Çin’in kullandığı yumuşak güç unsurları neler?

Uluslararası sistem "hard power"dan "soft power"a kayarken, bu doğrultuda politik değişikliğe giden ülkelerin nüfuz alanı giderek artıyor. Bu bağlamda dış politikada yumuşak güç kullanımını seçen Çin yönetimi, nüfuzunu ve etki alanını artırıyor. Kültürden, eğitime, medyaya ve ekonomiye kadar tüm alanlarda etkinliğini kullanan ve artıran Çin, uluslararası siyasetteki nüfuz alanını da genişletiyor.

Uluslararası ilişkilerde güç kavramı birtakım şeyleri yapabilme, karşı tarafa yatırabilme kapasitesi anlamına geliyor. Bu kapsamda yumuşak güç (soft power) ise maddi kaynakları veya kuvvet kullanılarak değil de istenileni karşı tarafın iradesi ile yaptırmak potansiyeli anlamında kullanılıyor. Diğer bir ifadeyle bir devletin yumuşak gücünü medya, ekonomi ve kültür oluşturuyor. Bu noktada yumuşak güç bir devlete diğer devletleri ortak bir değer etrafında birleştirme gücü verirken aynı zamanda yumuşak gücü kullanan tarafa karşı tehdit unsurlarını yok etme imkanı da sağlıyor.

Yumuşak güçte en önemli unsur cezbedici nitelikte olması. Bu bağlamda ülkeler yumuşak güç kullanmaya karar verirken diğer ülkeleri cezbedecek politikalara yöneliyor. Yumuşak gücün en önemli dayanaklarından birisi olan kamu diplomasisi kapsamında bir devlet hedefindeki ülkeye istediğini halk üzerinden baskı oluşturarak yapabilir. Kamu diplomasisinin üç temel sac ayağı bulunuyor; haber yönetimi, stratejik iletişim ve münasebet inşa etmek.

ÇİN, YUMUŞAK GÜCÜ DIŞ BASKIYA KARŞI KULLANIYOR

Son 50 yılda Asya’da meydana gelen gelişmeler ve Çin hükümetinin bunlara karşı aldığı tepkiler, uluslararası kamuoyunda Çin’in bölgede bir tehdit unsuru olarak algılanmasına neden oldu. Çin yönetimi, kendisine karşı olan söz konusu algıyı değiştirmek ve bölgede kendisine karşı olan tehdit unsurlarını yok etmek için dış politikada “sessiz ve derinden” anlayışıyla hareket ediyor. Fakat insan hakları ihlalleri ve askeri kapasitede hızlı yükseliş, Çin’in gelişmesinin tamamen barışçıl olmadığı yönündeki düşüncelerin her geçen gün daha fazla artmasına neden oluyor.

Zaman içerisinde dış politikada kendisine karşı tehdit unsurlarının yükseldiğinin farkına varan Pekin hükümeti, uzun süredir yumuşak gücün olanaklarından faydalanarak tehdit unsuru olmaktan çıkmayı hedefliyor. Böylelikle Pekin yönetimi ekonomik ve siyasi gelişimini devam ettirmeyi başat hedef haline getirirken, ülkenin kalkınmasını da sürdürülebilir kılabilecek.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) aksine dış politikada yumuşak güç kullanarak kendisine yönelik tehditleri ortadan kaldıran Pekin yönetimi, bu alanda ciddi ilerleme kaydetti. Medya, eğitim, ekonomi Pekin yönetimi tarafından dış siyasette etkin bir şekilde kullanılıyor.

KONFÜÇYÜS ENSTİTÜLERİ

Dünyaya uygar, sorumlu ve güvenilir bir ulus olduğunu göstermeyi hedefleyen Çin yönetimi, kültür aracılığıyla bunu başardı. Bir yandan nüfuz artarken diğer yandan da Çin’e karşı duyulan sempati yükseldi. 1993 yılında Çin Komünist Partisi Politika Araştırma Ofisi Müdürü Wang Huning yayınladığı makalede kültürün dış politika üzerindeki etkilerine ayrıntılı bir şekilde değindi. Wang, makalesinde bir ülkenin takdir edilen bir kültüre ve ideolojik sisteme sahip olması halinde, diğer ülkelerin onu takip edeceğine değindi. Bu kapsamda günümüz Çin Kültürel Politikasının temelini Konfüçyanizm, Taoizm ve Mohizm gibi felsefeler oluşturuyor.

Deng Xioping döneminde Çin toplumunda ve devlet kademelerinde yükselişe geçen Konfüçyanizm ile birlikte ülke dış politikasında değişim yaşandı. 1980’lerden itibaren dış politikada “barışçıl gelişme”, “barışçıl yükseliş” ve “uyumlu dünya” sloganları benimsendi. Nitekim Konfüçyanizm’de de savaştan kaçınmak barış yanlısı olmak tavsiye ediliyor. Söz konusu felsefi fikir ülke genelinde yeşerirken, Çin bu felsefeyi uluslararası ilişkilerde bir yumuşak güç aracı olarak kullanmaya başladı. Nitekim 2004 yılında Özbekistan’ın Taşkent şehrinde Konfüçyüs Enstitüsü açıldı.

Dünyanın neredeyse her noktasında açılan Konfüçyüs Enstitüleri Çin’in en önemli kültürel diplomasi aracı olarak görülüyor. Dünyanın pek çok ülkesinden hatta bir ülkede birden fazla noktaya açılan enstitüler, Çin ile diğer ülkeler arasında eğitim ve kültür alışverişini güçlendirmek, dostane ilişkiler kurmak, Çin dili ve kültürünü yaymak, çok kültürlü dünyanın oluşumuna teşvik etmek ve uyumlu bir dünya amacı güdüyor.

2020 yılında 162 ülkede toplam enstitü sayısı 548’e ulaştı. Hâlihazırda faaliyet gösteren Enstitülerin tamamında 2.7 milyon kişiye Çin dili ve kültürü öğretiliyor. Uluslararası Çin Dil Konseyi Ofisi tarafından yürütülen Çin Köprüsü yarışması Çince öğrenimine dair olan isteği de artırıyor. Bugüne kadar sekiz kez düzenlenen yarışma kapsamında 60’tan fazla ülkeden 705 üniversite öğrencisi Çin’e davet edildi. Çin dilinin tanıtılması, kültürünün empoze edilmesi, Çin’e sempati duyulmasının sağlanması Konfüçyüs enstitüleri tarafından yerine getiriliyor. Çin’i dünyaya tanıtmanın dışında Çin imajını şekillendirmek ve ülkenin saygınlığını arttırma çalışmaları da enstitüler tarafından gerçekleştiriliyor.

Uluslararası Çin Dil Konseyi Ofisi’nin fonladığı Konfüçyüs Enstitüleri, bulundukları ülkelerdeki üniversitelerin çatısı altında, bağlı oldukları üniversitelerin bir birimi gibi faaliyet gösteriyor. Uluslararası Çin Dil Konseyi Ofisi’nin anlaşmaları kapsamında üniversitelerin bir birimi gibi açılan ve çalışan enstitülerin etki alanı daha geniş durumda. Bağımsız olarak çalışan Fransız Kültür Merkezi 500 bin, İngiliz Kültür Merkezi 370 bin ve İspanyol Cervantes Kültür Merkezi 115 bin öğrenciye eğitim verirken, Konfüçyüs enstitülerinde 1 milyondan fazla öğrenci eğitim görüyor. Dolayısıyla enstitünün bu denli büyümesi beraberinde bazı sorunları da getirdi. Nitekim Amerika’daki sayısı 94’e ulaşan Konfüçyüs enstitülerinin varlığından rahatsız olan yönetim, ajanlık faaliyetleri yaptıkları gerekçesiyle enstitülerin kapatılması için Temsilciler Meclisi’ne teklifte bulundu. ABD’nin ardından Japonya, Kanada ve Fransa da yapılan anlaşmaları iptal etti. Türkiye’de ilk kez 2008 yılında açılan Konfüçyüs enstitüsünden toplamda beş adet bulunuyor.

MEDYA’NIN YUMUŞAK GÜÇ OLARAK KULLANILMASI

Kültürel diplomasi sadece eğitimi ve dili kapsamıyor. Bunun dışında sanat, spor ve medya gibi kültürlerin pek çok alt dalını da kapsıyor. Dolayısıyla Çin’in yumuşak gücünün en önemli dayanağı olan kültürel diplomasisi altındaki bu tür etkinlikler Çin’in tanınırlığını ve itibarını arttırıyor. Bunun yanında medyanın uluslararasılaştırma çalışmaları da ülkenin medya kanadını güçlendirdi.

2009 yılında medyanın uluslararasılaştırması kararını alan Çin yönetimi, sektöre yaklaşık olarak 6 milyar dolar finansman sağladı. Bunun ardından ülkenin dört büyük medya ajansı; Xinhua Haber Ajansı, China Radio International (CRI), China Global Television Network (CGTN) ve China Daily (Global Times), uluslararası alanda yeni şubeler açacağını duyurdu.

1-Xinhua Haber Ajansı, 180 uluslararası ofis ile Associated Press, Reuters ve Agence France Press gibi dünyanın en büyük ajanslarını geride bıraktı. Ajans 7/24 Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça, İspanyolca, Arapça, Portekizce ve Japonca yayın yapıyor.

2- China Global Television Network (CGTN), 171 ülkede 6 kanalda faaliyet gösteriyor. İkisi İngilizce, diğerleri Arapça, Fransızca ve İspanyolca yayın yapıyor. Kurum 70 yabancı yayın kuruluşuyla iş birliği anlaşmaları imzaladı.

3- China Radio International (CRI), 65 dilde yayın yapıyor ve BBC Radio’dan sonra dünyanın en büyük ikinci radyo kuruluşu konumunda.

4- China Daily (Global Times), Hong Kong, ABD, Kanada, Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi dünyanın çok farklı coğrafyalarına yayılan kurum, Londra’da Washington Post, Los Angeles Times ve Daily Telegraph’ta aylık ek yayın yapıyor. 2009 yılında İngilizce olarak piyasaya sürülen Global Times, The Economist tarafından “dikkate değer yenilik” olarak servis edildi.

Yumuşak güç kapmasında medya kuruluşlarının önemini anlayan Çin yönetimi bu bağlamda ulusaldan uluslararası bir seviyeye geçiş yaptı. Kısa süre içinde dünyanın en büyük medya organları ile yarışacak konuma gelen Çin medya organları Batılı ülkeler tarafından eleştiriliyor. Eleştirilerin ana hattını söz konusu medya organlarının Çin propagandası yaptığı yönündeki iddiaları oluşturuyor.

ÇİNLİLERİN VATANDAŞLIK SATIN ALMASI

Yumuşak güç ile dış kamuoyun desteğini ve sempatisini amaçlayan Çin hükümetinin faaliyetlerinin yanında Çinlilere yabacı ülkelerden vatandaşlık alabilmeleri için de olanak sağlanıyor. Çinliler yoğun olarak Kanada, Avustralya, Singapur ve Hong Kong gibi ülkelerden alım yapıyor. Bu ülkeler çifte vatandaşlık sunduğu için bu ülkeleri cazip kılarken, Türkiye’den de alım yapmaya başladılar. Her gün Çin’in altı farklı şehirden İstanbul’a uçuşlar yapılırken, Türkiye’den vatandaşlık almak Çinlilerin odağına girdi.

EKONOMİNİN YUMUŞAK GÜCE ETKİSİ

Kültürel diplomasi araçlarının dışında Çin yönetimi bilim, teknoloji, sanayi gibi pek çok alanda da kendini gösteriyor. Yumuşak güç konusunda batıya kıyasla daha az kaynağa sahip olan Çin yönetimi, ekonomik olarak ilerleme kaydettikçe yumuşak güce daha fazla ihtiyaç duymaya başladı. Bu durumda pek çok ülkeye milyarlarca dolar yatırım yapmasına nenden oldu. Nitekim 2013 yılında lanse edilen “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi kapsamında Çin milyarlarca doları dışa aktardı. 130’u aşkın ülkeye yatırım gerçekleştiren Çin yönetimi, özellikle gelişmemiş ülkeleri hedef alarak kendisini cezbedici hale getiriyor. Dolayısıyla Çin’in yükselen ekonomisi ve hedef ülkelere altyapı, enerji, sanayi ve telekomünikasyon alanlarında yaptığı yatırımlar cezbediciliğini arttırıyor.

Pekin yönetiminin dışında Çinli şirketler de ekonomik gücünü yumuşak güç unsuru olarak kullanıyor. Dünyanın en zengin 500 şirketinin ilk beşinden üçünü Çinli şirketler oluşturuyor. Dünyanın en değerli on markası listesinde Çin bankaları olan Industrial & Commercial Bank of China ve China Construction Bank ilk onda yer alıyor. 250 Uluslararası Müteahhit Firması listesinde Çin 74 şirket ile temsil ediliyor. Çin, telekomünikasyon alanında dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Huawei ile faaliyet gösteriyor. 2019 yılında Apple’ı geçen şirket Oppo ve Xiaomi ile Çin’in teknoloji pazarının yüzde 17’sini elinde tutmasına olanak sağlıyor. Çin’in bu denli küresel ekonomide faaliyet göstermesi ikili ilişkileri geliştirirken aynı zamanda ‘Made in China’ imajını da güçlendiriyor.