Asya-Pasifik’teki ABD-Çin’in mücadelesi

Asya-Pasifik’teki ABD-Çin arasında yaşanan ve politik, askeri, ekonomik ve diplomatik alanlarda süren mücadelenin kapsamı genişleyerek devam ediyor. Özellikle iki ülke arasındaki mücadele Güney Çin Denizi’nde derinleşmeye başlamış durumda. Bölgede askeri alanda yaşanan sürtüşme bölgede tetikleyici gerginlik döneminin başlangıcı olabilir.

Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ile iyice sarsılmaya başlayan ABD-Çin ilişkileri Asya-Pasifik üzerinden jeopolitik bir rekabete doğu keskinleşirken, Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetler her geçen gün biraz daha yoğunlaşıyor. Salgından ötürü ciddi oranda hasar alan ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Çin’i bölgesel açıdan çevrelemeye çalışırken, Çin de “agresif” bir söylemle ABD’ye yanıt veremeye çalışıyor.

PEKİN’İN ASKERİ YETENEKLERİ GELİŞİYOR

Küresel ticaretin ve enerji naklinin büyük bir kısmı Asya-Pasifik üzerinden gerçekleştiği için söz konusu bölgenin güvenliği Çin açısından büyük bir öneme sahip olurken, ABD için de Pekin’in durdurulması için bir yol olarak görülüyor. Dolayısıyla Pekin yönetimi enerji ve ihracat, ithalat güvenliğini sağlamak adına son yıllarda askeri güçlerin modernizasyonuna odaklanmış durumda. Tayvan’la süre gelen sorunlar ve “Kuşak ve Yol” projesi gibi devasa bir projenin güvenliği çalışmaların hızlandırılmasına zemin hazırladı.

Bölgede son dönemlerde askeri tatbikatları sıklaştıran Pekin yönetimi, tatbikatları gözdağı verircesine sürdürüyor. Geçen yıl aralık ayında ikinci uçak gemisi Shandong’u donanmasına katan Çin ordusu büyümeye devam ediyor. Pentagon tarafından yayınlanan raporda da Çin ordusunun kapasitesini geliştirdiği şeklinde bir uyarıda bulunuyor. Diğer taraftan yakın zamanda ABD kongresine sunulan bir çalışmada ise. Çin ordusunun kazandığı kapasitenin ABD’nin askeri avantajını sağlayan kritik sistemleri bozabileceği, devre dışı bırakabileceği hatta yok edebileceği vurgulanıyor.

Pekin yönetimi, ikinci uçak gemisini geçtiğimiz aralık ayında envanterine katarken, üçüncü uçak gemisi ise yapım aşamasında ve 2024 yılında hizmete girmesi planlanıyor. Askeri anlamda modernizasyon her ne kadar sürdürülse de Çin içerisinde ordusunun kapasitesi ve yetenekleri hususunda eleştirilen bir tartışma devam ediyor. Ordunun çok az deneyimi olduğu belirtilirken “barış zamanı alışkanlıklarından” kurtulması gerektiği konusunda bir konsensüs mevcut. Söz konusu eleştiriler nedeniyle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordusunun teknolojik olarak sofistike rakiplere karşı kısa ama yoğun muharebeleri kazanabilme yeteneğini sağlamak amacıyla bir dizi reformlar başlattı.

Çin’in gündemine aldığı modernizasyon programının 2035 yılına kadar bitirilmesi planlanıyor. Fakat doğası gereği bu epey uzun bir süreç. Bundan ötürü giderek derinleşen ve keskinleşen ABD-Çin rekabeti bağlamında Çin’in askeri gücünü artırması konusunda itidalli olması gerekiyor. Zira ABD ordusu hale dünyanın en yüksek manevra kabiliyetine sahip ve teknolojik açıdan sonra derece üstün silahlara sahip bir güç. Bu durumun ve kendi ordusunun ABD karşısında zayıf olduğunun farkında olan Pekin yönetimi ekonomik kalkınmaya yönelerek diğer hususlarda düşük profilli bir süreç izliyor.

ASYA-PASİFİK’TEKİ ABD ASKERİ VARLIĞI ARTIYOR

Bir önceki ABD Başkanı Barack Obama döneminde başlayan Çin’i “dengeleme” politikası şimdi başkan Donald Trump yönetiminde çevreleme politikasına dönüşmüş durumda. “Dengeleme” stratejisi kapsamında ABD’nin 40 bin denizciye ev sahipliği yapan 7’inci Filo’su Japonya’nın Yokosuka şehrine demirlemiş durumda. Ayrıca ABD’nin Guam adasında büyük bir deniz üssü bulunuyor. Bölgedeki askeri varlığını artıran ABD, öte yandan bölge ülkeleri ile de askeri ve diplomatik ilişki kurmaya çalışıyor. Washington’un Japonya, Filipinler, Güney Kore ve Avustralya’ya odaklandığı görülüyor. ABD’nin donanma faaliyetleri artarken, savaş uçakları yılın başından bu yana Çin’e yakın sular üzerinde 39 uçuş gerçekleştirdi.

2020 yılında düzenlediği askeri operasyonları 2019 yılına göre 3 kat arttıran ABD ordusuna ait iki B-1B uzun menzilli stratejik bombardıman uçağı 4 Mayıs’ta Güney Çin Denizi ve Tayvan’ın kuzeydoğu suları üzerinde uçuş gerçekleştirdi. Çin medyasında ABD’nin girişimleri askeri blöf olarak tanımlanırken, ABD’nin Tayvan ve Güney Çin Denizi’ni kullanarak Pekin’e baskı yapmayı ve Çin’in bölgedeki etkinliğini kısıtlamayı amaçladığı işleniyor.

Güney Çin Denizi’nde ABD ve Çin arasında yaşanan sürtüşme bölgede tetikleyici bir gerginlik döneminin başlangıcı olabilir. USS Bunker Hill ve USS Barry’nin Paracel ve Spratly adaları civarında seyrüsefer özgürlüğünü gerekçe göstererek dolaşması, krize neden oldu. Konuya ilişkin açıklama yapan Çin ordusu, ABD’yi ‘sorun çıkaran’ olarak nitelendirdi. Ayrıca Çin’in bölgedeki çıkarlarını korumak için “yüksek alarm düzeyine geçtiğini” vurguladı. Yedinci Filosu ise “Güney Çin Denizi’ndeki yasadışı ve kapsamlı denizcilik iddiaları seyrüsefer özgürlüğü için ciddi bir tehdit oluşturuyor” açıklamasını yaparak gerginliğin devam edeceğinin işaretini vermiş durumda.

‘DENGELEME’DEN ‘ÇEVRELEME’ STRATEJİSİNE

Barack Obama döneminde ‘pivot to Asia’ yani Asya Mihveri ile başlayan Çin’i dengeleme süreci Trump döneminde ‘çevreleme’ politikasına dönüşmüş durumda. Zira Trump yönetiminin 2017 yılında yayınladığı ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde ise Çin ve Rusya, ABD’ye meydan okuyan “revizyonist güçler” olarak tanımlanmış ve Amerikan değerlerine zıt bir dünya inşa etmekle itham edilmişti. Aynı zamanda Çin’in ABD’yi Hint-Pasifik bölgesinden çıkarmaya çalıştığı da belirtilmişti. Yani ABD artık Çin’i açık bir tehdit unsuru olarak görmeye başladı.

Öte yandan ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in açıklamaları ABD’nin artık Çin’e karşı askeri seçeneğe yöneldiğini gösteriyor. Zira Esper’in “Stratejik bir öngörülebilirlik sağlamak için bölgedeki askeri varlıkları artırmayı planlıyoruz” şeklindeki açıklamaları ABD’nin söz konusu askeri hareketliliği Pekin’e yönelik bir baskı aracı olarak kullanma konusundaki istekliliğini gösteriyor. Esper, askeri varlıkların artışının “yüksek derecede operasyonel bir öngörülemezlik” sağladığını da ekliyor.