Çin baskısı artıyor: Uygurlar için hiçbir yer güvenli değil

Çin’in Sincan’daki Uygur Türklerine uyguladığı sistematik zulme yönelik birçok devlet ve uluslararası kuruluştan tepkiler yükselmeye devam ediyor. Uygurlara yönelik soykırım, baskı ve asimilasyon suçlamaları Pekin yönetimi tarafından reddedilse de bölgeye dair yapılan araştırmalar aksini gösteriyor.

Çin yönetiminin Uygurlara uyguladığı sistematik baskı ve asimilasyon politikalarını incelemek üzere birçok çalışma yürütülmeye başladı.

Bu çalışmalardan biri de İngiltere merkezli avukat ve insan haklar savunucuları tarafından Londra'da oluşturulan Uygur Mahkemesi’nde yapılıyor. 4 Haziran’da başlayan duruşmaların Eylül ve Aralık 2021 tarihlerinde devam etmesi planlanıyor.

UYGUR MAHKEMESİ'NDEKİ DURUŞMALAR BAŞLADI

Uygur Mahkemesi’nde yer alan dokuz jüri üyesi, Pekin hükümeti tarafından Sincan bölgesinde zorla kısırlaştırma, işkence ve köle işçiliği de dahil olmak üzere işlenen suçları tanıklardan dinleyecek. Şimdiye kadar yapılan duruşmalarda toplam 38 tanığın ifadeleri dinlendi.

Devlet desteği olmadan yürütülen organizasyon, Pekin yönetiminin Çin'deki Uygurlara ve diğer Müslüman gruplara karşı soykırım veya insanlık suçu işleyip işlemediği konusunda bir karar vermek için kuruldu.

Mahkemenin başkan yardımcısı Nick Vetch, binlerce sayfalık belgeye dayanan kanıtlar doğrultusunda yürütülen çalışmaların tarafsız olacağı taahhüdünü verdi. Vetch, mahkemenin yalnızca kanıtlarla ilgileneceğini belirterek, “Çin’i sahip olabilecekleri herhangi bir kanıtı sunmaya davet ettik. Ancak şu ana kadar onlardan hiçbir şey alamadık" ifadelerini kullandı.

Uygur Mahkemesi, duruşmalar neticesinde oluşturulacak raporu aralık ayında sunmayı planlıyor. Mahkeme sonucunun yasal bir gücü olmayacak olsa da uluslararası ilgiyi çekmek ve olası bir eylemi teşvik etmek hedefleniyor.

Mahkemenin başkanı olan İngiliz Avukat Geoffrey Nice ve mahkemeye danışmanlık yapan insan hakları avukatı Helena Kennedy, Pekin yönetimi tarafından yaptırım uygulanan kişiler listesine eklendi.

Öte yandan mahkeme de Uygurlara yönelik muameleyle ilgili endişeleri dile getirdiği için Pekin tarafından yaptırım uygulanan dört Birleşik Krallık kuruluşundan biri oldu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, Uygur Mahkemesi’ni “yalan makinesi” olarak nitelendirerek, “Bu sadece hukuk kisvesi altında beceriksiz bir kamuoyu gösterisi” dedi.

ÇİN’İN UYGURLARA YÖNELİK DOĞUM POLİTİKASI

Geçtiğimiz hafta Çin, ülkedeki demografik krizi engellemek adına doğum politikasını gevşeterek üç çocuğa izin vereceğini açıkladı.

Ülkede çalışma koşullarının ağırlığı ve maddi yetersizlikler nedeniyle birçok Çinli çiftin çocuk sahibi olmaya sıcak bakmamasına rağmen Pekin yönetiminin neden bu yasağı tamamen kaldırmadığı sorusu gündeme geldi.

Uzmanlar, yalnızca azınlık gruplar için böyle bir politikayı uygulamanın zor olacağını ve bu nedenle ülke genelinde uygulandığını belirtti. Doğum politikasının altında yatan esas nedenin ise Sincan bölgesinde daha fazla çocuk sahibi olma eğiliminde olan azınlık gruplarını engellemek olduğu iddia edildi.

2020'de Çin’deki doğum oranları neredeyse yüzde 15 düştü. Ancak Çin genelinde yeni doğan bebeklerin sayısı düşerken, Sincan'ın batı bölgesinde nispeten yüksek kaldı.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre, 1991 ve 2017 yılları arasında Sincan, ülkenin geri kalanına kıyasla önemli ölçüde daha yüksek bir doğum oranına sahipti. Araştırmacılar, onlarca yıldır Sincan'daki Uygur ailelerinin geleneksel olarak birçok çocuğu olduğunu söylüyor.

Ancak Çin hükümeti, milyonlarca Uygur'un çok sayıda gözaltı merkezine gönderildiği 2017 yılında eş zamanlı olarak aile planlaması politikalarını sıkılaştırdı. 2017 ve 2018 yılları arasında Sincan'daki doğum oranları bin kişi başına 15,8'den bin kişi başına 10,7'ye düşerek üçte bir oranında geriledi.

Sincan’daki Uygur kadınlar, o yıllardan beri zorla doğum kontrolü ve kısırlaştırmaya maruz kaldıklarını söylüyor.

Türkiye'ye kaçan bir Uygur doktor, 2020'de Sincan'da muayene ettiği 300 Uygur kadından yaklaşık 80'inin kısırlaştırıldığını söyledi. Kadınlardan birçoğu böyle bir prosedürden geçtiklerini bile bilmiyorlardı.

Çin devlet medyası, Sincan'ın daha önce yüksek doğum oranlarını dini aşırılıklara bağladı ve doğurganlığın azalmasını kadın hakları için bir zafer olarak gösterdi.

UYGURLARIN NÜFUSU 20 YILDA ÜÇTE BİR AZALABİLİR

Alman araştırmacı Adrien Zenz'in yaptığı çalışma da Çin’in doğum kontrol politikalarının Sincan’daki Uygur nüfusunu düşüreceğini kanıtlar nitelikte.

Zenz, bu politikalar nedeniyle bölgede doğacak çocukların 2,6 ila 4,5 milyon arasında azalacağını ortaya koydu. Bu da Sincan bölgesinde yaşayan Müslüman Uygur Türklerinin nüfusunun üçte bir oranında azalması anlamına geliyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı ise söz konusu iddialara yönelik olarak, “Sözde soykırım iddiaları saçmalık. Bu söylemler ABD ve Batı’nın Çin karşıtlığının göstergeleri” ifadelerini kullandı

Zenz ise araştırmasının Pekin hükümetinin Uygur nüfusu üzerindeki uzun vadeli planlarını gösterdiğini belirtti. Araştırmaya göre, Uygur nüfusunun yoğun olduğu Güney Sincan’daki Han Çinlilerinin nüfusu 2050 yılına kadar yüzde 8,4’ten yüzde 25’e yükselecek.

UYGUR BİLİM İNSANI ÇİN’İN TOPLAMA KAMPLARINDA ÖLDÜRÜLDÜ

Çin, Sincan’da yaşayanların yanı sıra, ülkeden ayrılan Uygurlara da baskı uyguluyor.

Sincan’dan ayrılarak Japonya’ya giden Uygur bilim insanı Mihriay Erkin, Çin istihbaratının baskıları sonucunda 2019 yılında ailesinin yanına geri dönmek zorunda kaldı. Japonya Nara Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nde biyoteknoloji alanında araştırmacı olarak görev yapan 29 yaşındaki Erkin, Kaşgar Yanbulak’taki toplama kampında öldürüldü.

Erkin’in Tokyo’dan ayrılmadan hemen önce arkadaşına, “Bana çocukların görevlerini anne ve babalarının yanında kalarak yapmaları gerektiği öğretildi. Eğer ölürsem ve mezarım varsa, oraya bir demet kırmızı şakayık konulsun” mesajını bıraktığı öğrenildi.

Yurtdışında olan Uygurların neredeyse hepsi Pekin yönetiminden aileleri veya yakınları üzerinden tehditler alarak Çin’e geri dönmeye mecbur bırakılıyor.