Çin'in Çinlileştirme politikası Hıristiyanları da etkiliyor

Çin’in Uygur Türkü Müslümanlarına yapılan zulmün ardından ülke içindeki Protestan Hıristiyanlarına da baskı uyguladığı ortaya çıktı. Daha önce Katolik dinî lider Papa ile Çin’deki piskoposlara baskı yapılmaması konusunda tartışmalar yaşanmış ve geçici bir anlaşmayla üstü kapanmıştı. Çin’in, "Çinlileştirme" politikası çerçevesinde gerçekleştiği bu adımlar gelecekte ABD-Çin arasında yeni bir çatışma alanı ortaya çıkarır mı?

Doğu Türkistan’da Müslüman Uygurlara yönelik uygulanan sert önlemler, her adımı takip eden gözetleme sistemleri, dini yasaklar ve 1 milyondan fazla kişinin “toplama kamplarına” kapatıldığı haberleriyle gündeme gelen Çin’de sadece Müslümanların değil Hıristiyan nüfusun da baskılara maruz kaldığı aktarılıyor.

Bu durum aslında yeni değil, New York Daily'nin haberine göre, Çin'in Zhejiang eyaletinde 2015 yılındaki Noel akşamında 400’den fazla kilisede haçları söktürdüğü belirtiliyor. Aynı habere göre, Noel haftasında Zhejiang’ın Wenzhou şehrinde anaokulu ve okullarda Noel kutlamalarının da yasaklandığı kaydedildi.

2018 yılında Associated Press’in yayınladığı makalede kiliselerin kapatılması ve kutsal kitaplara el koyulmasını ayrıntılarıyla anlattı. Guo adlı bir Hıristiyan, Çinli yetkililerin bir kilise toplantısını yarıda kestiğini ve herkesin orayı terk etmesini söyledikleri bir olayı anlattı. Daha sonra kilise liderlerine duvarda asılı olan haçı, İncil ayetini ve Son Akşam Yemeği resmini çıkarmalarını emrettiklerini aktardı.

Associated Press’e, “Daima ülkemizin liderleri için, ülkemizin güçlenmesi için dua ettim” diyen Guo, “80’lerde kiliseye gitmeye başladığımdan beri hiç bu kadar katı olmamışlardı. Neden şimdi bizlere engel olmak istiyorlar?” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Geçtiğimiz ay da ABD, “devleti yıkmaya teşvik etme” suçlamasıyla Pekin yönetiminin 9 yıl ceza verdiği pastörün serbest bırakılmasını istedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu karar, Pekin'in Çinli Hristiyanlara ve diğer dinlere mensup kişilere uyguladığı baskıları artırdığının bir başka örneği. Çin'e uluslararası anlaşmalarda ve kendi anayasasında belirtilen din özgürlüğüne dair verdiği taahhütleri yerine getirmesi çağrısı yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

SESSİZ SEDASIZ YENİ BİR ÇATIŞMA ALANI MI GELİYOR?

Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘Çinlileştirme’ politikası çerçevesinde uyguladığı asimilasyon uygulamaları ağırlığını en çok Uygurlu ve Huili Müslümanlar üzerinde gösterirken Hıristiyanlar ve diğer dinî gruplarda bu politikadan etkileniyor. Yaklaşık 116 milyon Protestan’ın yaşadığı Çin, halihazırda ABD ile küresel bir güç mücadelesi içinde. Ticaret savaşlarıyla istediğini almaya çalışan Washington yönetimi, şimdilik bu konuyu gündeme almasa da geçtiğimiz ay tutuklanan Pastör Wang Yi’nin hapis cezası almasına resmî ağızdan tepki gösterdi.

Mevcut durumda gergin olan ilişkiler, ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Çin’in düşman olarak gösterilmesi ile daha da ciddi bir hal almıştı. Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon yaklaşık iki yıl önce yerel bir radyo programına yaptığı açıklamada, “Güney Çin Denizi’nde bir savaşa gireceğiz. Orada denizciydim, deniz subayıydım. 5-10 yıl içerisinde Güney Çin Denizi’nde savaşa gireceğiz. Buna şüphe yok.” ifadelerini kullandı. Bu gelişmeler, Washington yönetiminin konuya yaklaşımına yönelik bazı ipuçları vermektedir.

Halihazırda ticaret savaşlarıyla gergin seyirde seyreden ilişkilerin dinî boyuta taşınması veya dinin çatışmaya girmek için bir araç olarak kullanılması çok ciddi sonuçları olabilecek bir yıkımın işaret fişeği olacaktır. Nitekim ABD’li strateji uzmanlarının savaştan önceki son adım olarak gördükleri ekonomik savaşın da istenilen seviyede sonuç elde edilememesi durumunda Çin’deki Hıristiyanlarla ilgili daha fazla haber duyacağımız günler uzakta değil.