Washington ve Pekin'i bir kez daha karşı karşıya getiren ülke: Filipinler

Filipinler'de, 9 Mayıs'ta yapılacak olan genel ve yerel seçim, Güney Çin Denizi'nde hâkimiyet mücadelesi veren küresel güçler tarafından yakından izleniyor. Bölgedeki diğer devletlerin geleceğine ilişkin senaryoların da habercisi olacak seçim öncesinde analistler Washington ve Pekin yönetiminin hamlelerini değerlendirdi.

Uzakdoğunun genç ve dinamik ülkesi Filipinler Cumhuriyeti, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler arasında. Yaklaşık 100’den fazla etnik unsurun bir arada yaşadığı ada ülkesi Filipinler, Güney Çin Denizi için de kritik öneme sahip.

Vietnam’ın doğusunda, Filipin Denizi ve Güney Çin Denizi arasındaki takımada ülkesi Filipinler’de 2016 yılında yapılan son seçimlerde oyların yüzde 39’unu alan Rodrigo Duterte, yeni dönem politikaları ile gündemde. 9 Mayıs'ta yaklaşık 67,6 milyon seçmenin sandık başına gideceği genel ve yerel seçimler öncesinde adaylar turlarını neredeyse sonlandırdı. 

Geçmiş seçimler öncesinde halkın protestoları ile karşılaşan Duterte, bu kez hem Covid-19 önlemlerinin hem de sokaklarda protestoculara karşı kolluk kuvvetlerinin artırılacağını duyurdu. 

Ülkede altı yılda bir yapılan seçimlerde yürütme ve ordunun da başkanını seçecek olan Filipinler halkı, aynı zamanda Güney Çin Denizi’ndeki küresel güçlerin politikalarına da yön verecek.

Son yıllarda yüzde 5 oranında ekonomik büyüme yakalaması ile dikkatleri üzerine çeken Filipinler’e ilişkin en büyük hesap elbette Pekin yönetiminin.

2016 yılında seçilmesinin hemen ardından Çin’e yaptığı ilk ziyarette halka seslenen Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, yeni bir dönemin de sinyalini verdi.

Pekin yönetiminin ideolojik bakış açısına adapte olacağını vurgulayan Duterte, “Amerika şimdi kaybetti” sözleri ile de Washington’un dikkatini çekmeyi başardı.

Duterte’nin Çin’e en yakın rakibi Leni Robredo, Filipinler’in son devrik diktatörünün oğlu Ferdinand Marcos Jr.

Filipinler seçimlerinin sonuçları ise yalnızca ülkede değil, küresel güçlerin de yakın takibinde.

ABD, Güney Çin Denizi’nde Pekin yönetimi ile mücadelesinde kendisini güçlü kılacak müttefikler aramaya devam ederken, Jinping bölgedeki aktörler ile kurduğu ekonomik ilişkileri kullanarak siyasete yön vermeyi sürdürüyor.

ABD, Visiting Forces Agreement (VFA) anlaşmasının Filipinler tarafından kaldırılmasının askıya alınması kararı ile bölgedeki birliklerini güçlendirmeye devam edecek.

Analistler, Filipinler Devlet Başkanı Duterte’nin Çin’in ülkedeki etkisini kırmak için çaba sarf etmediğine dikkat çekerek, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi’nde ABD’den daha fazla güçlendiğini vurguluyor.

Manila yönetimi uzun zamandır denge politikası yürütmeye çalışsa da CNN’e konuşan Joshua Kurlantzick, "Filipinler hem (ABD hem de Çin) için çok önemli bir stratejik öneme sahip. Filipinler'i yöneten kim olursa olsun, ABD tratejik nedenlerle, kesinlikle önemli bir çaba harcayacak” ifadelerini kullandı.

Duterte’nin Çin ziyareti de seçim öncesinde önemli bir dönem noktası olarak nitelendirildi. Analistler, Marcos'un kazanması durumunda bunun ABD'ye yapılacak herhangi bir başkanlık ziyaretini karmaşık hale getirebileceğini öngörüyor.

Beyaz Saray’ın tavrının Filipin yönetiminin kararında etkili olacağının altını çizen analistler, Duterte’nin birden fazla politik taviz vermesinin nedenini de Pekin yönetiminin ‘yumuşak güç’ politikasının sonucu olarak yorumluyor.

ISEAS araştırmacılarından Aries Arugay, halkın Çin’e karşı tavrının yönetim tarafından da görüldüğüne dikkat çekerek "Tıpkı herhangi bir Filipin Devlet Başkanı gibi, eğer kazanırsa, (Marcos) da ABD'ye yaklaşmaya çalışacak, çünkü ne olursa olsun, yeni Başkan yeniden başlama şansına sahip olacak" ifadelerini kullandı.

Filipinler halkının kaderini oylayacağı seçimler, Solomon Adaları ile Pekin yönetimi arasında imzalanan son anlaşma da düşünüldüğünde ABD'nin bölgedeki etkisinin azalmaması için atacağı askeri hamlelerin de başlıca nedeni sayılacak. 

Güney Çin Denizi'nde 2020 yılından bu yana gergin seyreden tansiyonun düşürülmesi için Washington ve Pekin'den bir adım gelmezken AUKUS'un ardından hızla artan mücadele Tayvan, Mikronezya ve hatta Avusturalya için de yeni bir dönemin başladığının habercisi.