Çocukların korunmasında yaşanan yetersizlikler

Çok haklarına dair ilk gelişmeler sanayi devriminin ardından çocukların fabrikalarda çalıştırılmasıyla başladı. Dünya genelinde çocuk yaşta olan işçilerin sayılarındaki artış ve bu dönemlerde hayatın her alanında şiddete ve istismara maruz kalan çocukların haklarını güvence altına alınması için 1923 yılından BM önderliğinde dünya genelinde Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi kabul edilmiştir.  

Çocukların korunmasında yaşanan yetersizlikler

İnsan hakları bir insanın sadece insan olmasından ötürü herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan sahip olduğu haklardır. Bu insani temel haklar devlet hukukundan önce gelir, bağımsızdırlar ve ancak demokratik bir düzen içerisinde kendi yerini bulur. Evrensen ve yüksek ahlaki niteliğe sahip olan insan hakları; İnsan hakları, insanın dil, din, ırk, ulus, etnik köken, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, insan olmasından kaynaklanan temel haklardır. Gelişen dünyada hak, adalet ve özgürlük kavramları üzerine pek çok araştırma yapılmış olsa da uygulama konusunda oldukça ağır ilerlendiğine kuşku yoktur.  
 
Çocuk haklarını güvence altına almak amacıyla yayımlanan ilk uluslararası bildirge 1923 tarihinde yayımlanan Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi olmuştur. Önem kazanmasındaki en önemli nokta ise, ilk olarak çocukların İngiltere’de fabrikalarda çalıştırılmasıyla ve oradan Amerika ve dünyaya yayılmasıyla başlamıştır. Bu dönemde çocuk işçilerin maruz kaldığı acımasız uygulamalar, siyasetçileri birtakım önlemler almaya ve bazı sosyal politikalar geliştirmeye zorlamıştır. Ekonomik çalışma koşullarıyla ilgili bu sınırlı düzenlemeler, ilerleyen zamanlarda farklı hakların da gündeme gelmesiyle yeni hukuki düzenlemeleri tartışmaya açmıştır. Bu bağlamda Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi hazırlanmıştır. Çocukların her durumda yetişkinlerden daha özel olarak ele alınmaları gerekliliğinden yola çıkarak onların her türlü ihmal ve istismardan korunma haklarını vurgulamak üzere yayımlanan bu metin, sonrasında Milletler Cemiyeti tarafından da kabul edilerek uluslararası bir bildirge hâline gelmiştir. 
 
Fakat söz konusu bildirgenin yetersiz olduğu İkinci Dünya Savaşı nedeniyle anlaşılmıştır. Yetersizliğin gündeme gelmesinde en önemli etken ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında savaş mağdurlarının önemli bir bölümünün çocuklar olmasıdır. Bu durum savaş sonrası yeni düzenlemeleri de gündeme getirmiştir. Bu dönemde bağımsız bir bildirgeden ziyade çocuk haklarının temelini de oluşturacak olan, 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) tarafından kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” kabul edilebilmiştir. Bir süre sonra bu metnin yetersiz olduğunun görülmesi üzerine, çocukların haklarını güvence altına alacak yeni ve bağımsız bir metin üzerinde çalışmalara başlanmış ve 1959 yılında ilk bağımsız Çocuk Hakları Bildirgesi kabul edilmiştir. Bu bildirgede çocuğun fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları ifade edilerek temel haklarının korunması ve çocuklar arasında ayrım yapılmaması, bütün çocukların gelişmelerini sağlayacak her türlü imkân ve fırsattan yararlandırılması ve daha birçok hakları sıralanmıştır. 
 
Aradan geçen uzun yılların ardından 1959 yılından yayımlanan bildirgenin, yetersiz uygulamalardan ötürü eksik kaldığı gündeme gelmiştir ve bu doğrultuda yeni bir sözleşmenin kaçınılmaz hale geldiği anlaşılmış, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde 1970’lerin sonunda yeni bir çalışma başlatılmıştır. Böylelikle Uluslararası hukukta çocuğun haklarının tanınması ve çocuğun korunumuna ilişkin en kapsamlı içerik, 20 Kasım 1989’da kabul edilmiş ve “Çocuk Haklarına İlişkin BM Sözleşmesi” adıyla yasalaşmıştır. Birçok ülke tarafından imzalanan sözleşme, 9 Aralık 1994 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da kabul edilmiş ve 1995 yılında yürürlüğe girerek Türk hukuk sisteminin içine alınmıştır.  
 
54 maddeden oluşan sözleşme, çocuk hakları ve dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu korunma haklarının yanında fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve ihmale karşı dokunulmazlığın kanunlarla sağlanmasını kapsamaktadır. Bu çerçevede sözleşme, öncelikle ana babaya olmak üzere, ailelere, emniyet görevlilerine, öğretmenlere, sağlık çalışanlara, hükümetlere, yani en sade vatandaştan en üst düzey yönetime kadar her kişi ve kuruma çocuklarla ilgili sorumluluklar getirmektedir.  
 
Sözleşmelere rağmen korumasız kalan çocuklar 
 
Sayısal veriler göz önüne alındığında, uluslararası sözleşmelere rağmen çocukların şiddete, istismara maruz kaldığı açıktır. Uluslararası sözleşmelerdeki koruyucu ilkelere rağmen pratik hayatta yasaların uygulan(a)maması şiddetin ve istismarın önünü açmaktadır. Birleşmiş Milletler ’in 2014 yılında dünya genelinde çocuklara yönelik istismara ilişkin yayımladığı bir raporda, dünyada her 10 kız çocuğundan birinin yetişkinlik dönemine kadar en az bir defa cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000’i bulduğu belirtilmektedir.  
 
Çocukların ihmal ve fiziksel, duygusal istismara özellikle cinsel istismara en fazla maruz kaldığı bölge Avrupa’dır. Avrupa’daki çocuk istismarı oranı, küresel düzleme nispeten hayli yüksektir. Yapılan araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60’ının Avrupa’da bulunduğunu göstermektedir. 2015 yılında Kuzey Amerika’da çocukların kötüye kullanıldıkları pornografik video ve fotoğrafların internet ortamındaki oranının %57 olduğu tespit edilmiştir. Çocukların öznesini teşkil ettiği müstehcen içeriklerin kullanımının en yaygın olduğu ülkelerin başında Hollanda gelmektedir. 2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse 8,2 milyon görüntü ve videonun internet ortamında dolaştığı rapor edilmiştir. 
 

2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse 8,2 milyon görüntü ve videonun internet ortamında dolaştığı rapor edilmiştir.


Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde bundan 20 yıl önce 5-14 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 250 milyonu buluyordu. Bu çocukların %61’i (153 milyonu) Asya’da, %32’si (80 milyonu) Afrika’da ve %7’si (17,5 milyonu) Latin Amerika’daydı. 2016 yılına gelindiğinde dünya genelindeki çocuk işçi sayısının bir miktar gerileyerek 152 milyon olduğu tespit edilmiştir. Bu çocukların yarıya yakınının ise (yaklaşık 73 milyonu) tehlikeli şartlarda, riskli işlerde çalıştırıldığı belirlenmiştir. 
 
Çocukların gelişimindeki en önemli unsurlardan biri olan eğitimde de manzara vahim durumdadır. Bugün dünyada okulda olması gereken 265 milyon çocuk hiçbir eğitim imkanına sahip değildir. Bu çocukların 65 milyonu henüz ilkokul çağında olmasına rağmen okula kayıt dahi yaptırmamıştır. Okul çağında olduğu hâlde herhangi bir eğitimden yoksun durumdaki çocukların yarısı Sahra-altı Afrika ülkelerinde yaşamaktadır. Ayrıca bugün dünya üzerindeki mülteci ve sığınmacıların %80’ini kadınlar ve çocuklar oluştururken resmî kaynaklar tüm dünyada kendi ülkelerinden ve evlerinden edilmiş 25 milyondan fazla çocuk olduğunu ifade etmektedir. Bu çocukların her biri en temel haklarından mahrum olma veya bırakılma tehdidi altında ya sığındıkları bölgelerde ya da yollarda çeşitli ihlallere maruz kalmaktadır. 
  
Sonuç yerine 
 
Bir bireyin yaşama hakkını elde etmeden diğer haklarını elde etmesinin mümkünatı yoktur elbetteki bu çocuklar için de geçerlidir. Bu hak BM Sözleşmesi’nde ve birçok dini metinde belirtilmiş olsa da yetersiz kalan uygulamalar çocuğa yönelik her türlü istismarın, şiddetin ve çocuk katilinin önüne geçememiştir. Sadece son bir yıl içindeki savaşlarda 15.000’e yakın çocuk öldürülmüş ya da sakatlanmış olması geline durumun vahametini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle çocukların hayatına kasteden her eylem ve şiddet uygulaması, bir hak ihlali olarak değerlendirilmeli ve faillerine yönelik uygun hukuki prosedürler geliştirilmelidir.  
 
Uluslararası sözleşmeler, vizyoner belgeler olarak topluma ve devletlere ulaşılması gereken standartları koymuştur ve bu çerçevede koyulan kuralların uygulana bilmesi için hükümetlerin hukuki ve polisiye önlemeleri ciddiyetler uygulaması gerekmektedir. Her türlü tehlikeye, ihmale ve istismara karşı korunma hakkına sahip olan çocuklar, sadece ebeveynlerin sorumluluğu altında değildir, aynı zamanda devletler de çocukların korunumu için gerekli önlemlerin alınmasına imkân sağlayacak yasal ve pratik adımları atmalıdır. Bundan ötürüdür ki çocuk için tüm risk faktörlerine karşın hukuki ve sosyal yaptırımların uygulanmasında devlet öncelikli sorumluluk sahibidir.