BM’ye karşı yükselen sesler 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir savaş ganimeti olarak kurulan ve 74 yılıdır faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler ’in yapısı birçok devlet lideri, aktivist ve örgüt tarafından eleştirilmekte. Eleştirilerin kaynağında ise 193 üyesi bulunan BM’nin alacağı tüm kararların 5 daimî üyeye bağlı olması yatmaktadır. 193 ülkenin kaderi bir avuç devletin kararlarına bağlanması sürekli olarak eleştirilere maruz kalmaktadır.   

BM’ye karşı yükselen sesler 

Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyada var olan krizlerin çözülememesinde ki en büyük engelin BM’nin karar mekanizmasından kaynaklı olduğunu birçok defa farklı mercilerde belirtmişti. Bu doğrultuda krizlerin çözümlenmesi için BM’nin yapısında yapılabilecek önerilerde de bulunan Erdoğan’ın çözüm önerileri ya BM tarafından ya da BM’yi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan 5 daimî üye ülke (ABD, İngiltere, Rusya, Çin ve Fransa) tarafından kulak ardı edilmektedir. Fakat Erdoğan’ın BM’nin yapısından kaynaklanan sorunlara karşı sesini yükseltmesi diğer devlet liderleri tarafından olumlu karşılanmaktadır. Yabancı ülke liderleri tarafından yapılan açıklamalar duyulan rahatsızlıkları net bir şekilde yansıtmaktadır.  
 
1945 yılında kurulan BM, dünya barışını ve güvenliğini korumak ve ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak amacıyla kurulmuş uluslararası bir örgüttür. 193 üyesi olan BM’nin Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi gibi ana organları bulunmakta. Genel Kurul, tüm üye ülkelerin temsil edildiği bir yapı iken, Güvenlik Konseyi 5 daimî 10 geçici olmak üzere 15 üye ülkeden oluşuyor. Geçici üyeler her iki yılda bir değişmektedir. Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî üyesi olan ülkeler aynı zamanda BM’nin kurucu üyeleri olan Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’dir. Konseyin üyelerinin 5’inin daimî olmasının dışında Güney Amerika’dan ve Afrika’dan bir üye olmaması eleştirilirken daimî üye olan 4 ülkenin Hristiyan ülke olması ve birinin de Budist inanca sahip ülke olması 1.7 milyarlı Müslüman nüfusu tarafından da eleştirilmektedir. İtirazlar misyonunda adalet çerçevesinde dünya barışını ve güvenliğini korumak olan bir uluslararası örgütün eliyle adaletsiz bir sistemin sürdürüldüğünü göstermektedir.  
 
BM’nin aldığı kararların süper güçler tarafından umursanmaması 
 
BM birçok bölgede işlenen zulümlere karşı, adaletsizliklere karşın kararlar almıştır. Fakat alınan kararlara muhattap alınan devletlerin hiçbiri uymamaktadır. Nitekim BM’nin, İsrail’in Filistinli halka karşı işlemiş olduğu suçlara karşı alanına kararların hiçbirine İsrail tarafından uyulmamaktadır. Bilakis İsrail tarafının işlediği suçlar giderek artmakta ve BM hiçbir yaptırım uygulayamamaktadır. Diğer taraftan ABD’nin İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıması ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşınmasına karşın alınan kararlarda sadece kâğıt üzerinde kalmıştı. BM’nin oyladığı kararlar yine aynı şekilde dünyanın birçok bölgesinde uygulanmamaktadır. Kudüs, Myanmar ne Keşmir’de ne de Doğu Türkistan’da. Süper güçler kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekte ve uluslararası kamuoyunun iradesine hiç saymakta. 
 
Birleşmiş Milletler dünyadaki sorunlar karşısında yetersiz kaldığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Devletlerin kendi insanlarına karşı işlediği suçlara karşın bir şey yapamıyorsa iradesinin, otoritesinin kalmadığı açık ve çok açık bir zafiyetin olduğu var demektir. Nitekim ABD, Irak’ta Saddam Hüseyin’i diktatörlükle suçlayıp, halkına zulüm işlediğini gerekçe gösterip BM Güvenlik Konseyi’ni devreye sokarak Irak’ı işgal etmişti. Fakat Myanmar hükümetinin kendi halkına zulüm işlemesine karşın kimsenden ses çıkmamaktadır, kimse işgali veya hükümeti devirmeyi söz konusu etmemektedir. Bu yüzden Arakanlılar uzun süredir acı çekiyor.  
 
Güvenlik Konseyi’nde yaşanan sorunlar, 
 
BM’nin yapısından kaynaklı adaletsizliğe dışardan eleştiriler geldiği, sorunsallaştırıldığı kadar içerden de sorunsallaştırılmaktadır. 5 daimî üyenin sahip olduğu veto yetkisinin “içeriden” yani vetolu devletler tarafından sorunsallaştırıldığı ilk olay 1956’da yaşandı. Süveyş Kanalı’nı millileştiren Cemal Abdülnasır yönetimindeki Mısır’a İsrail’i destekleme gerekçesiyle askeri müdahalede bulunan Fransa ve İngiltere, ABD ve SSCB tarafından “uluslararası barış ve güvenlik” gerekçesiyle hem de bu iki devletin veto yetkisine sahip olduğu Güvenlik Konseyi yerine Genel Kurul devreye sokularak saf dışı bırakıldı. Böylece Şubat 1945’teki Yalta Dengesi gereği “dünyayı paylaşan” ABD ve SSCB, savaştan destekleriyle galip çıkan Fransa ve İngiltere’nin veto yetkisini “dünya barışı” konularında etkisizleştirerek BM düzeninin “daha da eşit” iki devleti oldu. 
 
1970’lerde de bu kez SSCB karşısında güçlenen ABD yine aynı yola başvurdu ve kendisi dışındakilerin veto yetkisini sorgulamaya başladı. Önce Rusya’nın (ve Çin’in) veto yetkilerini makul olmayan şekillerde (unreasonable veto) kullandığı öne sürüldü. 11 Eylül’den sonraysa iş BM sisteminin öldüğünü iddia etmeye kadar vardı. (Neo-Con Richard Perle’in 2003’te yazdığı gibi: “Thank God for the Death of the UN”). 1945’i esas alan BM’nin 2000’lerde uluslararası barış ve güvenliği sağlaması mümkün değildi. Küresel hegemonik güç olmak isteyen “Yeni İmparator(luk)”, “en/yüce eşit” olarak kendisinden başka “statüko/barış kurucu/koruyucu” olmasını kabul edemezdi. Bu fiili revizyonizmle hukuksal statüko sorgulanıyordu ve 2000’lerin başına George W. Bush’un “BM’yi hiçe sayan tek taraflı uygulamaları” damga vurdu. 
 
BM’ye karşı yükselen sesler 
 
Zaman içerisinde yaşananlar ve BM’nin güçlü ülkelerin çıkarları doğrultusunda kullanılması birçok eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Dünya liderleri yavaş yavaş BM’nin yapısından kaynaklanan sorunları dile getirmeye başlamıştır. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, COJEP International) Genel Sekreteri Celil Yılmaz, eski Tunus Cumhurbaşkanı Muhammed Munsif el-Merzuki’nin danışmanı Beşir Nefzi, Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed ve birçok lider seslerinin yükseltmeye başladı.   
 
BM 74. Genel Kurulu için ABD’de olan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını eleştirdi. Ruhani, "İran, bu sorunu da öncekiler gibi aşacaktır ancak bu utanç tarihe kaydolacaktır. İşgalci bir devlet, bir milletin fertlerine ekonomik terörizm uyguladı ve BM buna karşı sessiz kaldı." görüşünü paylaştı. Ayrıca BM'yi İsrail'in Filistin, Suriye, Lübnan ve Irak'taki saldırılarına karşı da "sessiz kalkmakla" suçlayan Ruhani, "Bu önemli uluslararası kuruluşun sorumluluğunu yerine getirmesi gerekirdi." dedi. 
 
Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurul görüşmeleri için gittiği New York'ta Columbia Üniversitesinin Dünya Liderleri Forumu'nda konuşma yapan Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, uluslararası gelişmelere değindi. Dünyanın daha iyiye gitmesi için çok taraflılığın benimsenmesi gerektiğine dikkati çeken Mahathir, "Eğer tek taraflılığı kabullenseydik bütün problemler çatışma ve hatta savaşla çözülürdü ama biz bunu asla yapmadık. Bunun yerine komşularımızla müzakerelerde bulunduk. Dolayısıyla çok taraflılık bizim için kaçınılmazdır çünkü bütün dünya bir pazar haline gelmiştir. Dünyadaki tüm ülkelerin barış ve istikrar içinde kalması, bizim için bir ticaret ortağı olması önemlidir." dedi. Mahathir, "Buradaki problem bizim BM'ye saygı duymamamız. Büyük ülkeler, güçlü ülkeler Birleşmiş Milletleri ve aldığı kararları umursamıyor. Büyük ülkeler BM kararlarını ciddiye almazsa küçük ülkeler de bunu takip eder. Bu durumda görüyoruz ki Myanmar gibi küçük ülkeler bile BM'ye burun kıvırabiliyor." şeklinde konuştu. 
 
Avrupa'da İslamofobi, ırkçılık ve ayrımcılıklara karşı yürüttüğü mücadeleyle tanınan Eşitlik, Adalet ve Barış Konseyinin (COJEP International) Genel Sekreteri Celil Yılmaz, "BM Güvenlik Konseyindeki 5 daimî ülkenin veto hakkının kaldırılması gerekiyor." dedi. Yılmaz, "Sürecin sağlıklı ilerlemesi için BM Güvenlik Konseyindeki (BMGK) 5 daimî ülkenin veto hakkının kaldırılması, Afrika ülkelerinin de veto hakkından faydalanması, sivil toplum kuruluşlarının BM bünyesinde kalıcı hale gelmesi gerekiyor. Ayrıca, Afrika'dan Avrupa'ya göçün önüne geçilmesi için Avrupa ülkelerinin bu kıtadaki zenginliklere el koymayı bırakarak esas sahibi Afrikalılara bırakması da şart." diye konuştu. 
 
Eski Tunus Cumhurbaşkanı ve Tunus İrade Hareketi Partisi lideri Muhammed Munsif el-Merzuki'nin danışmanı Beşir Nefzi, BM'nin bugünkü haliyle göç sorununu çözebilecek durumda olmadığını ifade etti. Nefzi, BM Göç Paktı'nın bağlayıcılığı olmadığını belirterek, "BM, kendi sistemi içinde adaleti sorgulamaya başlamalıdır. BMGK'de veto hakkı yeniden ele alınmalıdır. BM bugünkü haliyle göç sorununu çözecek durumda değildir." dedi. 
 
Pan-Afrika Ligi UMOJA Başkanı Henda Diogene Senny de "BM'nin gayrimeşru bir sistemi var. Bu sistemle göç mevzuatını nasıl yönetebilirler? Öncelikle BMGK'nin sistemi daha adil hale getirilmelidir." ifadesini kullandı. 
 
Sonuç 
 
BM'nin en etkili organı olan konseyin savaşların ve hukuk dışı kuvvet kullanımının engellenmesi için geniş yetkilerle donatılmıştır. Dünya barışını ve güvenliğini korumak ve ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturma konusunda bu kadar kuvvetli yetkilerle donatılmış olan konseyin karar alması ile ilgili çok ciddi sorunları söz konusu. Sorun teşkil eden durum ise bencilce davranan bu beş daimî üye devletin konseyde veto hakkını sadece kendilerine vermeleridir.  
 
ABD, Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti, kendi çıkarları nedeniyle barışı koruma konusunda almaları gereken kararları sürekli veto ettiler. BM Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesi olmasına rağmen 5 daimî üyesi olarak bu ülkelerin karşı çıktığı bir kararın alınması maalesef mümkün olmuyor. Bu da BM'nin barışı koruma konusundaki ödevini yapmasının önüne geçen en önemli faktör olarak karşımıza çıkıyor.  
 
Sonuç olarak birçok lider BM’nin yapısında bulunan adaletsizliğe karşı çıkmaktadır ve bu adaletsizliğin var olan krizlere çözüm üretilememesinin başlıca nedeni olduğu, ilerleyen süreçlerde kaotik bir ortamın yaşanmasına sebebiyet vereceğini dile getirmektedir. Eleştirilere rağmen istenilen yapısal değişiklikler süper güçlerin iradeleri doğrultusunda gelmeyecektir. Bilakis BM Güvenlik Konseyinin yapısının değişmesinin uluslararası sistemdeki güç dengelerinin değişmesine bağlıdır. Ortaya yeni ve güçlü aktörler çıkmadığı sürece ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın uluslararası sistemin en güçlü aktörleri olmaya devam edecektir. Ortaya yeni ve güçlü aktörler çıkmazsa ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler uluslararası sistemin en güçlü aktörleri olmaya devam edecektir.