Buteflika sonrası Cezayir nasıl olacak?

Cezayir, 1962'deki bağımsızlığından bu yana, tarihsel ve siyasi süreci boyunca sekiz anayasa değişikliğine tanık oldu. Bununla birlikte her zaman hükümet sisteminin doğası göz ardı edilirken, siyasi oyundaki belirsizlik sürdü ve yetkililer arasındaki karışıklık da güçlendi. Uzun yıllar süren Buteflika hükümetinden sonra ise ne yapılacağı belirsizliğini koruyor.

Cezayir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın ülkedeki ilk yasal taslağı yayınlamasıyla, anayasa hukuku uzmanları ve politikacılar arasında yeniden bir tartışma patlak verdi. Söz konusu yasal belge, 12 Aralık 2019'da cumhurbaşkanlığı pozisyonuna geçmesi sonrasında Abdulmecid Tebbun tarafından seçim programlarının öncelikleri arasına koyulmuştu.

O dönemde "Şaab yuriyd iskaten nizam" (Halk rejimin yıkılmasını istiyor) sloganı başta olmak üzere 22 Şubat 2019'da başlayan halk hareketi taleplerine yanıt olarak yeni Cezayir Cumhurbaşkanı, tek adam rejimini sona erdirecek radikal bir değişiklik taahhüdünde bulundu. Halk hareketi aynı zamanda, 20 yıldır iktidarı elinde barındıran ve tüm yürütme yetkisini eli altında tekelleştiren Abdulaziz Buteflika'yı da devirmeyi başarmıştı.

DAHA FAZLA YETKİ

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve parlamentonun yetkilerine ilişkin ‘güçler arası ayrılık ve dengenin desteklenmesi' meselesi, yetkilerin cumhurbaşkanının şahsında yoğunlaşması sonrasında takipçiler arasında ‘hayal kırıklığına' yol açtı. Aynı şekilde Cezayir Cumhurbaşkanlığı, sivil toplumun ve siyasi sınıfın tartışmalarına dayalı olarak ön taslakların ‘değiştirilebilir, eklemelerin ve çıkartılmaların yapılabildiği bir taslak' olduğunu belirtti.

En önemli değişiklikler arasında ise 2016 anayasasının 92'nci maddesinde belirtilen, mevcut anayasanın ise 95'inci maddesinde öngörülen ‘Cumhurbaşkanına ek yetkilerin verilmesi' ifadesi yer alıyor. Bu yetkilerin başında da ‘bir milletvekili atama, parlamentonun üçte iki çoğunluğunun onayından sonra yurtdışına ordu birimleri gönderme' meseleleri bulunuyor.

Bu çerçevede Anayasa Konseyi'nin eski bir üyesi olan Amir Rahile, "Cezayir siyasi sistemindeki sorun, Cumhurbaşkanının mutlak otoritesine bağlı olduğu için sistemin doğasının belirlenememesinden kaynaklanıyor" ifadelerini kullandı.

Rahile, "Cezayir tarafından kabul edilen yarı başkanlık sistemi anayasa hukukunda mevcut değildir. Ancak bazı üçüncü dünya düşünürleri ve politikacılar tarafından, cumhurbaşkanı tabanlı sistemi sürdürmek için ortaya koyuldu" dedi.

Amir Rahile, "Anayasa taslağı değişikliğinde, cumhurbaşkanının kendisine taçsız kral ünvanını verecek yetkileri hakkındaki tekrarlanan şikayetlerin göz ardı edilmesi dolayısıyla şaşkınız. Aksine değişiklik, ona başka yetkiler verdi" açıklamasında bulundu.

YENİ SİSTEM

Cezayir Üniversitesi'nden siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. İdris Şerif, "2002, 2008 ve 2016 yılları arasında Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın yaptığı üç değişikliğin yanı sıra 1989 yılında Cumhurbaşkanı Şadli Bencedid ve daha sonra 1996 yılında Liamine Zeroual tarafından yapılan bir değişiklik itibariyle yeni anayasa değişikliği, eski cumhurbaşkanları tarafından yapılmış üst üste değişiklikler yoluyla hükümetin doğasını koruduğu için bu kuraldan sapmadı" ifadelerini kullandı.

Independent Arabia'ya konuşan Şerif, "Yarı başkanlık sistemi Fransızlar tarafından icat edildi ve Cezayir de onu taklit etti. Anayasa hukuku uzmanları açısından hibrit bir sistem olarak kabul edilmektedir. Çünkü bu sistem, başbakan ve yasama sistemi (parlamento) pahasına cumhurbaşkanına geniş yetkiler veren bir başkanlık sistemini temsil ediyor" dedi.

Prof. Dr. İdris Şerif, "Cumhurbaşkanının siyasi gücün merkezi olması ya da siyasi karar alma dairesi olması amacıyla, hükümet sisteminin doğasında bir değişikliğin olmaması, bir tür belirsizliği sürdürme arzusundan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının şişirilmiş yetkileri, bu şekilde okunuyor" değerlendirmesinde bulundu.

Cezayir Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Muhammed Hanad ise, "Hükümetin doğasının, özellikle de kriz sonrasında siyasi güçler arasındaki müzakereler aracılığıyla kendisine tahsis edilmesi kararlaştırılan hükümet kültürü tarafından belirlenebildiğini, ama anayasa tarafından belirlenemediğini sık sık unutuyoruz" dedi.

Hanad, "Anayasa, nihayetinde bir siyasi iradenin yasal ifadelerinden (teknik) başka bir şey değildir. Bu nedenle her anayasa ifadesi ve geniş çaplı değişiklik, zikredilen fikir birliğinin başarısızlığının bir sonucu değildir" değerlendirmesinde bulundu.

Cezayir özelinde ise Hanad'a göre akla gelen ilk şey, anayasanın defalarca değiştirildiği gerçeğidir ve tecrübeler de ‘anayasadaki bir açığı gidermek veya ulusal siyasi uygulamaları uluslararası standartlar seviyesine ilerletmek için ardışık değişiklikler yapılmadığını' göstermiştir.

Avukat ve siyasi aktivist olan Hamisi Osmaniye, Cezayir anayasalarının bazı nedenlerden dolayı hükümet sisteminin doğasını belirleyemediğini söyledi. Söz konusu nedenlere değinen Osmaniye, "Dünyadaki tüm sistemlerde sistemin doğası, hükümet makamlarının ‘yürütme, yasama ve yargı' makamları arasında dağılımıyla, aralarındaki ayrımın derecesiyle ve ilgili denge yöntemleriyle belirlenir. Tüm Cezayir anayasaları, aralarındaki dengesizliğin yanı sıra, yetkilerin sanal bir kısmına odaklanıyor" açıklamasında bulundu.

Hamisi Osmaniye, en uygun sistemin ise "Kalkınma yolunda olan bir ülke olarak Cezayir'deki başkanlık sistemi, askeri kurumun siyasi faaliyetten uzak olmasını, güçler arasında gerçek bir ayrılığı ve kararlı denge mekanizmalarını şart koşuyor" dedi.

Aynı şekilde Amir Rahile ve İdris Şerif ise Cezayir için en uygun sistemin, iki kafaya dayalı cumhurbaşkanlığı sistemi olduğu hususunda hem fikir. Bu çerçevede söz konusu isimler, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın her birinin kendi yetkilerine sahip olması gerektiğini söylerken, başbakanın parlamenter çoğunluğun onayıyla seçilmesi gerektiğini ifade etti.