Çin-Rusya yakınlaşması ekseninde ABD

Tek kutuplu dünya düzeninin karşısında duran Rusya ile Çin’in ortak rakipleri olan ABD ile ilişkileri, gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Son derece gergin seyreden ilişkilerin odağında, ABD karşıtı bir ittifakın mümkün olup olmadığı merak edilen konuların başında geliyor..

Çin-Rusya yakınlaşması ekseninde ABD

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hegemonyasındaki tek kutuplu dünya düzeninin karşısında duran, Rusya ile Çin’in ortak rakipleri olan ABD ile ilişkileri, gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İlişkiler son derece gergin seyrederken, Çin Halk Cumhuriyeti devlet başkanı Şi Cinping ile Rusya devlet başkanı Vladimir Putin arasında, ABD’ye karşı uzun vadeli bir stratejik ittifakın temellerinin atıldığına dair söylentiler yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

Washington yönetimi tarafından bakıldığı zaman, Çin ve Rusya  arasında geçmişten bu yana süregelen adı konulmamış ve resmiyete ulaşmamış bir ittifak durumu söz konusu. Şunu açıkça belirtmek gerekir ki, tüm çatışma ve karşıtlıklara rağmen bu iki ülke de, aralarındaki ilişkileri başarılı bir şekilde yürütmüş ve güçlü bir ittifak oluşturmayı başarmıştır. Bu iki ülkenin ittifakını mümkün kılan en önemli unsur ise, öteden beri ABD’nin bu iki ülkeye ve etkinlik alanlarına yönelik izlediği politikalar olmuştur.

Bu birlikteliğin bir zorunluktan meydana geldiğini ifade edebiliriz ancak gelinen noktada, ABD’nin liderlik ettiği tek kutuplu dünya egemenliği karşısında denge unsuru olabilecek tek güç bu iki ülkenin ittifakı olarak görülmektedir. Günümüze dek, ucuz para birimi ve ucuz iş gücü sayesinde üretim maliyetlerini oldukça düşük düzeyde tutmayı başaran Çin, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerine karşı ciddi anlamda ticaret fazlası vermekte, bu ülkelerin ihraç ürünlerinin küresel piyasalarda Çin ürünlerine karşı rekabet gücünü azaltmaktadır.

İttifak mı? Çıkar ilişkisi mi?

Çin ile Rusya’nın, ABD karşıtı işbirliği uzunca bir geçmişe dayanmaktadır. Bu bağlamda, ABD ve Avrupa Birliği üye ülkeleri geçmiş dönemde kendi ticaret açıklarını kapatabilmek için, Çin’e para biriminin değerinin yükseltilmesi için ciddi baskılar uygulamış aksi takdirde ticari yaptırımlar uygulanacağı tehditleriyle ülkeyi köşeye sıkıştırmaya çalışmıştır. Çin’in tehditlere boyun eğmemesi, ABD tarafından peş peşe çok sayıda yaptırımın hayata geçirilmesini beraberinde getirmiştir.

Söz konusu durumun ardından yaşanan ekonomik daralmadan sonra, alternatif pazar arayışlarını hızlandıran Çin, Rusya ile daha güçlü ekonomik partnerliğe adım atmıştır. Bu doğrultuda Çin, Rusya ile uzay, bilim, teknoloji ve ekonomik alanlarında da ilişkilerini güçlendirmeye yönelmiştir ancak tüm bunlar Çin ile Rusya’nın sarsılmaz bir ticaret ortaklığı içinde olduğunu göstermez.

Çin, ABD ve AB ile olan ekonomik ilişkilerinde, Rusya ile ilişkilerine oranla mutlak anlamda daha fazla kazançlı çıktığından, batı ile ilişkilerini iyi tutmak ve küresel ekonomideki statükoyu korumak istemektedir. Çin, ABD ve AB’den sağladığı ticari çıkarları riske etme potansiyeli taşıyabilecek Rusya ile her türlü işbirliğine temkinli yaklaşmaktadır. Ekonomik açıdan Çin’in partneri, rakibi ABD ve AB’dir. Sahip olduğu ekonomik güç kapasitesi açısından Rusya’nın, ABD ve AB gibi küresel ekonomik güçler arasındaki payı küçüktür.

ABD karşıtı ittifak mümkün mü?

Geride bıraktığımız yıl, ABD ile Çin arasında uzun zamandır süregelen çalkantılı ilişkilerin düzelmesi açısından oldukça hareketli bir yıl oldu. ABD başkanı Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren dillendirdiği ticaret savaşlarında Çin’i hedef aldı ve yaptırımların ardı arkası eksilmedi.

Bu bağlamda bir değerlendirme yaptığımızda, dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip Çin’in, 2018’de 20 yılın en düşük büyüme oranına sahip olarak gerileme kaydetmesinde, ABD rolünün oldukça büyük olduğunu söyleyebiliriz. Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşlarının durdurulması üzerine çok sayıda detaylı müzakereler yapılıp ortak kararlar alınmış olsa da, Trump yönetimi Çin’den ithal edilen birçok ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi koyma kararından vazgeçmedi.

Çin’in dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olduğunu hepimiz biliyoruz. Rusya ise bu listede yedi, bazen ise sekizinci sırada yer alıyor. Dünya ekonomisinin üretim ve büyüme şampiyonu olan Pekin, modern üretim altyapısı, sahip olduğu güçlü finansal kapasitesi ve yüksek teknolojilerdeki hızlı yükselişi sayesinde, Washington merkezli pek çok küresel ekonomik ve teknolojik ağla zaten entegre bir durumda.

Moskova için ise bu tarz bir ekonomik kapasite ve küresel entegrasyon durumu kesinlikle söz konusu değil. Dolayısıyla ABD ile küresel ve ekonomik egemenlik rekabeti içerisinde olan Rusya, daha çok askeri planlama yetkinlikleri ve enerji kaynaklarına güven duyarak bir strateji oyunu planlamakta.

Çin’in ise, ekonomik büyümesi için hala ABD’li ve Avrupalı şirketlerin yeni yatırımlarına ihtiyaç duyuyor. Bu sebeple Çin’in, Batı dünyasıyla ekonomi alanındaki karşılıklı bağımlılığı çok daha yüksek seviyede seyrediyor. Bu şartlar altında Çin’in resmi olarak, ABD karşıtı bir ittifak içinde olması çok muhtemel görünmüyor.

Trump’tan Çin’e gözdağı

Çin ile ABD arasında süren ticaret savaşı bir yılı geride bıraktı. Geçtiğimiz hafta ticaret savaşı müzakerelerine katılmak için ABD'ye giden Çin Başbakan Yardımcısı Liu Hı, görüşmeden istediği sonuçları alamadığını belirtmişti. Çin Ticaret Bakanlığı cuma günü, 200 milyar dolar tutarındaki Çin mallarına uygulanan tarifenin yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkmasına tepki göstermiş ve gerekli önlemlerin alınacağını duyurmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelerin başladığı dönemde, müzakereleri samimi ve yapıcı olarak değerlendiriyordu ancak sosyal medya hesabı üzerinden Çin'i hedef aldığı son paylaşımında ülkesi ile ticaret anlaşması yapmaması halinde, Çin'in ciddi zarar göreceğini belirtti. ABD Başkanı Trump, Twitter iletisinde Çin mallarına yönelik vergi artırımına misilleme yapılmaması uyarısında bulunurken, Çin’in ABD’den uzun yıllar faydalandığını ve bu şekilde devam ettiği taktirde Çin’de iş yapacak kimsenin kalmayacağına dair tehditlerde bulundu.

Sonuç

Rusya ile Çin arasında uzun yılardır süren stratejik yakınlaşmanın, ABD’yi dengeleme bağlamında büyük oranda etkili olduğunu söylemek mümkün. Diğer taraftan, ABD’nin uluslararası yaptırımlarıyla uğraşan Rusya için Çin, çok önemli bir enerji pazarı olduğu kadar, aynı zamanda muazzam bir finans ve teknoloji kaynağı konumunda.

Sürdürülebilir ekonomik büyüme konusunda enerji güvenliğini oldukça önemseyen Çin için ise, Rusya ucuz ve güvenilir bir enerji kaynağı olmakla birlikte, güçlü askeri planlamasıyla, ABD ile arasında yaşanması muhtemel gerginliklerde önemli rol oynayabilecek stratejik bir dengeleme ortağı konumunda.

Çin’in ABD ve Avrupa Birliği ülkeleriyle ekonomik ve teknolojik alanlarda ciddi bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi var. Bir takım siyaset uzmanlarına göre, bu ilişkiye zarar verebilecek keskin çıkışların, Pekin yönetimi tarafından gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmüyor. Çin’in, ABD yönetimi tarafından gelen kışkırtmalara çok sert tepkiler vermemesinin altında yatan en temel sebebin bu olduğu düşünülüyor.

Bu bağlamda Çin’in ticaret konusunda ABD ile anlaşmaya varması, kendi teknolojik, ekonomik kapasitesini büyütmeye devam etmesi ve Rusya ile yakın ilişkisini, stratejik bir ittifaka dönüştürmeden sürdürmesi kuvvetle muhtemel.