Büyük Orta Doğu Savaşı yaklaşıyor

Küresel anlamda gergin bir sürece giren dünya, farklı noktalarda meydana gelen çatışmalarla daha da tehlikeli bir hal alıyor. Böyle bir ortamda doğal ve suni felaketlere bağlı olarak hemen her kıtada acı ve gözyaşı görmek mümkün. Gelişmeleri takiben oluşan yeni bloklar ürkütücü bir tablo çizerken, Orta Doğu merkezli daha şiddetli bir savaşın temelleri çoktan atılmış görünüyor.

Büyük Orta Doğu Savaşı yaklaşıyor

Dünya üzerinde gerçekleşen iki büyük küresel savaş ve yüzlerce bölgesel çatışma, milyonlarca insanın trajik bir şekilde hayatını kaybetmesine yol açtı. Siyasi, dini ve etnik nedenlerin öne sürüldüğü bu olaylar zaman zaman kitlesel temizlik eylemlerine dönüştü. Meydana gelen savaşlarda kullanılan kimyasal, nükleer ve konvansiyonel silahların neden olduğu çevresel sorunlar ise insanlığın geleceğini tehdit eden en önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Bu gelişmelerin ışığında hemen her kıtada acı hadiseler yaşanmaya devam ederken, söz konusu kanlı zincire yeni katliamların eklenmesi içten bile değil. Özellikle bölgemizde etkisini hissettiren birçok olay büyük bir felaketin yaklaştığını haber veriyor. Konuya ilişkin bir analiz kaleme alan İsrail asıllı Amerikalı siyaset bilimci Yossef Bodansky de OilPrice.com sitesinde "Yeni büyük Orta Doğu savaşı gözümüzün önünde başlıyor" başlığıyla yayınlanan yazısında önemli detaylara yer verdi. Bodansky, Orta Doğu'da şekillenen çok kutuplu bloğun altını çizerken, İran ve Türkiye'nin rolüne dikkat çekti. Aynı zamanda Avusturya merkezli Contra dergisinde yayınlanan bir makalede de bölgedeki durum ele alınarak, Türkiye'nin muhtemel bir savaşta yer alması için provoke edildiğine vurgu yapıldı. Tüm bunların yanında İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında şekillenen ilişkiler bölgedeki diğer ülkeler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Yeni cephelerin açılmasında etkili olması öngörülen güçlerin ilerleyen dönemde nasıl bir akıbetle karşılaşacağı merak konusu.

Trump ve İran karşıtı politikalar

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump öncülüğünde sürdürülen İran karşıtı siyaset, Tahran rejiminden ziyade İranlıların hayatını cehenneme çevirirken, ülkenin lideri Ali Hamaney ve çevresinin elini güçlendiriyor. Söz konusu süreçte ABD'den çok İsrail'in devlet başkanı gibi davranan Trump, bölgesel barış söylemleri adı altında İran rejiminin saldırganlaşmasını temenni eden bir tavır takınıyor. Aynı zamanda İran'a karşı hukuk dışı eylemlere girişen ve diğer ülkeleri de tehdit ederek belli bir amaca ulaşmayı hedefleyen Washington DC'nin mevcut sorunlardan ziyade İsrail'in güvenliğini ileri sürmesi önemli bir detay olarak öne çıkıyor. İran içerisindeki durum ve insan hakları ihlalleri yanında demokratik yapıdan uzak bir rejimin varlığı tabii ki rahatsızlık uyandıran bir başlık. Ancak Amerikan yönetiminin Suudi Arabistan gibi basın özgürlüğü ve insan hakları bağlamında oldukça geri kalmış diğer güçlere karşı sergilediği iki yüzlü yaklaşım kabul edilemez bir tablo ortaya koyuyor. Bununla birlikte İran'a bağlı askeri güçler terörizmi finanse etmekle suçlanırken, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) öncülüğünde ağır silahlarla donatılan bir terör örgütünün Türkiye karşısında konuşlandırılması Washington DC tarafından savunulan değerlerin tümünü yok ediyor. Tahran rejiminin bölgedeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ABD ve İran arasında sıcak çatışma ihtimali oldukça yüksek. Yalnız İran üzerinden açılacak bir cephe değil, Türkiye sınırlarında faaliyet gösteren Amerikan destekli terör örgütleri de gergin bir tablo çizilmesine neden oluyor.

Orta Doğu'da yaklaşan büyük savaş

Daha önce Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonu tarafından çeşitli bahanelerle günah keçisi ilan edilen Katar'ı da bu halkanın içerisine dahil eden siyaset bilimci Bodansky ise, ABD önderliğinde İsrail merkezli şekillenen politikaların Türkiye, İran ve Katar'ı aynı çizgide birleştirdiğinin altını çiziyor. Bodansky, Suriye ve Irak'ta İran destekli grupların etkisinin azaldığını öne sürerken, "İran'ın zamanlaması mantıksal" ifadeleriyle Arap dünyasındaki rejim değişikliklerini işaret ediyor. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu gibi aktörlerin ilerleyen dönemde bölgedeki müttefiklere farklı yaklaşabileceğini öngören siyaset bilimci, Orta Doğu'da yaşanacak gelişmelerin bölgede çıkarları bulunan güçleri dolaylı olarak etkileyeceğini belirtti. Bu süreçte İran, Katar ve Türkiye'nin aynı blokta mücadele edeceğinin altını çizen Bodansky ayrıca, yeni bir ademi merkeziyetçi gerçekliğin kendiliğinden ortaya çıktığını ve bölgeye dahil olan ana güçlerin kriz sonrası Orta Doğu'yu daha iyi kontrol edebilmek adına tüm imkanlarını sahaya süreceğini vurguladı. Tırmanan gerginlik ortamında İran ve Türkiye'nin aynı tarafta yer almasına karşın Lübnan, Suriye, Ürdün ve Irak'ta üstünlük kurmak için yarışacağını da belirten Bodansky, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin parçalanacağını ifade etti. Bu noktada İsrail ile bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu hatırlatan siyaset bilimci, İsrail'in böylesi bir ortamda bölgesel düzenin çöküşüne şiddetle karşı koyacağının tahmin edildiğini ileri sürdü.

Bölgedeki faaliyetler ve İsrail'in genişlemesi

Bodansky'nin öngörüsüne karşılık, Binyamin Netanyahu liderliğinde saldırgan bir siyaset izleyen İsrail'in ilerleyen dönemde sınırlarını daha da genişletmek için çaba göstermesi bekleniyor. Bu noktada Trump yönetimi aracılığıyla İran'ı kontrol altında tutmaya çalışan Netanyahu hükümeti, Tahran yönetiminin birçok alanda kısıtlanmasını fırsata çevirmek istiyor. Hizbullah örgütünün varlığını bahane eden İsrail güçleri ise sık sık Lübnan ve Suriye içerisinde saldırılar düzenliyor. Önümüzdeki süreçte gerginliğin tırmanmasının yanında Hizbullah'a karşı gerçekleştirilecek operasyonlarla İsrail'in kuzey sınırlarını bir adım ileri taşıması muhtemel. Bununla birlikte bölgede meydana gelecek büyük bir çatışmanın İsrail'in genişlemesine olumlu yönde etki edeceğine şüphe yok. Suudi Arabistan ve BAE ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Tel Aviv yönetiminin söz konusu senaryo neticesinde bu iki ülkenin parçalanmasına şiddetle karşı çıkması ise normal bir reaksiyon olarak kabul ediliyor. Çünkü mevcut durumda İsrail'in güvenliği adına hareket eden güçlerin ortadan kalkması, Tel Aviv yönetiminin genişleme planlarını geciktirebilir. Yanı sıra bölgedeki önemli kaynaklar tarafından ortaya atılan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman liderliğinde gerçekleştirilen bazı gizli toplantılara ilişkin iddialar, Lübnan'da bir çatışma ortamı oluşturmak istendiğinin kanıtı niteliğinde.

Türkiye olası bir savaşa dahil olur mu?

Avusturya merkezli Contra dergisinde kaleme alınan Marko Maier imzalı makalede ise söz konusu savaşın Türkiye üzerinde oluşturacağı etkiler ele alındı. Buna göre Washington DC ve Ankara arasındaki gergin ilişkilerin sıcak çatışmaya sebep olabileceği ifade edilirken, "ABD ve Türkiye arasında çatışma olasılığı hiç bu kadar yüksek olmamıştı" denildi. ABD'deki yeni muhafazakarların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye'yi Orta Doğu'da büyük çapta bir savaş oluşturmak adına önemli bir davetiye olarak gördüğünü ileri süren Maier, Ankara'nın bölgedeki kaos ortamının genişlemesi için provoke edildiğini ifade etti. Maier ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)'nin Suriye'nin kuzeyine düzenleyeceği bir askeri operasyonda terör örgütü PYD-YPG'yi destekleyen ABD Özel Kuvvetleri ile karşı karşıya geleceğinin altını çizerken, böyle bir ortamda NATO üyesi iki ülkenin birbiriyle çatışmaya girmesinin felaket olacağını belirtti. Maier, yeni muhafazakar olarak anılan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun gerçek amacının ne olduğu ve gerginliği neden tırmandırmaya çalıştığına da değindi. Söz konusu isimlerin İsrail'in güçlenmesi için haritanın yeniden şekillenmesi gerektiğini savunduğunu vurgulayan Maier yazısında, "Trump'ı oyunda her şeyini ortaya koymaya ve bölgede hakimiyet için mücadeleye zorlayacak daha geniş çapta bir savaş istiyorlar. ABD'li askerlerin zafer kazanmanın mümkün olmadığı, yıllar süren ve Lübnan, Türkiye ve İran'ı da kapsayan bir savaşa girilmesini istiyorlar. Washington DC'nin Orta Doğu haritasını düşman sayısının azalacağı ve İsrail'in güçleneceği şekilde yeniden biçimlendirmesini istiyorlar. Daha fazla ateş, daha fazla kanlı politika, daha fazla çatışma istiyorlar." ifadelerini kullandı.

Kürdistan hayali ve algı operasyonları

Tüm bunların yanında ABD'nin her daim savunduğu değerlerle çelişen söylemleri, Türkiye karşıtı provokatif adımları gözler önüne seriyor. Bölgedeki birçok ülke terör örgütü destekçisi olarak damgalanırken, Pentagon tarafından desteklenen terörist unsurların Amerikan güçleriyle boy göstermesi ise iki yüzlü bir tablo çiziyor. Özellikle terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında "Kürt" gücü olarak tanımlanmasının yanında, Türkiye'ye yönelik gerçekleştirilen terör eylemlerine rağmen söz konusu oluşumlara ABD desteğinin kesilmemesi bu duruma açık bir örnek olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte ABD ve Avrupalı yetkililerin, Kürtler ve PKK terör örgütünü aynı sayan söylemleri tepki çekiyor. Yanı sıra Türk makamlarının belgeler ve üst düzey temaslarla uyarılarda bulunmasına karşın bu söylemler değişmezken, terör örgütlerine yönelik silah yardımları da kesilmiyor. Aynı zamanda İsrailli yetkililer ve istihbarat birimlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), İran'daki Kürdistan eyaleti ve Suriye'deki PYD-YPG varlığı ile Türkiye'deki terör örgütü PKK varlığına yönelik faaliyetleri ABD söylemlerine paralel şekilde ilerleyişini sürdürüyor. Akademisyen Edy Cohen ve tanınmış birçok İsrailli-Amerikalı yetkilinin Kürdistan söylemini destekleyen açıklamaları da adı geçen eylemleri kanıtlar nitelikte. Bu duruma örnek olarak kısa süre önce, Türkiye, İran, Suriye ve Irak topraklarından belirli bölümleri ayrıştıran bir harita yayınlayan Kohen'in paylaşımına, "Kürdistan çok yakında" notunu düşmesi gösterilebilir.