Çin diasporasının Çin ve dünya ekonomisi üzerindeki etkisi

Diasporanın Çin'in yumuşak gücünün doğal bir kaynağını oluşturması kadar, ülke dışında yaşayan Çinlilerin pek çok açıdan etnik bir kimlik kazanmış olmaları da önemli etkenlerden biri. Bir diğer önemli faktör ise Çin diasporasının girişimciliği ve yarattığı yatırım imkanları. Bu bağlamda Çin hükümeti ve birçok yerel yönetim, dışarıdaki Çinlilerle ilişki yürütmek için özel bakanlıklar kurmayı planlıyor.

19. yüzyılda meydana gelen olaylar neticesinde Güneydoğu Asya'ya göç eden Çinliler, dünya genelinde 40 milyon nüfusa ulaştı.

Çin diasporası, başta nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları Singapur olmak üzere, dikkate değer azınlıklar olarak Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler ve Vietnam'da yaşıyor.

Diasporanın Çin'in yumuşak gücünün doğal bir kaynağını oluşturması kadar, ülke dışında yaşayan Çinlilerin pek çok açıdan etnik bir kimlik kazanmış olmaları da önemli etkenlerden biri. Bir diğer önemli faktör ise Çin diasporasının girişimciliği ve yarattığı yatırım imkanları. Bu bağlamda Çin hükümeti ve birçok yerel yönetim, dışarıdaki Çinlilerle ilişki yürütmek için özel bakanlıklar kurmayı planlıyor.

2012 yılında Çin Ticaret Bakanlığı tarafından desteklenen Pekin merkezli Çin Dış Ticaret Konseyi, deniz aşırı Çinlilere çağrıda bulunarak, 12. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın ekonomik kalkınma modelinin dönüşümüne dair öngördüğü "koordinasyonun desteklenmesi" bağlamında, ilk Denizaşırı Çinliler İş Yatırımı Fuarı'nı düzenledi.

Yapılan uygulamalar dikkate alındığında, Çin'in dünya ekonomisinde pay sahibi olmaktan çok daha fazlasını başardığı görülüyor. 2008 yılındaki ekonomik krizi Çin'in bölgesel pozisyonunu kuvvetlendirirken, Çin'in dış yardımları ve yatırımları da kayda değer şekilde arttı. Çin, sorumlu bölgesel bir aktör gibi davranarak sadece kendi ekonomisinin istikrarını değil, bölgesel ekonominin istikrarını önemsediğini belli eden adımlar attı.

Tayland'da düzenlenen 2009 Bo'oa Forumu'ndan beş gün önce Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, ASEAN ülkelerinin altyapı projelerini destekleyen 10 milyar dolarlık bir yatırım ile küresel krizin aşılmasına yardımcı olunacağını belirtti.

Çin Başbakanı Wen Jiabao ise 2009 Bo'ao Forumu'nda "Asya: Krizi Yöneterek Ötesine Geçmek" başlıklı bir konuşma yaptı. Krizle başa çıkmak için bölgesel iş birliğini desteklediklerini ve Çin'in bu çabaların merkezinde yer aldığı mesajını verdi.

Pragmatik materyal faktörler bağlamında Çin, artan bir şekilde bölge için önemli bir finans kaynağı haline gelmeye başladı. Bununla beraber Çin, ekonomik modelini yenileme girişimleriyle bölgesel üreticiler açısından önemli bir piyasa olma yolunda emin adımlar atmaya devam etti.

ÇİN'İN ULUSLARARASI ROLÜNÜ ŞEKİLLENDİREN TEMEL FAKTÖRLER

Çin'in bölgesel ve uluslararası rolü arasındaki etkileşim bağlamında düşünsel faktörlere verdiği önceliğe rağmen, uluslarası rolü itibariyle gelecekte fazlasıyla belirleyici olması muhtemel iki önemli güç unsurunun önemini yadsımak mümkün değil.

Birincisi, Çin'in çok ciddi kaynak gereksinimleri bulunuyor. İstatistiklere bakıldığında 2011 yılında Çin küresel çinko arzının yüzde 48'ini; kurşunun yüzde 50'sini tek başına tüketti. 2013 yılında ise Çin, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olarak ABD'yi geçti. Bu tüketim oranları hesaba katıldığında, kaynaklara erişim ihtiyacı Çin'in dış yatırımlarının ana sürükleyicisi haline getirdi.

İkincisi, Çin'in bir gün ABD'yi tehdit edebilecek askeri bir güç olabileceği endişesinden daha acil bir sorun olarak öne çıkan, Çin'in silah satışları ve diğer devletlere yaptığı teknoloji transferi. Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi'ne bağlı kalacağına söz vermiş olsa da Çin, henüz resmi olarak bu rejime katılmayıp; İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Pakistan ve Suriye gibi devletlere Rusya ile teknoloji transferi yapmakla suçlanan bir ülke konumunda. ABD tarafından "haydut devletler" olarak tanımlanmış ülkelerle ilişkilerini giderek geliştirmesi, liberal Batı'nın küresel hedeflerini gerçekleştirmesini dolaylı olarak zorlaştırdı. Bu noktada Çin'in engelleyici veya bölücü gücünün, BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi üyelik konumuyla desteklendiği gerçeği ortaya çıktı.

Çin, veto gücünü kullanarak ABD ve diğer Batılı devletlerin uygulamak istediği yaptırımları bloke etti. Çinli şirketlerin yerel şirketlere yönelik fiyat kıran piyasa stratejileri uygulamaları, yerli işçi kullanmaktan imtina etmeleri gibi hususlar, zaman zaman hoşnutsuzluk ve şikayetlerin yükselmesine yol açtı.

Çin'in artan gücüne paralel olarak gelişen ticari ilişkileri giderek zemin buldukça, Çin'i destekleyici mahiyette görünen dünyanın ileride nasıl tepkiler vereceği şu an için meçhul. Buna ilaveten ABD başta olmak üzere, Batı dünyasının özellikle çevre sorunları öne sürerek "kurumsal sosyal sorumluluk" bağlamında, Çin'i köşeye sıkıştırma çabaları giderek artıyor. Dolayısıyla bu ülkelerde Çin'e yönelik kaygıların zamanla artacağını beklemek şaşırtıcı olmaz.