Buteflika karşıtı gösteriler ve Cezayir-Fas ilişkilerinin geleceği

Fas ve Cezayir arasında yıllardır süregelen sınır anlaşmazlıkları bugün de devam ediyor. İki ülke ilişkileri adına sorun teşkil eden bir başka konu ise Batı Sahra sorunu. Tüm bunların yanında Cezayir'de zemini hazırlanan yeni dönemin iki ülke arasındaki ilişkilere nasıl bir katkıda bulunacağı merak konusu.

Fas ile Cezayir arasında on yıllardır süren gerginlikler zaman zaman sıcak çatışma tehlikesini doğuruyor. Fas, 1956 yılında bölgedeki sömürge güçlerinden bağımsızlığını kazanırken, 1962'de de Cezayir bağımsızlıkla tanıştı. Cezayir'in bağımsızlık süreci ve sonrasında yaşanan bazı gelişmeler, iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. Cezayir ve Fas arasında 1970'lerde patlak veren Batı Sahra krizi ile daha da derinleşen çatlak, zaman zaman farklı nedenlerle yeniden gündeme geliyor. Buna örnek olarak, Suriye'deki iç savaştan kaçan sığınmacıların Fas'a geçmeleri Rabat yönetiminin tepkisiyle karşılanmış ve Fas yönetimi Cezayir'in bilinçli olarak sığınmacıların geçişlerine göz yumduğunu öne sürmüştü. Son dönemde ise Cezayir'de Abdülaziz Buteflika yönetiminin hükümet karşıtı protestolar neticesinde görevden çekilmek zorunda kalması, dikkatleri yeniden bu bölgeye ve iki ülke arasındaki ilişkilere çevirdi.

FAS VE CEZAYİR'İN BAĞIMSIZLIĞI

II. Dünya Savaşı sonrası bazı sömürge güçlerinin faaliyetleri ve uyguladıkları politikalar yerel halkların tepkisine neden olurken, bu durum bağımsızlık hareketlerinin güçlenmesine sebep oldu. Bu durumdan İspanya ve Fransa koloni idarelerinde bulunan Fas ile Cezayir'de nasibini aldı. Sömürgeci güçler bazı noktalarda güç kullanarak çıkan ayaklanmaları ve talepleri kanlı bir şekilde bastırırken, bazı yerlerde de güç kullanmadan çekilmeyi tercih etti. Böyle bir ortamda Kasım 1956 yılında Fas bağımsızlığını kazanırken, Temmuz 1962'de de Cezayir bağımsızlıkla tanıştı. Başlarda iki ülke de yeni düzeni tesis etmeye çalıştıkları bir kuruluş sürecine girdi. İki ülke arasında sınırlar belirlendi ama bazı noktalarda anlaşmazlık yaşanıyor, iki taraf tartışmalı bölgelerin kendi toprakları olduğu yönünde iddialarda bulundu. Dönemin önemli güçleri de bu süreçte bazı noktalarda duruma müdahale ederek bölgedeki konumlarını güçlendirmeye çalıştı.

KUM SAVAŞI

Cezayir ve Fas arasındaki sınırın kesin bir tasviri olmaması, tartışmalı bölgelerde uzlaşılamaması ve söz konusu alanlarda enerji kaynaklarının keşfedilmesi yeni bağımsızlıklarını kazanmış iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. Kısa sürede önce çatışmaya daha sonra da savaşa dönen gerginlik nedeniyle yüzlerce kişi hayatını kaybederken, dönemin en önemli güçlerinden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yanında Mısır ve Küba, Cezayir güçlerine destek sağladı. Yanı sıra Fas yönetimi çatışmalarda yalnız kalmış gözükse de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve bazı Avrupalı güçlerin diplomatik alandaki desteği ile karşılaştı. Kum Savaşı olarak aktarılan çatışmalar, dönemin Fas ve Cezayir hükümetleri arasındaki ideolojik ve etnik rekabetin de temellerini atmış oldu. 1970'li yıllarda iki ülke arasında bir ortak komisyon kurularak, bir anlaşmaya varıldı. Ifrane Anlaşması adıyla bilinen mütabakat neticesinde Fas, Cezayir kontrolündeki bölgelerdeki tüm haklarından vazgeçti. Ancak anlaşma Fas'ın reddetmesi nedeniyle 1989'a kadar onaylanmadı.

BATI SAHRA SORUNU

1970'li yıllarda sınır anlaşmazlıklarının yanında bir başka sorun ortaya çıktı. 1975'te Batı Sahra bölgesindeki İspanya sömürge güçleri çekilirken, Fas bu bölgenin kendisine ait olduğunu öne sürerek Batı Sahra'da kontrolü ele geçirdi. Bölgede yaşayan yerliler olarak kabul edilen Sahraviler duruma tepki gösterirken, Polisario Cephesi olarak anılan örgüt bölgede Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti (SDAC)'ı ilan etti. Söz konusu oluşumu tanıyan Cezayir'in bu güçlere destek vermesi Fas'ın tepkisiyle karşılaştı. Hatta Cezayir, Polisario Cephesi'nin kendi topraklarında örgütlenmesine müsade ederek adeta Fas'a meydan okudu. Nitekim Polisario Cephesi ve SDAC Batı Sahra'da bir türlü toprak bütünlüğünü sağlayamadı. Fas'ın üçte ikisini ele geçirdiği bölgenin geri kalan alanlarında SDAC'a bağlı oluşumlar varlığını sürdürürken sorun günümüzde güncelliğini koruyor. Cezayir, SDAC'ın bağımsızlığını savunurken, Fas duruma tepki göstererek Batı Sahra'nın kendi toprağı olduğunu öne sürdü. Bununla birlikte Afrika Birliği'nin SDAC'ı üye olarak tanımasına tepki gösteren Fas, birlikten çekildi.

BARIŞ SÜRECİ VE MARAKEŞ SALDIRISI

Fas ile Cezayir arasında Mayıs 1988'de normalleşme başladı. Ifrane Anlaşması'nın onaylanmasının da gündeme geldiği 1989'da Fas, Cezayir, Libya, Tunus ve Moritanya bir araya gelerek Mağrip Arap Birliği'ni kurdu. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Fas ile Polisario Cephesi arasında ateşkes ilan edilirken, sorunun çözümüne ilişkin adımlar atılmaya başlandı. Ancak bu olumlu hava, 1994 yılında Fas'ın Marakeş şehrinde gerçekleştirilen terör saldırısıyla bozuldu. Terör saldırısının arkasında Cezayir vatandaşlarının olduğunu öne süren Fas yönetimi, Cezayirlilerden vize talep etmeye başladı. Bu adıma Cezayir yönetimi sınırlarını kapatarak cevap verdi. Nisan 1999'da Cezayir Cumhurbaşkanı seçilen Abdülaziz Buteflika'nın Fas'a karşı olumlu yaklaşımı ve Fas Kralı II. Hasan ile görüşmek istediğini ilan etmesi çözüm umutlarını yeşertirken, Kral II. Hasan'ın Temmuz 1999'da hayatını kaybetmesi neticesinde görüşme gerçekleşmedi. Daha sonra 1991'den 2000'li yıllara kadar süren iç savaşı öne süren Cezayir yönetiminin, ülkedeki iç çatışmalara neden olan silahlı grupları Fas'ın desteklediğini iddia etmesi iki ülke arasındaki yakınlaşmayı tamamen durdurdu.

BATI SAHRA TARTIŞMALARI YENİDEN ALEVLENİYOR

Mayıs 2004'te Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika'nın Polisario Cephesi'ne bağımsızlık adına destek verdiklerini ilan etmesi tartışmaları yeniden alevlendirdi. Fas durumu BM'ye taşırken, Batı Sahra'da süren çatışmaların sorumlusu olarak Cezayir'i gösterdi. Mart 2005'te ise Fas Kralı V. Muhammed ile Buteflika, Cezayir'de görüştü. Görüşmede sorunun çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunulsa da, bir sonuca varılamadı. Şubat 2006'da Buteflika, BM'ye gönderdiği mesajında Fas ile Batı Sahra'da yaşayan yerliler arasında çatışmalar yaşandığını ifade etti. Nisan 2007'de Fas, Cezayir'in kontrolünde bulunan ve aynı zamanda Batı Sahra'dan gelen sığınmacıların bulunduğu Tenduf mülteci kampında yaşanan insan hakları ihlallerini BM'ye taşıdı. Bununla birlikte aynı dönemde Fas, BM'ye Batı Sahra'da bir bağımsızlık referandumu yapılmasını kabul ettiklerini bildirdi. Gelişmeleri takiben BM Genel Merkezi'nde Batı Sahra'daki soruna ilişkin görüşmeler gerçekleştirildi ve BM Batı Sahra Özel Temsilcisi yaptığı açıklamada, "Batı Sahra'da bağımsızlık bir seçenek değil" ifadelerini kullandı. Böylece Batı Sahra sorunu bir kez daha çözümsüzlükle karşı karşıya kaldı.

BAYRAK KRİZİ

Cezayir ile Fas arasındaki ilişkilerin normalleşmesi adına bir başka adım Ocak 2012'de Fas Dışişleri Bakanı Sadeddin el-Osmani'nin Cezayir'e gerçekleştirdiği resmi ziyaret ile atıldı. Bu ziyareti Fas İletişim Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Mustafa el-Halfi'nin Cezayir'e resmi ziyaret düzenlemesi izledi. Ancak bu barış ortamı da yaşanan bayrak krizi ile gölgelendi. Kasım 2013'te Cezayir'in Kazablanka'da bulunan konsolosluk binasına giren Faslı bir genç Cezayir misyonunda bayrağı indirdi. Daha sonra gözaltına alınan genç, 2 ay hapis ve 22 bin euro para cezasıyla cezalandırıldı. Kasım 2015'te Cezayir'in Fransa sömürgesinden kurtuluşu ve Cezayir'in bağımsızlığının 60'ıncı yılı dolayısıyla Fas Kralı V. Muhammed, Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika'ya bir telgraf göndererek iki ülke ilişkilerinin iyileştirilmesi ve Mağrip Arap Birliği'nin güçlendirilmesi için beraber çalışmak istediğini bildirdi.

SIĞINMACI KRİZİ

Ancak bir türlü devamlılığın sağlanamadığı ilişkilerde bir kez daha çözümsüzlükle karşılaşıldı. Fas Dışişleri Bakanlığı, Ocak 2016'da Batı Sahra'ya ilişkin görüşmelerin durmasından Cezayir'i sorumlu tuttu. Cezayir de duruma tepki gösterirken bir kez daha iki ülke arasındaki tansiyon yükseldi. 2017'de Fas, daha önce çekildiği Arap Birliği'ne geri döndü. Ancak bu durum Batı Sahra sorununa ilişkin bir gelişme sağlamadı. Mart 2017'de Fas ve Cezayir delegeleri arasında Afrika Birliği'nde yoğun tartışmalar yaşandı. Nitekim bu tartışmalar Cezayir'in Fas'ın birliğe dönmesinden memnuniyet duyduğunu bildirmesiyle sonuçladı. Gergin ilişkiler bir süreliğine de olsa yumuşadı. Nisan 2017'de bu kez sığınmacı krizinin patlak verdiği bölgede iki ülke bir kez daha karşı karşıya geldi. Fas, ülkedeki Cezayir Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırarak, Cezayir'in Suriyeli sığınmacıların yasadışı yollarla Fas'a geçmesinde yardımcı olduğunu ifade ederek durumdan duyulan endişeyi dile getirdi. Fas'ın iddalarını reddeden Cezayir de Fas'ın Cezayir Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırarak, Fas'ın resmi basın aracılığıyla Cezayir aleyhinde kampanya yürüttüğünü ve bunun iyi komşuluk ilişkilerine aykırı olduğunu bildirdi.

BUTEFLİKA DÖNEMİ SONU VE İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ

Cezayir'de 1999'da yönetime gelen ve 4 dönemdir görev yapan 82 yaşındaki Buteflika'nın Nisan 2019'daki seçimlerde yeniden aday olmasına tepki gösteren Cezayirliler sokaklara dökülürken, protesto gösterileri ülke geneline yayılmıştı. Mart ayı boyunca yoğunlaşan protesto gösterileri neticesinde önce seçimleri erteleyen Buteflika, daha sonra istifa ettiğini açıklamıştı. İstifa etmesine karşın olumlu bir adım atılmadığını savunan Cezayirliler, Buteflika'nın seçimlerde hiçbir etkisi bulunmaması gerektiğini ifade ediyor. Ülkenin geleceği ve seçimlerin nasıl yapılacağına dair tartışmalar sürerken, Cezayir'deki gelişmeler Fas ile olan ilişkiler açısından da büyük önem arz ediyor. Fas ve Cezayir sınırının kapalı olması ve çözüm bekleyen Batı Sahra sorunu ile gergin ilişkilerin yumuşamasında yeni seçilecek yönetime büyük görev düşecek. Tüm bu yaşananlar ışığında kısa süreli barış girişimlerinin sürekliliğinin olması ve sorunların kısmen de olsa çözülmesi, kısa vadede mümkün görünmüyor. Ancak ilerleyen sürecin bölge halklarına barış ve huzur getirecek bir ortam hazırlaması en büyük temenni.