dış ticaret açığı verdik ki, bu bir başlangıç. Esas sorun mal ve hizmet sattığımız ülkelerin pazarları ve ikili ilişkilerimizin kötülüğü de söz konusu. Avrupa’da hala İngiltere’de brexit belirsizliği var, Almanya’da Merkel’in ne olacağı belli değil ve dünyayı etkisi altına alan ticaret savaşları. Yani Avrupa’ya ihracatı unutun. İhracat katkı vermeyeceği gibi.” şeklinde konuştu.

 

İŞSİZLİĞİ AZALTMAK İSTİHDAMA BAĞLI

Medyascope.tv’de yayınlanan “ParaPolitik” programında konuşan Prof. Dr. Yalçık Karatepe, “TÜİK’in açıkladığı verilerine göre Türkiye’nin en önemli sorununun işsizlik olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. İşsiz sayısı TÜİK’in hesaplamasına göre yüzde 14 olmakla birlikte biz geniş tanımlı olarak adlandırdığımız iş aramayız ama çalışmaya hazır olan grubu da dahil ettiğimizde Türkiye’deki işsiz sayısının 7 milyonun üzerinde olduğunu görüyoruz. Bu işsizlik durumu artarak devam ediyor. Buna çözüm üretmekte iktidarın çok da başarılı olmadığını görüyoruz. TÜİK’in açıkladığı son verilere baktığımızda istihdam edilen kişi sayısında da azalma olduğunu görüyoruz. Geçen senenin aynı dönemine göre işsiz sayısında neredeyse 1 milyona yakın artış olduğunu görüyoruz. Mevcut çalışırken işini kaybetmiş insanlar var. Türkiye’nin yeterince istihdam yaratacak bir ekonomik sürecin içinde olmamasından kaynaklanıyor. İşsizliği azaltabilmek için istihdam yaratmanız gerekiyor. Bunu yaratamadığınız sürece işsizlik bir sorun olarak karşınızda durmaya devam edecek.” diye konuştu.

TÜRKİYE İKİ SORUNLA KARŞI KARŞIYA

Türkiye’nin en temel sorunlarından biri istihdam yaratamıyor olması olduğuna dikkat çeken Karatepe, “Hem ekonomi küçüldüğü için mevcut istihdam verilerinde ya da sayıların da bir azalmanın olduğunu görüyoruz. Hem de artık gelişen teknolojiyle beraber istihdam yaratmanın zorlaştığı bir dönemdeyiz. Türkiye bu iki sorunla da ciddi ciddi karşı karşıya. Hükümetin istihdamı arttırmaya yönelik teşvik programlarına ilişkin Bir işyerinin ya da işvereninin istihdam etmesinin tek koşulu istihdam ettiği kişinin maliyeti değildir. Önemli bir unsur ama istihdam ettiği kişinin ortaya çıkardığı ürettiği ya da üretimine katkı sunduğu malı ve hizmeti satacağı bir yer olduğuna da inancının olması lazım. Türkiye’nin temel sorunlarından bir tanesi ekonominin büyümüyor olması ya da küçülüyor olması. Özellikle de yurt dışında da işlerin çok iyi gitmemesi sebebiyle insanların ürettikleri mal ve hizmeti satabileceklerine yönelik inançlarının henüz tesis edilmemiş olmasının ben önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum.” dedi.

İŞSİZLİK ÇOK CİDDİ BİR SORUN

Geçen sene mart ayına kadar işsizlik fonundan teşvik ve destek adı altında yapılan ödemeler 400 milyon civarında olduğunu belirten Karatepe, “Fakat o aydan itibaren teşvik ve destek harcamaları nisan ayına geldiğimizde 463 milyon liradan 1,3 milyar liraya çıktığını görüyoruz. Yani yaklaşık 900 milyon liralık bir artış var bir ayda. Onu takip eden dönemlerde de bu artarak devam ediyor. Bu kabaca 300 bin kişilik ek istihdamdan bahsediyoruz. 300 bin kişilik ek istihdamı bu teşvikler üzerinden sağlanmış olmasına rağmen işsiz sayısının 7 milyon civarında seyrediyor olması aslında işsizliğin çok ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaya devam ettiğini gösteriyor. “ dedi.

TÜRK EKONOMİSİNİN BÜYÜMESİ GAYET İYİ

İstanbul’da gerçekleştirilen bir kongrede konuşan dünyaca ünlü ekonomist Nouriel Roubini, Türkiye'nin son 20 yıldır ekonomik büyümesinin ve ekonomik çeşitlenmesinin gayet iyi olduğunu ifade ederek, "Finansal hizmetlerde ve endüstriyel açıdan gayet başarılıydı. Türkiye'nin hem Batı hem de Doğu ile iş yapabilmesi çok avantaj sağlıyor. Türkiye'nin nüfus artışı, doğru eğitim ve beceri kullanımıyla önemli bir ekonomi kaynağı olabilir." dedi.

REFORM YAPMA SÜRECİ YAVAŞLADI

Türkiye ekonomisinde son dönemlerde kırılganlıkların başladığını ifade eden Roubini, "Türkiye'de 2015 yılından bu yana reform yapma süreci yavaşladı. Kredi politikası ve gevşek politika sebebiyle enflasyonda artış oldu. Türkiye ekonomisinde makroekonomik kırılganlığın yanı sıra jeopolitik kırılganlıklar da etkili oldu. Para birimi değeri kayba uğradı. Bu durumdan hem bankacılık hem de özel sektör etkilendi." dedi.

İYİLEŞME BAŞLADI AMA KIRILGAN VE SUNİ

Roubini, Türkiye'de ekonominin bu yıl itibarıyla yükselişe geçtiğini belirterek, "Türkiye ekonomisi daha istikrarlı hale geldi. Turizmin katkısıyla cari açığın azaldığını görüyoruz. Ekonomi iyileşmeye başladı ama bu iyileşme kırılgan ve suni. Türkiye'de parasal politikaların daha sıkı olması gerekiyor. Makroekonomik stabilizasyon anlamında bakacak olursak potansiyel bir büyüme için Türkiye'nin yapısal reformlara ihtiyacı var. Türkiye'de genç nüfusun istihdama katılması daha yüksek büyümesine katkı verecektir." diye konuştu.

 

SONUÇ: Dünyada 2020 yılında ekonomik sıkıntılar devam edecek. Bu sıkıntılar ABD başta Çin ile devam eden ticaret savaşlarına bağlı görünüyor. Eğer bu ticaret savaşı devam ederse aralarında Türkiye’nin de bulunduğu iki ülke ile ticaret yapan birçok Avrupa ülkesinin ekonomisine zarar verecek. Bunun için tüm gözler Trump ile Şi Cinping arasında yapılması beklenen ikili görüşmeye çevrilmiş durumda. Türkiye ekonomisi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğimiz geçen yılın haziran ayından bu yana olan verileri bir bakalım. TÜİK’in geçtiğimiz haziran ayında açıkladığı verilere baktığımızda dolar kuru 4,53’den 5,77’ye, Enflasyon 12,25’den 18,71’e, İşsizlik 10,1’den 14,1’e ve Bütçe açığının 2,7 milyardan 12,1 milyar liraya, RİSK (CDS) prim oranının 317’den 458’e çıktığını görüyoruz.  Verilere baktığımızda resesyon olarak da bilinen ekonomik küçülme ya da daralma yaşayan Türkiye ekonomisi için 2020 yılı da kolay geçeceğe benzemiyor. Enflasyon ve İşsizlik iki önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Hükümetin alacağı tedbir ve kararlar, başta ABD ve Suriye olmak üzere dış politikada izlenecek yollar ekonomiye direkt etki edeceğe benziyor.