Çin salgından nasıl faydalandı?

İki ay önce, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in otoritesi ve Çin’in küresel liderliğe olan hırsları ülkenin Covid-19’dan çıkabileceğini en net şekilde gösteriyordu. Bugün virüsün ilk ortaya çıktığı yer olan Vuhan kenti üzerinde uygulanan karantina kaldırılırken, Xi kendisini dünya sahnesine güçlü ve muzaffer bir lider olarak sunabilir. Öte yandan Avrupa ve ABD’deki liderler, virüsü kendi ülkeleri altında kontrol altına almaya çalışırken, Çin’in yardımlarına da açık hale geliyorlar.  

Cihan ABİ / İNTELL4

Çok az kişi Çin’in geri dönüşü öngörebildi. Zira Çin’in Vuhan’da ortaya çıkan Covid-19 virüsüne ilk tepkisi Xi ve Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) zayıflatmaya mahkûm gibi görünüyordu. İlk başta salgının yetkililerce örtülmeye çalışıldı. Vuhan’da görevini icra eden Li Wenliang isimli doktor, aralık ayında SARS benzeri ölümcül bir hastalık olduğu konusunda dünya kamuoyunu uyarmasıyla birlikte ÇKP “yanlış yorum” yaymayı bırakmasını emretti. Haberlerin dünya kamuoyunda yayılmasıyla birlikte meşruiyeti yurtiçi ve yurtdışından gelen saldırılarla tehlike altına giren Xi, bir müddet gündemden çekildi.  

TÜM ÜLKE KARANTİNAYA ALINDI

Son iki ay içinde, otoriter Çin’in acımasız olarak tanımlanabilecek önlemleri hastalığı kontrol altına aldı. Pekin yönetimi Vuhan şehrini tamamen kapatırken, şehir içi toplu taşıma araçlarını askıya aldı, eğlence mekanlarını kapattı ve halka açık toplantıları yasakladı. Agresif test tedbirleri alınırken, kentin dört bir yanındaki karantina merkezlerine “yüksek riskli” kabul edilen binlerce kişiyi yerleştirdi. Öte yandan hastaneler dolduğu için pek çok kişi evlerinde hayatını kaybetti. Muhtemelen açıklanan rakamların gerçeklikle alakası yok.

Virüs yayılmaya başladığında, hükümet karantina tedbirlerini tüm ülkeye yayarak apartmanları, köyleri ve tüm şehirleri mühürledi. Sosyal mesafe tedbirlerini uygulamak için de güvenlik güçlerini görevlendirdi. Şubat ayı sonlarına doğru, ülke genelinde yani vaka sayısı önemli ölçüde düşmeye başladı. 19 Mart tarihinde ise Vuhan ilk defa yeni Covid-19 vakası bildirmedi. Mart ayı sonunda, Batı’daki pek çok işletme hayatta kalmak için mücadele ederken, Çinli işletmelerin dörtte üçünden fazlasının faaliyetlerine devam ettiği bildiriliyor. DSÖ Çin’i “salgın kontrolü için yeni bir standart” belirlediği için överken, diğer ülkelerin de sıkı karantina tedbirleri almaları gerektiği konusunda uyardı.

BARŞARI PROPAGANDAYA DÖKÜLDÜ

Birçok ülke virüse karşı sıkı tedbirler almak yerine salgını küçümsedi. Özellikle Batılı ülkeler karantina yönergelerini yayınlamakta yavaş kaldılar ve ekonomilerini kilitlemekten çekildiler. Şimdi Batılı ülkelerdeki Covid-19 ölümleri son sürat yükselirken, Çin yönetimi bunu demokrasiye bağlıyor ve kendi başarılarını da tek parti iktidarına dayandırıyor. Diğer taraftan başarısını propagandasını yapan Çin yönetiminin bir yayın organına göre, başarının tek kaynağı “güçlü siyasi sistem”.

Pek çok Çinli liberal ve entelektüel koronavirüsün daha fazla şeffaflık ve açıklık sağlayacağını düşünüyordu. Zira 2002-2003 SARS salgınından sonra, hükümet bilgi akışını iyileştirmek ve en azından daha fazla şeffaflık izlenimi vermek için Bulaşıcı Hastalıkların Önlenmesi ve Tedavisi Hakkında Kanunu revize etti. Ama koronavirüs krizi ters tepki yarattı. Dr. Li’nin ölümünden sonra halkın reform talepleri Çinli liderleri alarma geçirdi. Bu da eleştirel sosyal medya kullanıcılarına bir darbe ve hükümet medya kuruluşlarına da daha yoğun bir devlet sansürü getirdi.

ÇİNLİLER VİRÜSÜ ABD’NİN YAYDIĞINI DÜŞÜNÜYOR

Çinli liderler, salgını yanlış ele almanın suçunu çarpıtmaya çalıştılar. Özellikle Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, ABD ordusunu salgının potansiyel nedeni olarak gösteren bir dezenformasyon kampanyası yürüttü. Şu an için kampanya başarılı olmuş gibi görünüyor. Zira Çinli ünü blogger Cui Yongyuan, yaklaşık 10 bin Çinli katılımcının katıldığı bir anket düzenlendi. Anketin sonuçlarına göre katılımcıların sadece yüzde 12’sinin Covid-19’un doğa kaynaklı olduğunu düşündüğü ortaya çıktı. Söz konusu komplo teorileri, Batılı ülkeleri beceriksiz olarak gösteren propagandayla birleşince, Çin milliyetçiliği körüklendi ve ülke genelinde Pekin’e olan destek arttı.

Pekin hükümetin sağlık krizini uluslararası alanda da lehine çevirdi. Covid-19 salgınını açıkça kendi ülkesinde durduran muzaffer Xi, şimdi ülkesinin yumuşak gücünü yurtdışında “maske diplomasisi” ile yansıtıyor. Bazı ürünlerinin hatalı olduğuna dair haberler olmasına rağmen Çin yönetimi 82 farklı ülkeye maske, test kitleri ve kişisel koruma donanımları gönderdi. Diğer taraftan 10 Mart itibariyle 25 Çin eyaleti hem ülke içi ekonominin hem de Yeni İpek Yolu güzergahındaki 70’e yakın ülkenin desteklenmesi için 7 trilyon dolar değerinde ekonomik kurtarma paketleri önerdi.

Söz konusu olaylar dikkatle incelendiğinde önemli bir geri dönüşten bahsedilebilir. Zira Xi Jinping sadece krizle mücadelede değil hem yurtiçinde hem de yurtdışında güçlü bir lider olarak ortaya çıktı. Başarının kaynağı ise Batılı ülkelerde uygulanması imkânsız olan tedbirlerin uygulanmasıdır. Diğer taraftan ülkeler birbiri ardından Covid-19 karşısında çaresiz kalırken, Çin en güveli yerlerden biri olarak yükseliyor. Brookings Enstitüsü’nden John Allen bize, tarihin Covid-19 krizinin galipleri tarafından yazılacağını hatırlatıyor ve en azından şimdilik Çin’in kazanan olduğunu dile getiriyor.

***Foreign Affairs’ten Türkçe’ye İntell4 tarafından çevrilmiştir.