Amerikan yüzyılı

Times dergisinin kurucu Henry Luce, 1941 yılında 20. yüzyılın ABD’nin yüzyılı olduğunu dile getirmişti. Luce, 20. Yüzyılda ABD’nin askeri, ekonomik ve politik olarak konumunu konsolide ettiğini belirtmişti. Fakat bugün gelinen noktada ABD’nin söz konusu üç güç unsuru ciddi anlamda hasar aldı. Tek merkezli uluslararası sistemin temsilcisi olan ABD çökerken, dünya artık çok merkezli bir uluslararası sisteme geçişin şafağında.

Times, Life and Fortune dergilerinin kurucusu olan Henry Luce, 1941 yılında ‘20’inci yüzyılın Amerikan yüzyılı’ olduğunu duyurdu. Gövde gösterisi ve tartışılmaz kararla ile ABD, dünyayı ‘özgürlükler için güvenli ve herkes in memnun olacağı şekilde geliştirmeye’ çalıştı. Ve bunu, Amerikan gücü ve prestijinin birleşimi sayesinde, "iyi niyetlere yakın bir inanç, tüm Amerikan halkının nihai zekâsı ve nihai gücü" ile yapmayı denedi. 1941 yılında dünya ABD hegemonyası ile tanışırken, yüzyılın geri kalanında ABD'nin dünyayı egemen güç olarak, bazen daha iyi bazen de daha kötüsü için en iyi şekilde kullandığını gördü. Dolayısıyla Luce haklıydı. Ancak 21. yüzyıl 2020’nin başlarında başlayan salgınla “Amerikan Karşıtı Yüzyıl” haline geldi.

Amerikan karşıtı yüzyıl ABD'ye karşı saldırgan bir şekilde düşmanca ortaya çıkabilir, ancak şu an için soft seviyelerde. Geçen yüzyılı Amerikan yüzyılı yapan üç önemli ABD gücü (askeri-ekonomi-politik) yok edilmezse de ciddi anlamda hasar aldı. Robert Kagan son kitabında, dünyanın dört bir yanındaki Amerikan liderliği olmadan ormanın yeniden büyüyeceğinden yakınıyor. ABD'nin yokluğunda, Pekin daha az liberal bir dünya düzeni tanımlayabilir. İç politika açısından sol ve sağ, Amerika yüzyılını tekrardan hayata döndürmek için birleşti. Sol Amerika’nın gücünün zayıflanmasından yakınırken, sağ, ‘Make America Great Again’ sloganının etrafında birleşti.

Yine de Amerikan karşıtı yüzyılın doğuşu hem dünyanın hem de ABD'nin bugünün belirli zorluklarını aşmak için tam olarak ihtiyaç duyduğu şey olabilir. Zira 7,8 milyarlık dünya tek başlı bir sistemden ziyade çok destekli-başlı bir sisteme ihtiyaç duyuyor. Ve yüksek refah ile eksikliklerin olduğu ABD, yatırımcıların reddedilmesini istediği gibi, gelecekteki başarılarının garanti edilmediğini ve gelecekteki başarının garantisi olmadığını kabul etmelidir. Bir problemi çözmenin ilk adımı, bir sorunun olduğunu kabul etmektir; bunu yapmamak düşüşün emaresidir.

20 yıl önce sonsuzluk hissi veren yeni bir binyılın şafağında, Amerika Birleşik Devletleri kendisine ve dünyaya demokrasinin nasıl yönetileceği konusunda benzersiz bir formül bulduğunu söyleyebildi. Küresel bir süper güç olarak rolüne, esnek ve gelişen ekonomisine işaret etti. İleri araştırma, eğitim ve inovasyonda üstün olduğunu ve her yerdeki ülkelere örnek olduğunu ileri sürdü. Tüm bunlar Amerikalıların olmasını istediği kadar doğru değildi, ama bu güçlü yönler, dünyanın büyük bir kısmına göre, inkâr edilemezdi.

ABD’NİN HASAR ALAN 3 SAC AYAĞI

Salgın, Amerika Birleşik Devletleri'nde yapısal çatlaklar ortaya koymuştur. Ayrıca, merkezi hükümeti sadece federal hükümetin üç şubeli yapısı ile değil, aynı zamanda önemli yerel ve devlet özerkliği ile de kısıtlanan bir ülkenin, gerçek bir savaş olmayan güçlü bir ulusal çabayı paylaşmaya özellikle uygun olmadığını vurguladı. Ancak ABD'nin Covid-19’a anemik yanıtı hakkındaki tutku ve göz gezdirme, yirmi yıldır ortaya çıkan bir sürecin bir sonraki yinelemesidir. Amerikan yüzyılının yıkılan ilk ayağı orduydu. 11 Eylül'den sonra ABD'nin Afganistan'ı işgali, Taliban'ın El Kaide ve Usame bin Ladin'i barındırmasına haklı bir tepki olarak uluslararası alanda büyük destek aldı. Ancak Mart 2003'te Irak'ın işgali uluslararası desteğin azlığı ve ardından Amerikan askerlerine karşı yıllarca süren gerilla savaşı Vietnam Savaşı'nı çağrıştırdı.

İlk şüpheler, Amerika Birleşik Devletleri'nin uzun zamandır savunduğu Cenevre Konvansiyonu'na açıkça aykırı olarak Irak'ta, Guantanamo Körfezi'ndeki gözaltı tesisinde ve dünyanın çeşitli yerlerinde Amerikan onaylı işkencenin ortaya çıkmasıyla katlanarak büyütüldü. Ulusal güvenlik ve terörizmle savaş adına yerli ve masum vatandaşların takip edilmesi, Amerikan gücüne olan inancı yok etti.

Çöken ikinci sütun ekonomiydi. Luce’ın Amerikan Yüzyılının ana fikirlerinden biri, Amerikan ekonomik sisteminin eşsiz erdemlerinin güçlü bir komünizmin azarlaması gibi davranmasıydı. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra bile, gelişen Amerikan ekonomisi yetenek ve yenilik için bir mıknatıs oldu, ABD teknoloji firmaları 1990'ların ilk internet patlamasını ve ardından 2000'lerde bir sonraki dalgayı tanımlıyorlardı. Bu arada, 1980'lerde serbest pazarların nasıl yapılandırılacağı konusunda bir araya gelen Washington Konsensüsü, 1989 sonrası Doğu Avrupa ve Rusya'nın yeniden inşası için bir taslaktı. Aynı zamanda hem Uluslararası Para Fonu hem de Dünya Bankası tarafından, dünya çapındaki ülkeleri ticaret engellerini aşmaya, kamu iktisadi işletmelerini sona erdirmeye ve sermaye hesaplarını küresel akışlara açmaya zorlama çabalarında gevşek bir çerçeve olarak kullanıldı. Bazı ülkeler, özellikle Rusya, bu durumdan muzdarip olsa da ABD'nin saf ekonomik gücü çoğu ülke için çok az alternatif bıraktı. Çin dikkate değer bir istisnaydı ve Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldıktan sonra büyüklüğü ve ABD modeline doğru geniş çaplı algısı, kendi yolunda gelişmesine izin verdi.

DEMOKRASİ

Çin’in ekonomik başarısı Amerikan hakimiyetini aşındırdı, ancak 2008-2009 mali krizi Çin ekonomisini de zora soktu. Yıllar boyunca yatırımcıların kafasındaki soru şu oldu: “Çin devlet bankalarının defterlerindeki kötü krediler ne zaman çökmeye yol açacak?” Sorun Çin'in bankaları değildi; Amerika'daki bankalardı. ABD önderliğindeki finansal sistem ayakta kaldı, ancak ekonomik itibarı harap oldu.

Son direk demokrasiydi. Amerika Birleşik Devletleri on yıllar boyunca, bireysel özgürlükleri korumak ve kolektif enerjileri kullanmak için tek bir sisteme sahip, dünyanın en eski ve en köklü demokrasisi olduğuyla övünebilirdi. Düşmanlarını ve bazen de müttefiklerini demokratikleşmeye zorladı. Bu hiçbir şekilde diktatörlerle uğraşmayı engellemedi, ancak varsayım demokrasinin otokrasiye karşı en iyi ve refah için en iyi yol olduğuydu. ABD, kusurları ne olursa olsun, herkes gibi demokrasiyi hak etti. Ama hiç şüphesiz büyük ve dinamik demokrasilerin en güçlüsüydü, diğer iki ayağıyla birleşince Amerikan Yüzyılını yarattı. Sonra Donald Trump başkan seçildi.

DONALD TRUMP ABD BAŞKANI

2016 yılına kadar, Amerikan demokrasisi gerginlik belirtileri gösteriyordu. Halkın inanç ve hükümete katılımı, sistemi uyaracak kadar azalmıştı. Donald Trump'ın ABD Başkanı olarak seçilmesi, Amerikalıların kendilerine veya dünyaya, süreçlerinin Amerikalıların on yıllardır vaaz ettiği baskılara ve popülizm baskılarına dayanabileceğini benzersiz bir şekilde söyleme yeteneğini ciddi şekilde aşındırdı. Trump'ın pek çok eleştirmenden çok daha az zarar verdiği söylenebilir ve bu da herhangi bir başkanın büyük güç suistimalleri gerçekleştirmesini şeytani bir şekilde zorlaştıran bir iç kontrol ve denge sistemini yansıtabilir.

Ama Amerikan demokrasisinin dünyadaki gücü aynı zamanda bir sembol ve bir işaretti, Amerika Birleşik Devletleri'nin sunduğu ve beslediği fırsatlar nedeniyle göçmenleri ve yetenekleri çeken bir sembol ve işaretti. Bu konuda, Trump yönetimi ABD'nin küresel konumunu önemli ölçüde erozyona uğrattı. Evet, Amerika Birleşik Devletleri'nin imajı da 1970'lerde, Vietnam'ın aşağılanması ve Amerikan anti-demokratik politikalarının ortaya çıkmasıyla büyük yıkıma uğradı. 1980'lerdeki ekonomik canlanma olmasaydı, Amerikan yüzyılı o zaman sona ermiş olabilirdi. Olmadı, ama sonra salgın çıktı. Trump yönetiminin ortasında gelen Amerikan salgını tepkisi, ABD'nin iyi yönetişim ve demokrasi elçisi olarak imajını tamamen yıktı ve bununla birlikte Amerikan yüzyılının son durağı oldu.