Şi'nin 'Çin rüyası'

Çin Devlet Başkanı Şi'nin ömür boyu iktidarda kalmasının önünün açılmasıyla birlikte dünyanın dikkati bu Asya devine çevrildi. Çin rüyası, Şi Cinping’nin ülkesinin sistemde hak ettiği yeri alması ve tam bir saygınlık kazanması için askeri ve ekonomi alanlara ek olarak üstün teknoloji üretiminde de dünyada önde gelen gelişmiş ülkelerden birisi olması hedefine dayanmakta.

Çin, sadece 30 yıl içinde kendisini yoksulluğa gömülmüş gelişmekte olan bir ülkeden, küresel bir ekonomik güce dönüştürdü. Pekin, şimdilerde ise küresel bir süper güç olmayı hedefliyor. Çin'in artan güç ve nüfuzunu en azından şimdilik korkuyla takip eden gözler, aynı zamanda ülkenin hızla büyümesini ve kalkınmasını hayranlıkla izliyor.

Diğer yandan da Çin halkı, özellikle Pekin'deki siyasi sınıf, ülkelerinin güçlenmesini tarihsel bir yanlışın düzeltilmesi olarak görüyor. Bu görüş aynı zamanda başkentteki propaganda mekanizmaları ve Devlet Başkanı Şi Cinping'in "Çin Rüyası" vizyonu ile pompalanıyor.

İki bin yılı aşkın kadim bir devlet geleneğine sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Asya Pasifik’in en güçlü mali ve askeri gücüne sahip olduğu gibi dünyanın en kalabalık ülkesidir. Her ne kadar 1839’da Büyük Britanya’nın başlattığı Afyon Savaşı’nda mağlup olmasıyla yaklaşık 150 yıl süren işgaller ve istikrasız bir dönem geçirse de 1946-1949 yılları arasında süren iç savaş sonrasında yeni devleti kuran Mao Zedong liderliğinde göreceli de olsa bir istikrar kazanmıştır. 1978’de iktidara gelen Dıng Şiaoping, Mao dönemindeki kapalı devlet modelini kısa sürede iyi analiz ederek ülke ekonomisini dışa açmaya karar vermiştir. Yaklaşık iki asır önce limanlarını dış dünyaya açmamak için savaşı göze alan Çin’in Dıng döneminde ülke limanlarını gönüllü olarak açmak istemesi, değişen dünya düzeninin de aslında bir gereğiydi.

Şi'nin 2012 yılında iktidara gelişinden bu yana Çin'in devlet ve parti liderleri halka geçmiş zamanların ihtişamının geri döneceğinin sözünü verdi. Şi, bunu yaparak Çinlilerin tarihsel belleğinde bir noktaya parmak basmayı hedefledi.

Bugün Çinliler kendilerini, binlerce yıldan bu yana süregelen ve 16'ıncı yüzyıldan itibaren kültürel, bilimsel, teknolojik ve yönetimsel olarak dünyanın lideri konumunda olan bir uygarlığın varisleri olarak görüyor. Bu bakış açısına göre Çin, ya da Çince'deki tabiriyle "Orta Kraliyet", ışığından yararlanmak isteyen etrafındaki barbarların bile bedel ödemeye hazır olduğu bir ülkeydi.

Şi Cinping'in, seleflerinin düşük profilli dış politika çizgisini terk ederek küresel ölçekte etkileri olacak "Çin rüyası"na yönelmesi, bu sürecin uluslararası ilişkilerde sarsıntılı bir sürece yol açacağı endişelerine zemin hazırlıyor.

MADE İN CHİNA 2025 VİZYONU

Dıng döneminden itibaren takip edilen düşük profilli dış politika anlayışının Şi Cinping yönetimiyle terk edildiği görülmektedir. 2013’te iktidara gelen Şi’nin kısa sürede aktif bir dış politika anlayışını uygulamaya koyması, Çin’e yönelik saklı şüphelerin de gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Şi’nin Dıng ile başlayan iki dönemle sınırlanan devlet başkanlığı sistemini sona erdirerek devlet başkanlarının süresiz iktidarda kalabilmelerine imkân tanıyan yasayı çıkarması, 2013’te Kazakistan ve Endonezya’da hem karadan hem de denizden dünyayı iki koldan saran Kuşak ve Yol (KvY) İnisiyatifini açıklaması, Güney Çin Denizi üzerindeki tartışmalı adalar üzerinde giderek agresif davranması ve askeri amaçlı yapay adalar inşa ettirmesi, “bir ülke iki sistem” yönetim şekliyle yönetilen Hong Kong ile Tayvan üzerinde çok yönlü baskıları artırması, teknoloji alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma hedefini içeren “Made in China 2025” vizyonu ve daha göreve geldiği ilk gün doğrudan “Çin Rüyası” hayalinin bir gün gerçekleşeceğini iddia etmesi Şi’yi seleflerinden farklı bir yerde konumlandırmıştır. Bazı uzmanlar, Şi’nin bu politika değişikliğinin, ABD Başkanı Barack Obama’nın 2011’de Avustralya Parlamentosunda ilan ettiği “pivot stratejisine” bir karşılık olarak geliştiğini iddia etseler de Şi’nin güçlenen ekonomik gücüne bağlı olarak daha bağımsız hareket ettiği de görülmekte.

YÜZYILLIK AŞAĞILANMA

Çinlilerin "yüzyıllık aşağılanma" dedikleri dönem de işte bu bilgiler ışığında daha da büyük bir önem kazanıyor. Çin'in, 1839 ve 1842 yılları arasındaki Birinci Afyon Savaşı'nda Büyük Britanya karşısında aldığı yenilgi ile başlayan bu dönem, "eşitsiz anlaşmalarla" Hong Kong'un yönetimini İngilizlere teslim etmesiyle sonuçlandı. Ve bu aşağılanma yüzyılı, tam da Çin'in resmi propagandası ile örtüşen bir şekilde, 1949 yılında Komünist Parti'nin Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmasıyla sonlandı.

"Yüzyıllık aşağılanma" Çin'in yükselişinin antitezini oluşturuyor. Örneğin 1820 yılında Çin'in ekonomik hacminin dünyanın yüzde 30'una karşılık geldiğini kim biliyor? Ülkedeki iç isyanlar, kolonyal güçlerin sömürüleri, devlet yönetiminin çökmesi, Japonya'nın işgali ve iç savaş ile bu oran 1950'li yıllara gelindiğinde yüzde 5'e kadar düşmüştü.

İmparatorluk ihtişamının kaybolmasının yarattığı acı Çinlilerin ortak belleklerinde yerini korudu. Tarih kitapları, televizyon dizileri, gazete makaleleri tekrar tekrar Çin ulusunun dış güçler, gerileme ve sefalet ile aşağılanmasını yazdı ve gösterdi. Bu hatırlama kültürü, Şi Cinping'in "Çin Rüyası"nı kitleler önünde cazip kılmasını ise kolaylaştırdı. Tepeden aşağıya sunulan bu kolektif vizyon, bireysel mutluluğu yakalamayı hedefleyen "Amerikan Rüyası"nın tam olarak karşıtlığını oluşturdu.

KÜRESEL SÜPER GÜÇTE HEDEF: 2049

Yeniden şahlanmayı amaç güden "Çin milletinin büyük gençleşmesi" planları, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100'üncü yılı olan 2049'u hedefliyor. Ve tarihler 2049'u gösterdiğinde, Çin tekrar küresel bir süper güç olarak ortaya çıkabilir. Görünüyor ki hedeflerin ulviliği ve gerçekleştirilmeleri için belirlenen sürenin uzakta olması halktan daha büyük fedakârlıklar talep edilmesini beraberinde getiriyor. "Çin milletinin gençleşmesi" dendiğinde Pekin yönetimi bireysel özgürlükler ve külfetli anayasal süreçlerden bahsetmiyor. Muhalifler, insan hakları aktivistleri ve hatta onların avukatları bile hapse atılabiliyor. Medya da dâhil olmak üzere geçtiğimiz dönemde elde etmek için çok çaba gösterilen özgürlükler birer birer tırpanlanıyor.

Çin Rüyası vizyonu öylesine muğlak ve öylesine kapsamlı ki, aynı çatının altında birçok farklı mesaj birleştirilebiliyor.

Çin Rüyası hakkında yorum yapma yetkisine sahip herhangi bir kişi bu vizyonun içeriğini oluşturan unsurlar için herhangi bir tanımlamada bulunabilir. Şi Cinping Nisan ayında Üç Geçit Barajı'nı ziyaret ettiğinde, bağımsız bir şekilde teknoloji geliştirme imkânlarına sahip olmayı bu rüyanın gerçekleştirilmesinde önemli bir unsur olarak sunuldu. Şi, Mart ortasında yüksek rütbeli askeri yetkililerle görüştüğünde, rüyanın içeriği sivil ve askeri kanatların bütünleşik hareket etmesi olarak gösterildi. Ek olarak birlik içinde hareket etme ve güç kazanma kavramları da sürekli olarak teşvik ediliyor.

Tüm bu muğlaklık içinde Çin Rüyası aynı zamanda son 20 yıldır giderek yükselen Çin milliyetçiliğini pohpohlamak için de gayet uygun. Özellikle iktidardaki Komünist Parti'nin yüksek derecede verimli bir şekilde uyguladığı devlet kapitalizmi ile giderek azalan meşruiyeti göz önünde bulundurulduğunda Çin Rüyası iyi bir meşruiyet kaynağı. Şi'nin yolsuzlukla mücadele için eşi benzeri görülmüş bir kampanya yürütmesine karşın, parti çalışanları ve hükümet görevlilerinin bu devlet kapitalizminden ne derece faydalandıkları göz önünde bulundurulduğunda, Çin Rüyası'nın partiye sağladığı meşruiyet daha da önem kazanıyor.

Pekin'in Doğu Çin Denizi'nde Japonya ile karasular konusunda adeta köşe kapmaca oynaması ve Güney Çin Denizi'nde de yapay adacıklar inşa ederek bölgedeki hak iddialarına dayanak kazandırmaya çalışması da aynı şekilde Çin halkının milliyetçi iştahını kasıtlı olarak kabartmayı hedefliyor.