Büyük Orta Doğu Projesinin hedefleri

ABD tarafından ortaya atılan Büyük Orta Doğu ülkemizi de kapsaması bakımından önemli bir konudur. Hedeflerini incelemek için ABD’nin bu konudaki tutumuna iyice anlamak faydalı olacaktır.

Büyük Orta Doğu Projesinin hedefleri

Yirminci yüzyılın sonlarına doğru Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasıyla birlikte ABD, kendisini küresel güç ilan ederek tek kutuplu bir dünya düzeni kurmaya başlamıştır. Yeni dönemdeki tehditler de değişerek, terörizm başta olmak üzere kitle imha silahlarının yaygınlaşması, kitlesel göç hareketleri, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı, kökten dincilik, çevrenin korunması gibi konular küresel güvenlik sorunları olarak ortaya çıkmıştır. ABD tarafından bu tehditlere yönelik politikalar ortaya çıkmıştır.

Büyük Orta Doğu projesi nedir?

Bu proje, 21'inci yüzyılın ilk on yılında, özellikle müslüman dünyasından İran, Türkiye, Afganistan ve Pakistan ile çeşitli ülkeleri kapsayan, ABD’de Bush yönetimi tarafından ortaya atılan terimle ortaya çıkmıştır. Projenin hedeflerine zaman zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya’daki çeşitli ülkeler de dahil edilmektedir.

G8’e göre Orta Doğu’daki ülkeler ve bölgeler şunlardır; Afganistan, Cezayir, Bahreyn, Kıbrıs Cumhuriyeti, Cibuti, Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Libya, Moritanya, Fas, Umman, Pakistan, Filistin Devleti, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Somaliland, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Batı Sahra (Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti), Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen.

Bazen Büyük Orta Doğu ile ilişkilendirilen ülkeler ise; Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan’dır.

Yeni düzeni, bölgesel politikaların geliştirilmesine ve stratejik konumlardaki ülkelerle söz sahini olma prensine dayanmaktadır. Bu kapsamda ön plana çıkan bölgeler; Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya ile Hazar Bölgesi’ni kapsayan alan olmuştur. Buraların öne çıkmasının nedeni; terör kaynaklarının bu bölgelerde olduğunun düşünülmesi ve doğal kaynakların ve geçiş yollarının olması olarak belirtilebilir. ABD, Büyük Orta Doğu Projesiyle birlikte geliştireceği ve uygulayacağı politikalar çerçevesinde, askeri güç kullanmak da dahil olmak üzere, demokrasinin oluşturulması ve geliştirilmesi adı altında çeşitli yöntemlerle bu bölgelerde hakimiyet kurmayı ve hegemonyasını pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Başlangıçta Büyük Orta Doğu Projesi olarak adlandırılan bu proje; hedef ülkelerin rejimlerin değiştirilmesi, uluslararası sisteme eklenerek kontrol edilmesi öngörülmüştür. Diplomasiden başlayıp güç gösterileriyle baskı yaratma ve son yöntem olarak da fiili güç kullanmaya kadar genişleyen bir yelpaze içerisinde stratejilerin gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin genel olarak stratejisinin, güç kullanma odaklı olduğu da belirtilmesi gereken bir husustur.

2004 Haziran ayında İstanbul’da gerçekleşen Nato Zirvesi öncesinde projenin adı Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne (GOKAP) dönüşmüştür.

Projenin çıkma nedenleri

Nüfus ve gelir dağılımdaki adaletsizlikler nedeniyle fakirliğin artması, bölgede yaşayanların bu olumsuzlukların nedeni olarak ABD ve Batılı devletleri görmesi projenin ortaya çıkma nedenleri arasında sayılabilir. 11 Eylül saldırıları incelendiğinde, olayın çıkış noktalarından birinin İsrail-Filistin anlaşmazlığının olduğu ve bu anlaşmazlıkta da ABD’nin İsrail lehine hareket ettiğini söylemek mümkündür. Gittikçe artan İsrail ve ABD karşıtlığı, zamanla nefrete dönüşerek şiddet ve terörü doğurmuştur.

ABD’nin Orta Doğu bölgesinin yapısını tam olarak kavrayamaması, bölge ülkeleriyle kurulan diyalogları da ABD aleyhine etkilemiştir ve karşıt politikaların yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bölge ülkeleri terör eylemleriyle ABD ve Batılı ülkeleri tehdit etmeye başlamıştır. Bu ortamın; uyuşturucu kaçakçılığında artış, kitle imha silahlarının yaygınlaşması, insan kaçakçılığı gibi sorunların artması gibi olumsuzlukları doğurduğu söylenebilir.

Bu düşüncelerden hareketle, bölgedeki dünyayı tehdit eden sorunlarla baş edebilmek için ‘çağın gereklerine uygun olarak’ demokratikleştirilmesi ve bu amaçla sosyal, ekonomik ve siyasal reformlar gerçekleştirilmesi ihtiyacının ortaya çıktığı söylenebilir. Gerçekleştirilmesi planlanan reformlarda da;  siyasal özgürlüklerin genişletilmesi, rejimlerin iyileştirilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi, yolsuzlukla mücadele, eğitim reformu ile okur-yazarlığın artırılması, kadın haklarının genişletilmesi, ticaret ve finans sektörlerinin uluslararası sisteme uyumu ile girişimciliğin ve serbest ticaretin teşvik edilmesi amaçlar yer almıştır. Diğer taraftan bakıldığında asıl hedefin bölgedeki enerji kaynaklarını ve bunların bağlantı yollarını kontrol etmenin hedeflendiğini de ifade etmek gerekir. Gelişme ve refah düzeyinin endüstriyel olarak ilerlemeye bağlı olduğu günümüzde, bu kaynakların ve bağlantı yollarının kontrolünü elde bulundurmak büyük çapta öneme sahiptir.

Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerine odaklanılmasının nedeni de, bölgede yoğun olarak bulunan petrol ve doğal gaz rezervleridir. Bölgeye coğrafi yakınlığı olan Rusya ve Çin’in bölge üzerindeki etkilerinin sınırlanması, beka meselesi gibi görülmüştür.

ABD’nin ulusal güvenlik anlayışını temelden sarsan terör saldırılarının kaynağı da Orta Doğu’dur. Ulusal teröre karşı küresel bir güvenlik anlayışını benimseyen ABD, terör saldırılarının ardından tüm kurumlarını ve baskın ülke pozisyonunu yeniden yapılandırabilmek için çalışmalar başlatmıştır. Bu kapsamda, esnek imparatorluk anlayışı; güç kullanımına dayalı, kapsamlı ve uzun vadeli bir meydan okumaya dönüşmüştür.

11 Eylül’den sonra ortaya çıkan güvenlik endişesi, ABD’nin de gücünün sarsılabileceğini ortaya koymuştur. Uzmanlara göre; ABD’nin süper gücünün verdiği politikayla, mevcut otoritesi 25-30 daha bu şekilde sürebilir. Çünkü bu zaman içerisinde ABD ile teknolojik, ekonomik, askeri ve dolayısı ile politik açıdan rekabet edebilme seviyesine gelebilecek bir gücün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya’nın zaman içerisinde güçlü konuma geleceği tahmin edilmektedir.

BOP Projesinin ana hedefleri şu şekilde açıklanabilir:

 - BOP kapsamındaki ülkelerde istikrarı sağlamak,

- Filistin, İSRAİL anlaşmazlığını çözmek,

- Teröre destek veren ülkelerle savaşmak,

- Orta Doğu ülkelerinde demokratikleşmeye ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak.

Aslında ABD’nin bu projeyle demokrasi götürmek bahanesiyle saldırmasının önünün açıldığı bilinmektedir. Bu yaklaşım ise dünya için büyük tehdit oluşturmaktadır.

Türkiye belirtilen hedeflere yönelik dış politika ve güvenlik stratejileri geliştirdiği, bunları devlet politikası haline getirerek uyguladığı zaman, gerek Genişletilmiş Orta Doğu alanı içinde ve gerekse uluslararası arenada etkin, proaktif politikalar üretip uygulayan, çok yönlü bir bölgesel aktör olarak yerini alacaktır.