Suudi Veliaht Prensi Selman cezalandırılacak mı?

Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın, Kaşıkçı cinayetinin baş sorumlusu olduğu Amerikan istihbaratınca açıklandı. Peki Trump’tan farklı bir dış politika izlemesi öngörülen ve uluslararası ilişkilerinde insan haklarını ön planda tutacağını söyleyen Biden, bundan sonra ne yapacak?

Suudi Veliaht Prensi Selman’ın, korkunç şekilde cinayete kurban giden Kaşıkçı’nın ölümünden sorumlu olduğu Amerikan istihbaratınca açıklandı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal İstihbarat dairesinin raporunda, Suudi asıllı Amerikalı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesi emrinin Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman tarafından verildiği sonucuna ulaşıldı. Bununla birlikte raporda Selaman’ın hem Kaşıkçı’dan kurtulmak istediği hem de iktidarını eleştirenlere gözdağı vermeyi amaçladığı belirtildi.

Ayrıca dört sayfalık raporda, “2017 yılından bu yana Veliaht Prens, ülkenin güvenlik ve istihbarat örgütleri üzerinde mutlak kontrole sahip. Bu da Suudi yetkililerin, prensin izni olmadan bu nitelikte bir operasyonu gerçekleştirme ihtimalini oldukça düşük hale getiriyor” ifadelerine yer verildi.

BİDEN VELİAHT PRENS MUHAMMED BİN SELMAN’I CEZALANDIRABİLİR Mİ?

Yaşadığımız dönemin en korkunç cinayetlerinden biri olan Kaşıkçı suikastı, eski başkan Donald Trump’ın Suudi Arabistan ve onun yöneticilerine yönelik tavrını değiştirmemişti. Trump’ın ardından başkanlık koltuğuna oturan Joe Biden ise ilk günden bu yana uluslararası ilişkilerinde insan haklarını ön planda tutacağını söylüyor. Peki başkan Biden, Suudi Arabistan ile ilişkileri Veliaht Prens’ten ayrı tutabilir mi?

Joe Biden, “Kral'la konuştum ve ona açıkça kuralların değiştiğini söyledim. Onları, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutacağız. Kaşıkçı raporu orada duruyordu; önceki yönetim bunu yayınlamamıştı bile. Göreve geldiğimde raporu buldum, aldım, okudum ve yayınladık. Olanlar gerçekten çok korkunç” dedi.

Açıklanan korkunç gerçeğin ardından ABD’de kamuoyu da ikiye bölündü.  Amerikan medyasında 85 yaşına dayanan babasının yerine geçmeye hazırlanan Prens Selman'a yönelik “Neden diktatör ile ittifak yapıyoruz?” soruları sorulmaya başlandı. ‘Düşmanımın düşmanı dostumdur' siyasetini devam ettirmeye kararlı görünen ABD için ‘İran'a karşı Suudi ve Sünni kozlarını kaybetmek istemiyor' yorumları yapılıyor.

ABD NASIL BİR YOL İZLEYECEK?

Amerikalı diplomat Richard Haass, Suudi Arabistan ile yaşanan bu durumun ABD’ye fırsat getirebileceğini söylüyor. Haass bu fırsatları şöyle açıklıyor:

‘’Suudileri diplomasi koridoruna almanın, İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli bir çözüm olasılığını koruyabilir. Veliaht Prens Selman’ın İsrail ile köprüler kurmaya hazır olduğu ancak babasının aynı görüşte olmadığı ve Suudi nüfusunun büyük bir kısmının da bu hamleye direnebileceği öne sürülüyor. İşgal altındaki topraklardaki Yahudi yerleşimlerini genişletme vaadine sarsılmaz biçimde bağlı bir İsrail hükümeti bile, Suudi Arabistan ile barış ve diplomatik ilişki karşılığında bundan vazgeçebilir. Veliaht Prens ile uğraşmayı reddetmek çözüm değil. Onunla olan şartlı ilişkiler birçok Suudi Arabistan vatandaşına koruma ve özgürlük getirebilir. İran’ın nükleer hırslarını engellemek için işbirliğini mümkün kılabilir. Ayrıca Yemen’deki savaşı durdurabilir ve İsrail-Filistin barışının umutlarını artırabilir. Bunların hiçbiri Kaşıkçı’yı hayata döndürmeyecek ama ölümüne anlam katacaktır.’’

Bununla birlikte yaşanan gelişmeleri analiz eden uzmanlar, Biden’in doğrudan hasta Kral Salman’ı aramasını, Veliaht Prensi aradan çıkartma çabasına bağlıyor. Ancak bu durum pek mümkün görünmüyor. ABD, babası ölünce Prens Selman’ın tahta çıkmasını engelleyebilecek konumda değil. Bunu yapmaya yönelik herhangi bir girişim milliyetçi bir tepkiyi veya iç istikrarsızlığı tetikleyeceği için neredeyse kesinlikle başarısız olacaktır.

Sonuç olarak, Biden yönetimi ne kadar çabalarsa çabalasın Veliaht Prens ile muhakkak işbirliği yapacaktır.  Dış politikanın çıkarlar doğrultusunda ilerlediğini göz önünde bulundurursak, ABD’nin stratejik ve ekonomik çıkarlarının bunu gerektirdiğini söyleyebiliriz.