Bolivya'da darbenin ardından İspanya krizi

Bolivya'da yaşanan 'darbe' sürecinin ardından Eva Moreles için tutuklama kararı çıkarken, İspanya sömürgeciliğinin uzun yıllar devam ettiği Bolivya'da 'sol' rejimlerin kopardığı ABD-İsrail bağı, 'darbe'nin ardından yeniden canlandı. Latin Amerika'da yükselen 'sağ' partiler ülkelerin ABD-İsrail bağını güçlendirecek mi? ABD'nin Çin ile mücadelesi Latin Amerika'ya nasıl yansıyacak? Avrupa'nın Trump "karşıt"lığını İspanya mı üstlendi? Latin Amerika'da cevap bekleyen sorulara kısaca göz attık...

On beşinci yüzyıl başlarından itibaren İspanya sömürge kuvvetleri tarafından, İnka İmparatorluğu’nun yıkılması ile işgal edilen Bolivya, 19. yüzyıla kadar sömürge olarak kalmıştır. Yaklaşık üç asır devam eden sömürge dönemi sırasında ülkenin zengin yer altı kaynakları sömürülmüş, gerek yerli halk gerekse de Afrika’dan getirilen köleler buradaki gümüş ocaklarında zorla çalıştırılmıştır. Bu dönemde çıkan isyanlarda yüzbinlerce yerli katledilmiştir. 

İlk kez 1809 yılında Bolivya bağımsızlığını ilan etmişse de, tanınmamıştır. Bağımsızlık ilanın ardından İspanya ile uzun yıllar devam eden savaşların ardından 1825 yılında Simon Bolivar tarafından kazanılan mücadelenin ardından ülkenin adı da Bolivar’a nispetle Bolivya olarak belirlenmiştir. Bu bağımsızlığın 1847 yılında İspanya tarafından tanınmasının ardından bu kez de komşularla sınır sorunları ortaya çıkmıştır. 

Bolivya’nın, komşularıyla uzun yıllar devam eden sınır savaşlarının ardından ülkenin topraklarının önemli bir kısmı komşu ülkelere geçmiştir. Bağımsızlığının ilk yıllarının sonrasında yaşanan bu savaşların sonunda; 1860’ta Şili ve Brezilya, 1884’te Şili, 1904’te Brezilya ve 1938’de Paraguay ile yapılan anlaşmalarda büyük oranda toprak kaybeden Bolivya’nın bugün Büyük Okyanus’ta sınırı yoktur. 

Kuruluşundan itibaren sayısız siyasi krizin yaşandığı Bolivya, iki asırlık tarih sürecinde, 180 civarında darbe görmüş ve toplamda 80 devlet başkanı tarafından yönetilmiştir. Uzun yıllar devam etmiş olan askeri cunta yönetimleri, darbe ve karşı darbeler ülkenin istikrar sağlamasını zorlaştırmış olsa da; 1982 yılından bu yana demokratik seçimler gerçekleştirilmeye başlanmıştır. 2006 yılında Bolivya Devlet Başkanı olarak seçilen Eva Morales ise, ülkenin ilk yerli devlet başkanıydı.



Bolivya son olarak 20 Ekim’de düzenlenen “tartışmalı” seçimlerin galibi Eva Morales’in; ülke genelindeki protesto eylemlerinin ardından, ordunun istifa çağrısı üzerin görevi bırakması ile gündeme gelmişti.

Bolivya’da yaşanan süreci ‘darbe’ olarak niteleyerek, Morales’e siyasi sığınma vereceğini duyuran Meksika, Morales ile birlikte 20 kadar diplomatın da ülkeden çıkarak, Meksika’nın başkenti La Paz’da bulunan büyükelçiliğe sığınmalarını kabul etmişti. 

Bürokratların La Paz’a sığınmasının ardından Meksika büyükelçilik etrafında Bolivyalı istihbaratçı ve güvenlik güçlerinin “aşırı” varlığından endişe duyduklarını açıklamıştı. Bolivya Çokuluslu Devleti’nin yetkililerine, “Viyanan Sözleşmesi’nin gerekliliklerini saygıyla ve tam uygulaması”, çağrısı yapan Meksika; sözleşmenin diplomatik misyonlarını bir kez daha hatırlattı. 

Bolivya, geçici devlet başkanlığına getirilen muhalif Jeanine Anez, ülkede yaşanan terör olaylarından sorumlu oldukları iddiası ile Meksika’nın sığınmacı olarak kabul ettiği siyasetçilerin kendilerine teslim edilmesi çağrısında bulunmuştu. 

Bu açıklamanın ardından, Bolivya’daki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Karen Longaric yaptığı açıklamada, “muhaliflerin ülkeden ayrılmalarına ve elçilikten güvenli bir şekilde çıkışına izin verilmeyeceği”nin altınız çizerek; Meksikalı Büyükelçi Mercado’yu evinde ziyaret eden İspanyol diplomatların beraberindeki araçta maskeli kişiler olduğunu iddia etmişti. 

Bu iddialar, bölgenin eski sömürge yöneticilerinden olan İspanya’yı da krize dahil ederken; Bolivya’dan beklenmedik bir adım daha geldi. 

Ülke basınında yer alan habere göre, La Paz Büyükelçiliğine sığınan eski Bolivya yönetimindeki 9 kişinin ülkeden çıkışını kolaylaştırmak için elçiliğin İspanyol diplomatlar tarafından ziyaret edildiği iddiaların sonrasında, söz konusu diplomatlar hakkında, “isyana teşvik, terörizm ve seçime hile karıştırma” suçlamaları ile soruşturma başlatılmıştı. Soruşturmanın ardından 9 kişinin ülkeden kaçması ile suçlanan iki Ispanyol diplomat ve bazı polisler sınır dışı edildi. 

Bu kararın ardından sınır dışı edilen kişiler Bolivya’dan ayrılırken; İspanya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Bolivya geçici yönetiminin düşmanca hareketine karşılık olarak İspanya’da görevli 3 diplomatın ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek 72 saat içerisinde ülkeyi terk etmesi istendiği” dünya kamuoyuna duyuruldu. 

Bolivya’dan sınır dışı edilmesi istenen İspanyol diplomat ve polislerin adını açıklamazken, İspanyol basını ülke tarafından ‘istenmeyen kişi’ ilan edilen Bolivyalı 3 diplomatın, Ticari Ataşe Luis Quispe Condori, Askeri Ataşe Marcelo Vargas Barral ve polis görevlisi Orso Fernando Oblitas Siles olduğunu yazdı.

2000’den sonra yaşanan özgürleşme hareketleri ile 21. yüzyıla kadar “ABD’nin arka bahçesi” olarak tabir edilen Latin Amerika’da “sol”cu liderlerin başa gelmesiyle dengeler değişmeye başlamıştı. 

SONUÇ:

Bolivya’da Eva Morales ile başlayan bu süreç, “komünizm ile mücadele” adı altında ülkelerin diğer devletler ile ilişkilerinde önemli rol oynayan ABD, 2006 yılından itibaren bu etkisini kaybetmeye başladı. ABD ile ters düşen Bolivya, Morales’in ülkede etkinliğinin artması ile ABD’ye rakip olan güçler ile işbirliği sürecine giderken, ikinci önemli adımı da İsrail’e karşı attı. Latin Amerika’nın, öteden beri ‘Siyonizm’ hareketine karşı politikaları ile bilinmekte. Latin Amerika ülkelerinden Bolivya’nın Filistin’e düzenlediği saldırılar sonucunda ‘terörist devlet’ ilan ettiği İsrail ile ilişkilerini tamamen kopardı. Darbenin ardından hem ABD hem de İsrail ile ilişkiler yeniden canlanırken, bu politik değişiklik Evanjelistlerin de desteklediği bir harekete dönüştü. 

Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora programından Emrah Kaya’nın Karar’da yer alan değerlendirmesinde, Latin Amerika’nın tamamında yeniden yükselecek olan ‘sağ’ partiler ABD ve İsrail ilişkilerini yeniden canlandıracak, Avrupalı devletlerin bölge halklarına tarih boyunca uyguladıkları sömürge politikası ile güçlenmeleri devam edecek, ülkelerin ABD ve İsrail’e yakınlaşması neoliberal politikaları desteklerken, Evanjelistleri güçlendirecek olan yeni düzen, dini-etnik ayrımlığı da en yüksek seviyeye kolayca çıkarabilecektir. 

Bunun yanı sıra lityum yatakları için yaşanan Çin-ABD savaşında, Latin Amerika üzerindeki yeni yönetim biçimleri ile kazanan ABD olurken; Latin Amerika’nın ilk sömürgecilerinden olan, Küba’ya hakim olmak için 1898 yılında ABD ile yaşanan savaşın ardından Barack Obama döneminde zirveye taşınan ABD - İspanya ‘normalleşme süreci’ni nereye taşıyacak?

Bugün ABD destekli olduğu açıkça bilinen ve uzmanlar tarafından Latin Amerika’da önümüzdeki yıllarda yaşanacak olan mücadelenin ön gösterimi olarak yorumlanan Bolivya seçimlerinin ardından, İspanya’nın Morales yerine gelen yönetimle yaşadığı bu gerginlik, Avrupa’da yükselen Trump karşıtlığı olarak okumak da mümkün görünüyor. Bu noktada, Arjantin’de siyasi sığınmacı olarak bulunan Eve Morales’in hakkındaki tutuklama emrine karşı oluşturduğu uluslararası savunma heyetinde, eski İspanyol hakim Baltasar Garzon’un bulunması da büyük önem arz ediyor.