Arka bahçenizdeki ölümcül tehdit: BSL-4 laboratuvarları

2019 yılından bu yana etkisini gösteren Covid-19 milyonlarca kişinin ölümüne neden oldu. Sağlık, ekonomi ve kültürel anlamda dünya genelinde büyük değişimlere yol açan virüse ilişkin ülkeler birbirini suçlarken, aşı çalışmaları ve tedbirler ülkelerdeki ölüm oranlarını düşürmeyi başardı. Peki, bir biyolojik silah olduğu ve Çin tarafından yayıldığı iddia edilen Covid-19 gerçekte nasıl ortaya çıktı? Hangi ülkeler biyolojik silah üretim laboratuvarlarını işletmeye devam ediyor?

İlkay YAPRAK - Intell4

Aralık 2019, tüm dünyanın yaşamını, bakış açısını, hayat ile ilgili duruşunu ya da en genel tabiri ile hayatta kalma biçimini değiştirdi.

Çin’in Hubei Eyaleti’ne bağlı Wuhan kentinde ilk kez tespit edilen ve kısa sürede tüm dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs (Covid-19), modern insanı teknoloji çağında evlere kapattı.

Dünya ülkelerinin tedbirleri, hasta bakım hizmetleri, sağlık uygulamaları, virüs ile mücadele ve hayatını kaybeden vatandaşlarına dair yaklaşımları farklılık gösterse de hiçbir devlet binlerce insanın ölümüne engel olmayı başaramadı.

İyi ya da kötü ayırt edilemeyecek biçimde tuhaf olaylar, iddialar, sosyal medya aracılığı ile servis edilen görüntüler, şikayetler ya da talepler 2020 yılının gerçeği olarak şimdiden kitaplarda yerini almaya başladı.

2020 yılının ikinci yarısından itibaren aşı çalışmaları ve mutasyonları takip ettik. Aşı stokları ile dünyanın geri kalan kısmının Covid-19 mücadelesinde bir adım geriye düşmesine neden olan devletlere dair tartışmaların gölgesinde; ‘aşı pasaportu’, ‘HES Kodu’ gibi uygulamalarla tanıştık.

Covid-19 hem yaşamı hem de toplumları dönüştürmeye devam ederken elbette en fazla tartışılan noktalardan birisi de komplo teorileriydi. Economist Dergisi’nin 2020 kapağı başta olmak üzere Simpsonlar, filmler, sinema uyarlamaları ve bilim insanlarının teorileri sık sık gündeme gelen konular arasındaydı. Ve elbette bütün bunlarla birlikte gündemimize biyo-kimya laboratuvarları ve çalışmaları da girdi.

COVID-19 HAKKINDAKİ KOMPLO TEORİLERİ NELER?

Covid-19 hayatımıza birden fazla “bonus”la girdi fakat bunlardan en etkili olanları komplo teorileriydi. “Virüs sudan bulaşır mı?”, “Kâğıt ve metal paralar virüsü yayar mı?”, “5G mobil ağlar virüs yaymak için mi kuruluyor?”, “Güneş ışıkları virüsleri öldürür mü?”, “Soğuk/Dondurulmuş gıdalardan virüs bulaşır mı?” vb. birden fazla soru virüsün ilk zamanlarında en fazla arananlar listesindeydi. Zaman içerisinde bu sorular yerini; “Covid-19 aşısı DNA değiştirir mi?”, “Egzersiz ya da spor yaparken maske takılmalı mı?”, “Aşı kısırlık yapıyor mu?”, “Virüs ile dünya nüfusu azaltılmaya mı çalışılıyor?” ve elbette “Covid-19 aşısı ile vücudumuza çip mi takacaklar?” sorusu gündemi hala meşgul etmeye devam ediyor.

Virüsün laboratuvarda üretildiği teorisi de sık sık gündeme gelenler arasında. Özellikle de Çin’de virüsün ilk kez tespit edilmesinin ardından Wuhan’da faaliyet gösteren bir laboratuvarı işaret eden iki gazetecinin art arda ortadan kaybolması, laboratuvar çalışanı bir bilim insanın zorunlu olarak ABD’ye göç ettiğini duyurması vb. haberler bu teorilerin altını doldurmak için kullanılıyor.

WSJ’da yer alan bir haber de komplo iddialarını güçlendirir nitelikte. Söz konusu haberde yer alan ABD istihbaratı raporuna göre, Kasım 2019’da Wuhan Laboratuvarı görevlilerinden 3 araştırmacı, virüs belirtileri ile hastaneye başvurdu. Mevsimsel grip belirtilerine benzer semptomlarla hastaneye başvuran araştırmacıların tedavilerinin ardından hastaneden ayrıldıkları da raporda yer alan detaylardan birisi. Adının açıklanmasını istemeyen yetkililer de WSJ’ye konuşarak, söz konusu iddiaların araştırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Peki, SARS-CoV-2 yani yaygın bilinen adıyla Covid-19 gerçekten de laboratuvarda üretilmiş olabilir mi?

2000’li yılların başından bu yana dünyayı virüs salgınlarına karşı uyaran bilim insanları Covid-19’un yayılmaya başlamasının ardından gelecek dönemlerde de benzer tehlikelerin hala geçerli olduğunun altını çizdi.

Wuhan Viroloji Enstitüsü - Çin

 

Virüsün hayvan pazarı değil de laboratuvar çıkışlı olduğunu iddia edenlerin en çok odaklandığı nokta ise Wuhan Viroloji Laboratuvarı oldu. Wuhan Viroloji Enstitüsü Yeni Ortaya Çıkan Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi'nin başkanı olan Prof. Shi, verdiği bir röportajda “İddiaların boşa çıkarılması için her türlü ziyarete açığız” dedi. 2021’in ilk aylarında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) araştırmalarını tamamlamak üzere harekete geçti. Fakat tüm bu çalışmalar, komplo teorilerinin dindirilmesini sağlayamadı.

Komplo teorisi olmasa da bir kaza ihtimali olabileceği üzerinde duran uzmanlar, çeşitli yayın kuruluşlarında bu görüşlerini dile getirdi. Üstelik iddiaların odağında Çin olmasına rağmen ABD tarafından fonlanarak dünyanın çeşitli bölgelerinde biyolojik araştırmalar yapan laboratuvarlar yüksek risk barındırıyor.

Kaynak: BioTerrorBible 
Çev: Şeyda Kübra Ayaz

 

DÜNYADA KAÇ BSL LABORATUVARI VAR?

Dört ayrı seviyede incelenen Biyogüvenlik (National Bio-Safety Laboratory) laboratuvarları, dünya ülkelerinin birinci seviyeden dördüncü seviyeye kadar araştırmalarını sürdürdükleri merkezler olarak biliniyor.

Laboratuvara ve çalışmalarına dair ayrım ise şöyle:

BSL - 1 ve 2: Temel Seviye

BSL – 3: Tecrit Laboratuvarı

BSL – 4: Maksimum Tecrit Laboratuvarı

Uzmanlar, dünya çapında 2.7 milyondan fazla kişinin ölümünün altını çizerken, dünya genelinde yüzlerce araştırma laboratuvarı karşımıza çıkıyor. Tüm coğrafyalarda birden fazla laboratuvara sahip tek ülke ABD değil.

Birçok ülke, kendi sınırları içerisinde bulunmayan laboratuvarları askeri ya da teknik araştırmaları için fonlamaya devam ediyor. Yalnızca ABD’de 200’den fazla BSL-3 ve BSL-4 laboratuvarı çalışmalarına devam ediyor.

Bu laboratuvarların şehir merkezlerinde ya da şehir merkezlerine yakın noktalarda kurulmasının tehlikesine dikkat çeken bilim insanları ve çevreciler henüz istedikleri sonucu alamasalar da ülkeler laboratuvarların hem çalışmalarına hem de gizliliğine oldukça önem gösteriyor.

Yalnızca ABD özelinde bakıldığında; üniversiteler, ordu, özel şirketler ve devlet kurumları tarafından işletilen laboratuvarlara rastlamak mümkün. Alison Young’ın USA Today Opinion için kaleme aldığı makale de tam bu noktaya dikkat çekiyor. Üstelik, ABD halkına "Bioblas In Your Backyard" sayfası üzerinden evlerine en yakın labaratuvarları tespit etmelerini öneriyor. 

Kaynak: South China Morning Post
Çev: Şeyda Kübra Ayaz


Laboratuvarları gezerek hataları ve güvenlik açıklarını makalesine aktaran Young’ın verdiği bilgilere göre, yüksek riskli patojenler ile çalışan merkezlerin çoğalması, halkı kasıtlı ya da kaza ile enfekte edebilir. GAO’dan Nancy Kingsbury’nin dikkat çektiği tehlike de bu makalede kendisine yer buluyor. 

Covid-19’un laboratuvar kaynaklı olduğu tespit edilirse, dünya çapında biyolojik araştırmalar bir kez daha kamuoyunda en fazla tartışılan konular arasında yer alacak.

Nitekim Washington Post gazetesinin 14 Nisan tarihli haberinde de benzer bir noktaya değiniliyor. Gazete, ABD’li bilim insanlarının Çin’deki bir araştırma merkezine 2018 yılında birden fazla ziyareti gündemine taşıyarak, yetkililerin bu laboratuvara ilişkin raporlarında; yarasa koronavirüsleri üzerinde yapılan araştırmaların "SARS" benzeri yeni bir pandemiye yol açabileceğinden endişe duyduklarını yazıyor.

Benzer bir iddia da Dailymail gazetesinde yer aldı. Söz konusu haberde, 2003 yılında Asya'daki SARS salgınıyla mücadeleye yardımcı olan Çinli bir virologun Covid-19’dan hemen önce 17 yıl önceki salgından en az 10 kat daha kötü bir salgına dikkat çektiği belirtiliyor.

ABD’de nisan ayında Milli İstihbarat Direktörlüğü tarafından yayınlanan raporda, Covid-19’un kaynağının WIV olduğuna ve bir biyolojik silah olarak tasarlandığına dair iddiaları reddeden bildiri yayınlamasına rağmen Fox News’te yer alan makale tam tersini söylüyor.

Bret Baier ve Gregg Re tarafından kaleme alınan makaleye göre hem toplumun büyük bir çoğunluğu hem de uzmanlar virüsün bir biyolojik silah olduğuna inanmaya devam ediyor. Ve hatta konuya dair açıklama yapan uzmanlardan birisi, Çin hükümetinin erken dönemde aldığı tedbirlerin nedenlerine dair raporların da açıklanması gerektiğini düşünüyor.

Genel çoğunluk ise virüsün doğal bir tür olarak laboratuvarda çalışıldığına ve ‘hasta sıfır’ın bu çalışmaların akabinde Wuhan’a girdiğine odaklanıyor.

The Free Beacon sayfasının yazarlarından Chuck Ross’un da işaret ettiği nokta tam da bu. Ross, WSJ’de yer alan makalesinde hem DSÖ hem de ABD’li uzmanlar tarafından Wuhan laboratuvarında yapılan araştırmaları ‘skandal’ olarak nitelendiriyor ve gerçeklerden oldukça uzak buluyor.

Yine Alison Young’un kaleme aldığı makalede ilginç bir detay yer alıyor. İddiaya göre, Geçmişte de Pekin’deki laboratuvarda çalışan iki araştırmacı farkında olmadan enfekte olmuş ve bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ufak bir salgın başlatmışlardı. Çünkü ne ABD’de, ne ABD dışında ne de dünyanın herhangi bir yerinde araştırmalarını sürdüren BSL laboratuvarlarında güvenlik protokolleri tam anlamıyla uygulanmıyor.

Kaynak: BioTerrorBible

 

Laboratuvarlar ‘steril kale’ler olarak görülmesine rağmen tehlikeli biyolojik terör bakterilerinin bulunduğu koridorun koli bandı ile korunduğu geçitler, ekipman arızası nedeniyle özensiz yürütülen çalışmalar, yedek güç sistemlerinde aksaklıklar, enfeksiyona karşı hiçbir donanımı olmadan çalışan araştırmacılar…

Güvenlik açıkları nedeniyle yaşanan bazı olaylar ise şöyle:     

- New Orleans yakınlarında bulunan Tulane National Primate Research Center’da bulunan ve “burkholderia pseudomallei” adı verilen ölümcül bakteri sızarak biyogüvenlik 3 laboratuvarındaki maymunları enfekte etti. Yetkililer, bakterinin muhtemelen çalışanların giysileri ile dışarı çıktığını açıkladı.

- Iowa Üniversitesi’nde, üniversitenin biyogüvenlik komitesinden onay alınmadan, genetik olarak tasarlanmış MERS virüsü türü ile deneyler yapıldığı ortaya çıktı.

- Lousiana Üniversitesi içerisinde bulunan AgCenter’dan sızan Brucella bakterisi, güvenlik açıkları nedeniyle yakın bir merada bulunan ve deneylere dahil olmayan bir ineğin enfekte olmasına neden oldu.

ABD’de en çok biyogüvenlik açığı 2014-15 yıllarında kaydedildi. Ebola virüsü ve ölümcül kuş gribinin tehlikeli karışımı laboratuvar dışına sızdı. Ayrıca Salt Lake City yakınlarında yine laboratuvar açıkları nedeniyle canlı şarbon sporları ‘yanlışlıkla’ dünyanın dört bir yanındaki merkezlere gönderildi.

‘Seçkin Ajanlar’ olarak adlandırılan bu çalışmalar sonucunda ABD genelinde; veba, ölümcül kuş gribi türleri, ebola, şarbon ve SARS yani koronavirüs patojenleri labotaruvarların dışına sızdı. ABD’de bildiriler bulaşı vakalarında; hayvan ısırıkları, iğne çubukları, ekipman arızaları, bulaşıcı partiküllerin laboratuvarlar içerisinde havaya uçmasına neden olan hatalar ve en önemlisi ise güvenlik protokollerinin doğru biçimde uygulanmaması gibi nedenler sıralandı.

Laboratuvarlar basit cezalar sonrasında çalışmalarına devam ederken, ABD fonları ile özellikle Asya – Pasifik’te kurulan laboratuvarlara yanıt Çin’den gelmişti.

Covid-19 pandemisine neden olan partiküller laboratuvarlardan defalarca sızdı. İlk sızıntılar 2003 – 2004 yılında başladı. İlk ölümcül SARS koronavirüs örneğinin yayılmasının engellenmesinin ardından yapılan açıklamada, salgının 8 bin kişiyi enfekte edebilecek risk oluşturduğu belirtildi.

Bu ilk virüs 29 ülkeden 800 kişinin ölümüne neden olurken, SARS-CoV-2’den daha yüksek oranda ölüme sebebiyet veren şiddetli akut solunum sendromu veya SARS adı verilen bir hastalığa neden olduğu raporlarda yer aldı.

Bu virüs ile ilk olarak Sinagapur’un Batı Nil kıyılarında virüs ile çalışmalarını sürdüren bir araştırmacı biyogüvenlik açıkları nedeniyle enfekte oldu. Hemen ardından Tayvan’da bulunan bir laboratuvarda çalışan araştırmacının SARS ile enfekte olduğu belirlendi.

DSÖ’nün 2003-2004 yıllarında yaptığı açıklamalar da gerçeğin anlaşılmasından oldukça uzatı ve ihtimaller üzerinde duruyordu. Çin’de SARS ile ilintili ilk salgın 2004 yılında başladı ve Pekin’deki bir viroloji laboratuvarından sızıntı olduğu belirlendi. Salgın olmadan önce enfekte olan 9 araştırmacılardan birinin annesi de virüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Laboratuvarda kaza tespit edilemedi ve WHO tarafından yapılan açıklamada, “Kesin bir cevabın asla belirlenemeyeceği düşünülebilir” denildi. Bugün Covid-19 nedeniyle enfekte olan milyonlarca insan için de geçerli olan bu sözler, laboratuvarlarda yeni salgınlar için hala risk unsurlarının devam ettiğini gösterse de kesin yanıtların kamuoyuna uzun bir dönem yansımayacağının da habercisi.

Serbest araştırmacılar, virüsün laboratuvarda üretildiğine dair kuvvetli kanıtlar ile kamuoyunu bilinçlendirmeye devam ederken basın yayın organlarında her ay düzenli olarak yer alan haberlere rağmen Wuhan laboratuvarını doğrudan hedef gösteren bir açıklama da bulunmuyor.

Dünya genelinde çalışmalarına devam eden birden fazla BSL laboratuvarını da içerisine alacak biçimde bir araştırma yapılması önem arz ediyor. Jon Mitchell’in kaleme aldığı “Poisoning the Pasific: The US Military’s Secret Dumping of Plutonium, Chemical Weapons and Orange”da da ülkelerin nükleer ve kimyasal kazalara yol açabilecek laboratuvarlarda hangi çalışmaları yürüttüğü açıkça gözler önüne seriliyor.

Çalışmalarına devam eden bazı laboratuvarlar: