Çin ve ABD arasında güç mücadelesi

Soğuk Savaş sonrası kurulan küresel sistemin başatları bir bir yıkılırken yerine yenileri yükselişe geçti. Dünya yeni küresel güçlerin doğuşuna şahitlik ederken, bölgesel ve küresel politikalarda süper güçler birbirlerinin ayaklarına basıyor. Dünya’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinin Asya’da yer alması küresel güç dengelerinin yön değiştirmesine ve küresel güç mücadelesinin Asya’ya taşınmasına neden oldu.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte mutlak güce eriştiğini düşünen batı ve tek süper güç konumuna yükselen ABD, ekonomik alanda rakip olarak gördüğü Çin’in yükselişi karşısında tedirginlik yaşıyor. Batı odak noktasına Çin’i koyarken küresel güç mücadelesinin merkezinde yer alan Hindistan, son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik ve siyasi açılımlarla bölgede ihtiyaç duyulan bir aktör haline geldi. Özellikle Soğuk Savaş sonrası idealist dış politikadan pragmatist dış politikaya geçişiyle uluslararası sistemdeki rolünü pekiştiren Hindistan, bölgesel bir güç rolünden küresel güç konumuna erişmeye yönelik çok boyutlu dış politikalar yürütüyor. Hindistan çok boyutlu politikalarında her iki tarafı da küstürmeden ABD-Çin arasındaki rekabetten maksimum fayda sağlamayı amaçlıyor.

2001, 11 Eylül saldırılarının sonrasında küresel güç mücadelesinin Avrupa-Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymasıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başaran ve geleceğin küresel güç adaylarından birisi olan Hindistan, küresel güçlerin hakimiyet mücadelesini bölgeye taşımasıyla birlikte dengeleyici bir unsur olarak önem kazandı.

Günümüzde hızla büyüyen ekonomilerine paralel olarak artan enerji ihtiyaçları için işbirliği arayışına giren Çin ve eski gücüne ulaşma arzusuyla hareket eden ve Orta Asya enerji kaynaklarına rahat ulaşabilme fırsatını değerlendirmeye çalışan Rusya karşısında Hindistan’ın, geleceğin küresel güç mücadelesinde önemli bir konuma sahip olabileceği öngörülüyor.

Diğer taraftan dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olan, sahip olduğu pazar potansiyeli ve kaynaklarıyla bölgesel bir güç konumunda olan Hindistan, ulusal çıkarları bağlamında Çin ve ABD arasındaki güç mücadelesinde önemli bir konuma sahiptir.

ASYA-PASİFİK’TEKİ GÜÇ MÜCADELESİNİN MERKEZİNDE HİNDİSTAN

Batı dünyasının üstünlüğüyle sonuçlanan Soğuk Savaş sonrası kurulan ‘Yeni Dünya Düzeni’ ile iddia edilen Batı medeniyetinin uzun vadedeki mutlak üstünlüğü bir türlü gerçekleşmedi. Nitekim ikinci Dünya Savaşı’na kadar göz ardı edilen Asya medeniyetinin iki temsilcisi Hindistan ve Çin sahip oldukları potansiyeli 21. yüzyılda gün yüzene çıkarabildi ve küresel güç mücadelesinde konumlarını aldı.

Soğuk Savaş sonrası Batı’nın durağanlaşan ekonomisi ve yaşlanan nüfusuna karşı son yılların en hızlı ekonomik büyümesini gerçekleştiren Çin ve Hindistan’ın yakın dönemde küresel güç mücadelesinde söz sahibi temel ülkelerin başında gelmesi bekleniyor. Sovyetlerin dağılmasıyla oluşan boşluğu, jeopolitik nüfuzu ve geliştirdiği ekonomik politikalarla kendi lehine çevirmeye çalışan Çin, son yıllarda ABD’nin bölgedeki en güçlü rakibi haline geldi.

Son 15 yılda Asya’nın en büyük gücü haline gelen Çin, ekonomik büyümesini başarılı bir şekilde devam ettirirse, küresel güç mücadelesinde ABD’yi geçmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla ABD’yi kendisine karşı bir tehdit unsuru olarak gören Çin, ABD’yi Asya’dan uzaklaştırma ihtiyacı hissediyor. Çünkü bölgedeki hakimiyet politikasını Hindistan ve Japonya üzerinden yapmayı planlayan ABD, Çin’in bölgedeki hakimiyet sahasında güvenliğini korumasını zorlaştıracaktır. Dolayısıyla Çin’in nihai hedefi ABD’yi etki alanının dışına itmek ve çevreleme politikalarından korunmaktır.

Diğer taraftan Asya’da değişmeye başlayan güç dengelerine karşı yürüttüğü politikalarında Japonya üzerinde bölgedeki nüfuzunu kullanan ABD, Asya-Pasifik’te tutunabilmek için Japonya üzerinden yürütülen politikaların yeterli olmayacağını anlayarak bölgede yeni müttefik arayışına girdi. Dolayısıyla Çin’in bölgede artan ekonomik ve siyasal yayılmacılığını önlemeye çalışan ABD, son yıllarda yürüttüğü askeri işbirliği politikalarıyla Hindistan’ı kendi safına çekmeye çalışıyor.

SOĞUK SAVAŞ KALINTISI, ÇEVRELEME STRATEJİSİ

21’inci yüzyılın en hızlı yükselen gücü olan Çin’e karşı denge unsuru arayışında olan ABD, bu dengeyi ve çevreleme stratejisini Hindistan üzerinden yürütmeye çalışıyor. Bu yolla Çin’in süper güç olma yolundaki yayılmacı güç potansiyelini minimize etmeye çalışan ABD, bunu yaparken Çin’in politikalarının dünya düzenine zarar verdiğini ve küresel istikrarı zedelediğini dile getiriyor. Böylelikle de Çin’in bölgesel ve uluslararası politikalarının meşruiyet bakımından sorgulanmasına ve Çin’in yalnızlaşmasına zemin hazırlıyor.

Çin lideri Xi Jinping’in 2013 yılında açıkladığı “Bir kuşak, bir yol” projesi kapsamındaki girişimlerini ve yayılmacı politikalarını tehdit olarak algılayan ABD, Çin’in bu politikalarına Hindistan gibi bölgesel güçlerle askeri ve ekonomik işbirliğini arttırarak karşılık veriyor. ABD’nin Çin’i dengeleme girişiminde Hindistan’a büyük önem atfetmesi Hindistan’ın güç mücadelesindeki belirleyici rolünü ön plana çıkarıyor.

ABD-Çin mücadelesinde Washington, Çin’i sınırlandırmanın en etkin yolunu yayılma alanının dışına çıkmadan Güneydoğu Asya’da önüne set çekmekten geçtiğini düşünüyor. Dolayısıyla Hindistan’ın işbirliğinden yoksun bir ABD’nin bölgede Çin’e karşı ciddi bir etki yaratması gelecek dönemler açısından pek mümkün gözükmüyor. Bu durumda da Hindistan’ın takınacağı tutum hem bölgesel hem de küresel güç mücadelesinin belirginleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Asya-Pasifik başta olmak üzere Güney Çin denizindeki güç-hakimiyet alanını geliştirmeye devam eden Çin’e karşı ABD, Hindistan’ın desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu çerçevede taraflar arasında askeri ilişkilerin daha da artması beklenirken Washington’un Afganistan barış sürecine Pakistan yerine Hindistan’ı dahil etmesi önümüzdeki dönemde ABD-Hindistan ilişkilerinin farklı boyutlarda gelişeceğini ve Hindistan’ın ABD adına bölgede farklı misyonlar üstleneceğini de gösteriyor.

HİNDİSTAN’IN BELİRLEYİCİ ROLÜ

Soğu Savaş eski dünya düzenini yıkarken yerine de Batı’nın özellikle ABD’nin hegamon güç olduğu yeni bir dünya düzeni getirdi. Doğu Batı’nın hegemonyası altında ezilirken Doğu Asya ülkeleri dış politikalarında değişime gitti. Değişime giden ülkelerden biri de Hindistan’dır. İngiltere School of International Relations’da Profesör olan Chistopher Ogden, Hindistan’ın Soğuk Savaş sonrası oluşan konjonktürde değişen dış politikasını, “Soğuk Savaş sonrası barış temettüsü, artan doğrudan yabancı yatırım, teknoloji ve yeni ticari pazar ihtiyacı, Hindistan’ın bölgesel ve küresel rejimlere karşı daha pragmatik bir tutum sergilemesine neden olmuştur” ifadeleriyle açıklıyor.

21’inci yüzyıl sonrası dünyanın en büyük enerji ithalatçısı ülkelerin Asya-Pasifik’te yer alması Hint Okyanusunu dünya pazarlarına açılan ana yol haline getirmiştir. Ayrıca ekonomilerin sorunsuz işlemesi dolayısıyla enerji çarkının dönmesi için su yolarının güvenlik altına alınma ihtiyacının doğması Hint okyanusunun jeopolitik önemini ön plana çıkardı. Çin ve Hindistan’ın enerjide dışa bağımlı olmaları Hint okyanusunda hakimiyet mücadelesini beraberinde getirdi.

Küresel güç mücadelesinin gözde adaylarından Çin’in üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olarak Asya’da oluşan dengelerde belirleyici rol oynamaya çalışan Hindistan, ABD-Çin arasındaki çatışma ve rekabet ortamından faydalanarak BM daimi üyesi olmak, Afrika ve Orta Asya enerji pazarlarında nüfuz alanını genişletmek, Hint okyanusundaki konumunu sağlamlaştırmak ve uluslararası diplomaside prestijli bir ülke olma konumuna ulaşmaya çalışıyor.

ABD-Çin arasında yaşanan küresel liderlik mücadelesinde Hindistan’ın atacağı adımlar, bölgesel güç konumu sağlamlaştırması ve ileri bir evre olan süper güç olma idealinde de belirleyici olacaktır. Dolayısıyla ABD’nin Çin’in Asya’daki etkilerinin kontrol ve minimize edilmesi konusundaki çabaları, Hindistan lehine olması ülkenin küresel güç arenasına geçiş sürecini hızlandırıyor.

ABD-Çin mücadelesinde Washington, Çin’i sınırlandırmanın en etkin yolunu yayılma alanının dışına çıkmadan Güneydoğu Asya’da önüne set çekmekten geçtiğini düşünüyor. Dolayısıyla Hindistan’ın işbirliğinden yoksun bir ABD’nin bölgede Çin’e karşı ciddi bir etki yaratması gelecek dönemler açısından pek mümkün gözükmüyor.

SONUÇ

Sonuç olarak 2000’li yıllarla birlikte Asya ülkelerinin ekonomik anlamda yükselişe geçmesi küresel güç dengelerinin yön değiştirmesine ve büyük güçlerin yeni ittifak arayışına girmesine yol açtı. Çin’in ekonomik anlamda 2000’li yıllarda yükselişe geçmeye başlaması ve bunu askeri-siyasi alanlara yansıtması ABD’yi tedirgin ediyor. Dolayısıyla da ABD, ABD, Hindistan’la geliştirdiği ekonomik ve askeri işbirliği politikalarıyla Çin’in Asya’daki yayılma etkilerini minimize etmeye ve kontrol altına almaya çalışıyor.

ABD’nin Hindistan üzerinden kendisini çevrelemeye çalıştığının farkında olan Çin, ‘Asya Kimliği’ ile hareket ederek Hindistan’ı yanına çekip ABD’nin bölgedeki faaliyet alanını daraltma eğilimine giriyor.

En hızlı büyüyen ekonomiler arasında yer alan Hindistan, mevcut hegemon güç ABD ve süper güç olma idealiyle hareket eden Çin arasındaki güç mücadelesinde ihtiyaç duyulan bir aktör haline geldi. Sahip olduğu jeopolitik ve jeo-stratejik avantajlarını kullanarak egemen güçler arasındaki mücadelede başat aktör konumunda bulunan Hindistan, pragmatizm ve denge stratejisiyle her iki tarafla da ilişkilerini koruyarak ortadaki çıkar çatışmasından maksimum kazancı elde eden aktörlerden bir olabilmeyi hedefliyor.