Emre Dönmez: "Çocuk işçilerin yüzde 70’i tarım sektöründe"

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında yayınladığı rapor, Covid-19'un da getirdiği ağır şartlar ile birlikte, çocuk işçi sayısının 160 milyona ulaştığını gözler önüne serdi.

İlkay YAPRAK - Intell4

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF tarafından ortak yapılan araştırmanın sonucu, ‘Çocuk İşçiliği: 2020 Küresel Tahminler, Eğilimler ve Önümüzdeki Yol’ başlıklı raporda çocuk işçiliğinin sona erdirilmesine yönelik ilerlemenin geçtiğimiz 20 yılda ilk kez durdu. Çocukların istihdam edilmesinin önlenmesine yönelik 2000-2016 yılları arasında çocuk işçi sayısında 94 milyonluk azalma ile başlayan düşüş eğilimi tersine döndü. Yayınlanan rapora göre, çocuk işçilerin sayısı, 20 yılda ilk kez yükselerek, 8.4 milyonluk artışla 160 milyon oldu.

Özellikle koronavirüs (Covid-19) sürecinde ailelerin yaşadığı gelir kaybı ile birlikte tehlikeli işlerde çalışan 5 ila 17 yaş aralığındaki çocukların sayısı 2016 yılında bu yana 6.5 milyon artarak 79 milyon oldu. 

Söz konusu raporda 2022 yılına kadar dünya genelinde 9 milyon çocuğun daha tehlikeli işlere sürüklenebilir. 

ILO Türkiye Ofisi Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Programı kapsamında Saha Destek Uzmanı olarak görev alan Emre Dönmez, çocuk işçileri ve alınması gereken tedbirleri Intell4'a anlattı. 

- Çocuk işçilerin yüzde 70'inin tarım sektöründe olması ve son verilere göre tarım sektöründe, özellikle de Türkiye'de yaşanan kaybın ekonomiye yansımaları ne olabilir?

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü öncesinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF tarafından yayınlanan Çocuk İşçiliği: 2020 Küresel Tahminler, Eğilimler ve Önümüzdeki Yol başlıklı rapora göre çocuk işçi olarak çalışan çocukların sayısı son dört yılda 8,4 milyon artarak dünya genelinde 160 milyona yükseldi. COVID-19 salgınının etkileri nedeniyle de milyonlarca çocuk daha risk altında.

ILO ve UNICEF tarafından yayınlanan 2020 Küresel Tahminler Raporu’na göre de dünya genelinde çocuk işçilerin yüzde 70’i tarım sektöründe görülürken, kentleşmenin daha fazla olduğu Türkiye için bu oran 2019 yılı TÜİK Çocuk İşgücü Anketi’ne göre yüzde 30,8 ‘dir. Öte yandan, TÜİK anketinin tarımsal faaliyetin yoğun olmadığı sonbahar aylarında yapılmış olmasının, tarımda çalışan çocuk sayısının daha düşük görünmesine sebep olabileceği tahmin edilmektedir.Türkiye’de tarım sektöründeki küçük işletmelerin İş Kanunu kapsamında değerlendirilmemesi ve denetim dışı bırakılması, sektörü kayıt dışı çalışma ve çocuk işçiliği için daha uygun bir duruma getiriyor.

Bu durum işçilerin sendikalaşmasını ve haklarını örgütlü olarak savunabilmelerini de zorlaştırıyor. Tarım işçilerinin önemli bir bölümü ikamet ettikleri illerde iş bulamadıkları için başka illerde mevsimlik olarak çalışıyor. Gittikleri illerdeki barınma ve çalışma şartları insani olmanın çok uzağında. İş kazaları ve meslek hastalıkları da sıkça görülüyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında, tarım sektörünün çocuk işçiliğini de içerecek şekilde düşük ücretli, güvencesiz ve tehlikeli işler yarattığını söyleyebiliriz.

Bu durumun ekonomik yansıması tarım sektöründe düşük verimlilik olarak karşımıza çıkıyor. Çocuk işçiliğinin ve kayıt dışılığın yüksek olduğu sektörlerde verimlilik düşük olma eğilimindedir. Bu da tarım işletmelerinin katma değer yaratamaması anlamına geliyor. Yakıt, gübre, kimyasal ilaçlar gibi ithal girdi fiyatlarının dövize paralel biçimde yükselmesi de eklenince, küçük tarım işletmeleri ayakta kalmakta bile zorluk çekiyor.

Bunun tüketici tarafındaki yansımasıysa pahalı gıda ürünleri ve gıda güvenliğinin riskli hale gelmesi oluyor. Gıda pahalılığında sorumluluk genelde aracılara ve marketlere yüklenir; fakat tarımdaki yaygın çocuk işçiliği ve kayıt dışılık nedeniyle sektörün verimsiz hale geldiğini ve küçük üreticilerin geçinmekte zorlandıklarını da göz ardı etmemeliyiz.

- Dünya genelinde çocukların eğitim alamamasından dolayı yaşanan kayıp geleceğe sosyal, psikolojik ve özellikle bilimsel olarak nasıl yansıyabilir?

ILO ve UNICEF tarafından yayınlanan 2020 Küresel Tahminler Raporu’na göre, dünya genelinde çalışan çocukların sayısı son yirmi yılda maalesef ilk kez artış göstererek 160 milyona yükselmiştir. Çocuk işçi olarak çalıştırılan çocuklar, bedensel ve zihinsel zarar görme riski altındadır. Çocuk işçiliği çocukların eğitimini tehlikeye atar, sahip oldukları hakları ve gelecekteki fırsatlarını kısıtlar ve yoksulluk ve çocuk işçiliğinden oluşan, nesiller arası sürecek bir kısır döngüye yol açar. Kötü beslenme, yaralanmalar ve kazalar, kas-iskelet ve bağışıklık sisteminde onarımı zor olan rahatsızlıklar, bir çocuğun çalışmasının sonuçlarından yalnızca birkaçıdır. Yaşıtları gibi okula düzenli devam edememek veya hiç gidememek, eğitimden geri kalmak, çalışan çocukların okula giden yaşıtları arasında sosyal problemler yaşayabilmesine neden olmaktadır.

Özellikle okul öncesi ve ilköğretimden yoksun kalan çocuklar, çeşitli zihinsel ve düşünsel becerileri yaşlarının gerektiği esnada eğitim vasıtası ile kazanıp pekiştiremedikleri için, geleceklerinde eğitim hayatlarında ve sosyal ilişkilerinde ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Akran grubu ve oyundan yoksun kalan çalışan çocuk, geleceğinde psikolojik problemler ile karşılaşmaya mecbur kalmaktadır. Baskı altında kalan ve yaşıtları arasında sağlıklı toplumsallaşma becerisini edinemeyen çocuk olumsuz duyguların etkisinde yaşamını idame ettiren, kimlik karmaşası yaşayan bir yetişkine dönüşecektir.

Yeterli eğitim alamadan yetişkinliğe geçen bireyin, aynı yoksulluğu kendi kurduğu ailesi ile devam ettirmek durumunda kalması sorunun kuşaklar boyu süren bir kısır döngü halini almasına sebep olmaktadır. Bu döngünün kırılamaması yeni çocukların çalışmaya başlaması anlamına gelmekte, toplumsal ve gelir düzeyindeki adaletsizlikler perçinlenmektedir. Bunun için ILO ve UNICEF; aileler, aile gelirine katkıda bulunması için çocuklarının yardımına başvurmak zorunda kalmasın diye yetişkinler için insana yakışır işlerin teşvik edilmesi çağrısında bulunuyor.