Merve Sönmez Talay: "Çocuk her anlamda korunmaya muhtaç bir bireydir"

Yetişkinler arasında kişisel verilerin kullanılması sıkça tartışılan bir konu. Peki, ya çocuklar? Çocukların kişisel verileri, onların izni olmadan paylaşılabilir mi? Avukat Merve Sönmez Talay, çocukların kişisel verilerinin paylaşımı ve istismar davalarındaki bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili soruları Intell4'a cevaplandırdı.

Şeyda Kübra Ayaz

seydaayaz@intell4.com

 

Kişisel verilerin korunması, yetişkinlerin olduğu kadar çocukların da hakkı. Ancak başta aileler olmak üzere birçok kişi ve kurum, çocukların böyle bir hakkı olabileceğine dikkat etmiyor. Özellikle istismar davalarında veya koruma altındaki çocukların bilgilerinin, ifadelerinin veya adreslerinin paylaşılması oldukça sakıncalı.

Avukat Merve Sönmez Talay, çocukların kişisel verilerinin korunması ve dava kayıtlarının gizliliğiyle ilgili soruları Intell4’a cevaplandırdı.

Av. Merve Sönmez Talay


"ÇOCUK HER ANLAMDA KORUNMAYA MUHTAÇ BİR BİREYDİR"

Hukukta Çocuğun Tanımı Nedir?

“Hukuki anlamda çocuk kavramı, Türk Ceza Kanunu’nda ve Çocuk Koruma Kanunu’nda henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanır. Fakat bu hukuki kavramlardan uzaklaştığımızda çocuk nedir sorusu günümüz Türkiye’sinde daha fazla önem arz ediyor.

Çocuk, her anlamda korunmaya muhtaç bir bireydir. Alper Canıgüz, Oğullar ve Rencide Ruhlar kitabında çocuğu şöyle tarif eder: “Çocuk İnsanın Atasıdır.” Bu anlamda her çocuk bu ülkenin geleceği olduğu kadar, geçmişidir. Geçmişini eğitimle bezeyen, geçmişine her türlü maddi ve manevi yatırımını yapan ülkenin geleceği büyür ve gelişir. Bu minvalde çocukları korumak, çocukların uğrayabileceği olası hukuksuzlukların ve kötülüklerin önünde durmak bu ülkenin ve bu ülkenin hukuk sisteminin birincil görevidir.”

Çocukların kendi istekleri dışında görüntü, ses veya kişisel bilgilerinin dijital platformlarda paylaşılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durumun hukuki olarak karşılığı var mıdır?

“Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız bu tür paylaşımlar hukuki açıdan masum olmayan eylemler. Dijital platformları incelediğimizde “Instagramer Anneler”, “Youtuber Babalar”ın sayısının çokluğu gelinen noktanın göstergesi. Anne ve baba belki bilerek, belki bilmeyerek çocuklarını bir meta olarak kullanarak, çocukların bir birey olduklarını ve kişilik haklarını, özel hayatlarının gizliliğini ihlal ettiklerini görmezden geliyor.

Esasında temel sorun ülkemizde yaşayan insanlara birey bilincinin henüz yerleşmemiş olması. Bir gün toplumumuzda “hak” kavramı, “can” kavramı kadar önem kazandığında adalet bilinci, birey olma bilinci daha anlamlı bir hal alacaktır. Özellikle, hukuken kişilik hakları olarak tanımlanan kavramların topluma, özellikle bu ülkenin çocuklarını yetiştiren bireylere sıkı sıkıya anlatılıp bilinç kazandırılması gerekiyor. Örnek verdiğimiz sosyal medya anne ve babalarına çocuklarının on sekiz yaşına geldiklerinde, onlara kişilik haklarının ihlalinden dolayı dava açabileceklerini söylesek muhtemelen “Onlar benim çocuklarım, istediğim şekilde paylaşımda bulunurum, bunun hukuken ne yaptırımı olabilir?” cümleleriyle karşılaşacağız.

“VELAYET HAKKI KAYBEDİLEBİLİR”

Ailelerin çocuklarıyla ilgili internet ve sosyal medya ortamında yaptığı paylaşımlara dikkat çeken Merve Sönmez Talay, velayet konusuna dikkat çekiyor.

“Önemle altını çizmemizi gerektiren bir durum da bu tür paylaşımların velayet hakkını elinde bulunduran anne ya da babanın velayet hakkını kaybedebileceği hususu. Velayet çocuğun korunması ve temsil edilmesi adına öngörülmüş hukuki bir hak. Çocuğun velayeti hukuken belirlenirken, çocuğun üstün yararı gözetilir. Şöyle ki, üstün yarar kavramında, çocuğun bakımı, eğitimi, nasıl bir ortamda yetişeceği ve çocuğun temsili kastedilir.

Bu anlamda çocuğun üstün yararının gözetilmeksizin sosyal medya platformlarında çocuğun fotoğraflarını yayınlayarak çocuğun kişisel haklarını zedeleyen, özel hayatını ihlal eden ebeveyn, elinde bulundurduğu velayet hakkını kaybedebilir. “Velayetin Değiştirilmesi” davalarında en önemli husus çocukların menfaatidir.

En çok dikkat edilmesi ve özenle üstünde durulması gereken husus da bu tür paylaşımların çocuk tacizcilerinin işlerini kolaylaştırarak, kötü eylemlerinin önünü açmasıdır. Hepimizin de bileceği üzere, birkaç kötü istisna dışında hiçbir ebeveyn çocuklarının istismara uğramasına çanak tutmaz. Ama her anne baba bilmelidir ki, çocuğun okulundan paylaştığınız bir fotoğraf çocuğun okulunun nerede olduğunun bilgisini, çocuğunuzun yüzme kursundan paylaştığınız bir video çocuğunuzun gittiği kursun adresini ya da evinizden yaptığınız bir paylaşım çocuğunuzla yaşadığınız adresinizi kötü niyetli insanlar tarafından elde edilmesine yol açabilir. Günümüzün hastalığı olan birkaç fazla beğeni, birkaç fazla tık alma tutkusundan dolayı çocuklarımızın kişisel bilgilerini kötü insanların ellerine teslim etmeyelim.

Karşımıza çıkacak olası durumlardan bir tanesi de dijital platformlarda paylaşılan çocuk fotoğraflarının çalınarak, yasal olmayan uygunsuz sitelerde yayınlanması. Ebeveynlerin ruhu bile duymadan bu tür uygunsuz sitelerde hâlihazırda çocuklarının fotoğrafları yayınlanmakta olabilir. Manen telafisi zor olan bu durumun önüne geçebilmek adına annelerin ve babaların özenle ve dikkatle davranması gerekiyor.”

Çocuğun istismara uğradığından şüphelenildiğinde ne tür bir hukuki yol izlenmesi gerekiyor?

“Yetişkinler böyle bir şüpheyle karşılaştığında ya da çocuk tarafından bu istismar dile getirildiğinde derhal yetkili makamlara suç duyurusunda bulunulması gerekiyor. Bu yetkili makamlar kolluk kuvvetleri ya da savcılık makamıdır.  Yapılan başvuru üzerine hiç zaman kaybetmeden çocuğun da rızasına başvurularak Çocuk İzlem Merkezi’nde muayenesinin yapılması gerekir. Bu süreçten sonra Çocuk İzlem Merkezi’nde çocuğun ifadesine başvurulur. Bu ifade uzman kişiler tarafından alınır. Bu süreçte savcı ve mağdurun avukatı bir nevi izlemcidir. Çocuğa sorulması gereken soruları da ancak uzman kişi aracılığıyla sorarlar. Zorunlu olmadığı sürece çocuk sadece bir kez dinlenir ve yasa gereği çocuğun anlattıkları sesli ve görüntülü kayıt altına alınır. Bu süreçte çocuk mutlaka psikolojik muayene ve izlem altında olmalıdır. Eğer gerekiyorsa da sosyal hizmet ve tıbbi açıdan destek alması sağlanmalıdır.”

ÇOCUĞA AİT BİLGİ VE KAYITLAR GİZLİ TUTULMALI

İstismara uğrayan çocukların dava dosyalarında bulunan bilgiler dışarıya sızdırılabilir mi? Bunun ne gibi sakıncaları var?

“Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 26. Maddesi gereğince çocuğun kimliği, adresi, fotoğrafları, yaşadığı travmalar gibi çocuğa ait her türlü bilgi ve bu bilgilerin yer aldığı rapor ve belgeler, kayıtlar gizli tutulur. Anayasanın 20/3 maddesi gereğince herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunması isteme hakkına sahiptir. Suçun mağdurunun özel hayatına ilişkin her türlü ses kaydı görüntü fotoğraf gibi materyaller kişisel veri niteliğinde olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte bunlar aynı zamanda kanıt niteliği de taşır.

Her ne kadar davanın kanıtlarına erişim engellemesi söz konusu olmasa da Anayasanın 20/3. maddesindeki kişisel verilerin korunması gerekliliğine ilişkin emredici düzenleme uyarınca; mağdurunun özel hayatına ilişkin kişisel veri niteliğindeki materyallerin, davanın tarafı olmayan üçüncü kişilerin erişimine karşı korunması arasında, savunma ve kanıtlama haklarını sınırlamayacak şekilde denge kurulması gerekir. Bu itibarla, mağdurunun özel hayatına ilişkin kişisel veri niteliğindeki materyallerin dava dosyasında kanıt olarak bulundurulması, ancak kişisel verilerin korunması gereğince davanın tarafı olmayan üçüncü kişilerin erişimine karşı korunması için de mühürlü bir zarf içine bulundurma gibi tedbirlerin alınması isabetli olacaktır.

"BİZİM BU ÇOCUKLARA BİR GELECEK BORCUMUZ VAR"

Konunun hukuki tarafından uzaklaşarak toplumsal tarafından incelediğimizde son zamanlarda gündemde olan Elmalı davasına ilişkin dosyanın mağdurlarına ait olduğu iddia edilen resimler sosyal medyada gözler önüne serildi. Bu resimlerin görüntüleri binlerce kişi tarafından paylaşıldı, lanetler yağdırıldı, Twitter mahkemelerinde sanıklar idam bile edildi. Bu bahsettiğim ifadeler herkes tarafından kanıksanmış olsa da gözden kaçırılan husus, bu tür paylaşımların toplumsal infiale yol açılabileceği ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabileceğidir. Konuşmamızın en başında ebeveynlerin çocuklarının fotoğraflarının paylaşmasının ne tür açmazlara sebep olacağını ayrıntılarıyla dile getirmişken, bu tür hassas dava dosyalarının kanıtı olduğu iddia edilen resimlerin paylaşılmasının ayyuka çıkması kabul edilir değil.

Son olarak, bu çocuklar bizim. Sokakta su satan çocuk bizim, tarlada çalıştırılan çocuk bizim, okula giden çocuk bizim, okula gidemeyen çocuk bizim, kapalı kapılar ardında istismara uğrayan çocuklar bizim. Bizim bu çocuklara bir gelecek borcumuz var. Bizim bu çocuklara bir gelecek sözümüz var.”