Çin’in akıllı güç analizi

Akıllı güç son zamanlarda ülkelerin dış politikada çağın gerekliliği olarak kullandığı kavramlardan biridir. Çin de akıllı güç kavramını Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerinde kullanmaktadır.

Çin’in akıllı güç analizi

Uluslararası ilişkilerde güç kavramı, güvenlik ve dış politikada önemli bir yer oluşturmaktadır. Joseph S. Nye Jr.’ın da söylediği gibi, “Uluslararası siyasette güç hava durumu gibidir. Herkes onun hakkında konuşur ama çok az insan onu anlar.” Akıllı güç ise Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye’e göre en geniş manada yumuşak ve sert gücün toplamı anlamına gelmektedir. Sert güç; askeri güç, zor kullanma, müdahale etme gibi anlamlara gelirken ekonomi de sert güç kategorisine sokulabilmektedir. Yumuşak güç ise cezbetme ve ikna kabiliyetiyle ilgilidir. Yumuşak gücün temel dayanakları; kültür, siyasi değerler ve dış politikadır.

Akıllı güç, hem sert hem de yumuşak gücün harmanlanarak duruma göre kullanımını ve daha başarılı stratejiler geliştirilmesini ifade eder. Bu kavram ABD gücünün korunması, hegemonyasının sürdürülmesi amacıyla araştırma yapan Harvard Üniversitesi'nden Prof. Joseph Nye tarafından ilk kez kullanılmıştır.

Modern dünyada yüzden fazla devlet, siyasal olarak varlıklarını sürdürebilme mücadelesi içerisindedir. Bunlar içinde medenileşen az sayıda devlet vardır ve Çin de bunlardan biridir. Geçmişi köklü olan bu Asya ülkesi, ekonomik ve teknolojik anlamda dünyanın birçok ülkesine göre öndedir.

Dünya savaşlarının çıkmasının ardından devletler olası bir çıkar çatışması gibi hallerde ayakta kalabilmek için askeri gücü en önemli politika aracı olarak görmüştür. Soğuk Savaş’ın ardından ise yumuşak güç kavramı literatüre girmeye başlamıştır. Gücü farklı olguları öncelik sayarak açıklayan iki kavrama karşılık, orta yolu bulmayı amaçlayan diğer güç kavramı ‘akıllı güç’tür. Sert veya yumuşak güç kaynaklarından hangisinin seçileceği, mevcut şartlara ve sorunun çözümü için duyulan zamana bağlı değişmektedir. Yumuşak güç uygulamaları kısa sürede etkisini göstermeyip, uzun ve orta vadede kalıcı sonuçlar yaratabilmektedir. Sert güç ise, anında ve keskin sonuçların alınabileceği bir çözüm yöntemi olmasının yanında kalıcı çözümler için çok tercih edilmemelidir. Buna bağlı olarak akıllı güç hakkında şu söylenebilir; sert gücün sağladığı avantajlar, yumuşak güç unsurlarıyla birleştirilerek stratejiler oluşturulur ve bu da devletler ve devlet dışı aktörler tarafından kullanılır.

Devletler tarafından açık bir şekilde akıllı güç kavramının kullanıldığı ve geliştiği yer ABD’dir. Akıllı güç kavramının dış politikada kullanılmasının ilk örneği, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde yaşanmıştır. ABD’nin akıllı güç kavramını merkeze alan politikasının sonrasında Çin de bu doğrultuda harekete geçmiştir. Çin’in daha öncesinde; Kore ve Vietnam savaşlarıyla, SSCB ve Hindistan ile yaşanılan sınır çatışmalarında, Güney Çin Denizi sorununda sert gücü ön plana çıkaran davranışlar sergilemiştir. Bunun ardından Çin, özellikle 2000’li yıllarla birlikte yumuşak güç konusunun üzerinde durmaya başlamıştır. Bunun temel amacı ise aslında Çin Komünist Partisi’nin kamuoyundaki olumsuz imajını değiştirmekti.

Yabancı öğrencilerin Çin’de okumasını teşvik etmek için ‘eğitim gücü’ olma politikası, ‘gülümseme diplomasisi’, ‘iyi  komşuluk diplomasisi’, Afrika ülkeleri başta olmak üzere az gelişmiş ülke vatandaşlarına yönelik başlatılan ‘sağlık diplomasisi’ gibi adımlar ülkenin yumuşak güç açısından başlattığı önemli girişim örnekleridir.

Kuşak Ve Yol İnisiyatifi Bağlamında 16+1 İş birliği Platformu

Çin Devlet Başkanı Jinping, 2013 yılında yaptığı açıklamalarda İpek Yolu Ekonomi Kuşağı oluşturulmasından ve Deniz İpek Yolu’nun inşasından bahsetmiştir. Daha sonra bu iki proje Tek Kuşak Tek Yol İnisiyatifi olarak bir araya getirilerek başlatılmıştır. Proje kapsamında beş önemli güzergah belirlenmiştir. Bunlardan üçü, İpek Yolu Ekonomi Kuşağı bağlamında karadaki (Çin -Orta Asya –Rusya -Avrupa; Çin-Orta Asya- Batı Asya -Basra Körfezi; Çin -Güney Doğu Asya-Güney Asya -Hint Okyanusu) güzergahlarıdır. Diğer iki güzergâh (Çin -Güney Çin Denizi -Hint  Okyanusu –Avrupa; Çin -Güney Çin Denizi -Güney Pasifik) ise Deniz İpek Yolu kapsamında yer alan deniz yollarından oluşmaktadır.

Çin’i karadan ve denizden Avrupa’ya bağlayacak güzergahlar açısından Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri jeopolitik olarak önem arz etmektedir. Çin, projenin ilan edilmesinin ardından bölgede yer alan ülkelerde ikili ve çok taraflı müzakerelere girişerek iş birliğini geliştirme çabalarını hızlandırmıştır. Bu kapsamda 16+1 Platformu oluşmuştur. Bu platform, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin bir parçası olmamakla beraber onu tamamlayan bir niteliğe sahiptir.

AB ile Çin ilişkileri

Stratejik olarak ortak olan Çin ve AB arasında birtakım anlaşmazlıklar vardır. AB, Çin’in politikalarına şüpheyle yaklaşmakta, Çin’in bir çeşit “böl ve yönet” siyasetiyle Avrupa’nın bütünlüğüne zarar verdiğini düşünmektedir. Yani AB, Çin’in bölgedeki girişimlerini kendisini sarsmayı hedefleyen tehditkâr tutum olarak değerlendirmektedir. Buna karşılık olarak Çin ise, 16+1 Platformu’yla AB’nin de çıkarlarını koruduğunu ve tehdit olarak değerlendirilmesinin AB- Çin ilişkilerine zarar vereceğini söylemektedir. Çin’e göre bu platformla AB ile stratejik ilişkiler daha da derinleşecektir.

Uygulamalardaki gelecek

Çin, bölgedeki etkinliği açısından Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile 16+1 Platformu’nu bağımsız olarak düşünse de, entegre biçimde kullanmayı hedeflemektedir. Çin, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle yapmış olduğu düzenli toplantılar vasıtasıyla özellikle 16+1 Platformu’nun kapsamını sürekli olarak geliştirme eğilimindedir. Platform bünyesinde, akıllı güç uygulamaları bağlamında çok sayıda girişim yer almaktadır. Ekonomi, bilimsel faaliyet, çevre, kültür ve eğitim gibi birçok alanı kapsayan geniş ölçekli adımlar atılmıştır. Faaliyetlerin finansmanının yanı sıra yatırım ve kredi konuları gibi alanda sorumluluk ve liderlik Çin’in elinde gibi görünmektedir. Çin ayrıca bölge ülkelerinden gelen öğrencilere sağladığı burslarla, araştırma merkezleriyle de yumuşak güç kapsamında girişimler içine girmektedir.

Çin’in akıllı güç uygulamalarıyla Orta ve Doğu Avrupa’da ciddi başarı gösterdiği açık bir gerçektir. Çin’in kendi komşularıyla hâlâ egemenlik iddiaları ve güvenlikle ilgili ciddi sıkıntılar yaşaması ise akıllı güç politikalarına gölge düşürebilecek niteliktedir. Çin’in yakın çevresi, genellikle sert güç uygulamalarıyla karşı karşıyadır. Çin’in Orta ve Doğru Avrupa’da yumuşak güç uygulamasının bu bağlamda jeopolitik konumdan yani bölge ülkelerinden uzak olmasıyla açıklanabilir niteliği vardır. Çin, yakın çevresiyle olan sorunlarını çözüme kavuşturmadan, barışçıl çözüm seçenekleri sunmadan akıllı güç siyasetini gerçek anlamda izleyebilmesi çok olası görünmemektedir.