Amerika'nın yeni Türkiye stratejisi: Biden Erdoğan’ı neden aramadı?

ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve başlamasıyla Türkiye-Amerikan ilişkileri yeni bir döneme girdi. NATO müttefiki iki ülkenin ilişkilerindeki seyir, Trump döneminde olduğundan çok daha farklı olacak. Masada ise iki kritik senaryo var. İşte Biden'in yeni Türkiye stratejisi ışığında ilişkilerin seyrine dair önemli değerlendirmeler...

Fethiye Mutaf Narin/INTELL4

fethiyemutaf@intell4.com

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye, ikili ilişkilerde tarih boyu iniş çıkışlar yaşadı. Gergin seyreden ilişkiler özellikle eski Başkan Barack Obama’nın iş başına geldiğinde ziyaret ettiği ilk ülkenin Türkiye olmasıyla yeni bir boyuta taşındı. Obama, Meclis'te yaptığı konuşmada iki ülke ilişkilerinin model ortaklık olabileceğinden söz etmişti. Trump yönetiminde ise Türk-Amerikan ilişkilerinin, daha çok telefon görüşmeleri ve mektuplarla yürüdüğünü gördük.

Ancak yaklaşık iki aydır başkanlık koltuğunda oturan Joe Biden’in hala Ankara ile temasta bulunmamış olması, yeni dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin önceki yıllar kadar ılımlı seyretmeyeceğinin göstergesi. Bunun en önemli nedeni Biden ve yönetiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı tavrı.

BİDEN’DEN TÜRKİYE’YE VAZGEÇİLMEZ DEĞİLSİN MESAJI

Biden’in Obama dönemindeki başkan yardımcılığı sürecinde Türkiye’ye karşı olan sert tutumu ve Beyaz Saray'a yerleştikten sonra Kanada, Meksika, Suudi Arabistan, Çin, Rusya, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarını aramına rağmen Ankara’ya karşı mesafeli duruşunu sürdürmesi izleyeceği politikaya dair mesaj niteliğinde.

Ankara’nın ise Washington’dan gelecek telefonu beklediği aşikar. Ancak Erdoğan yönetimi, Biden'ın Türkiye'yi aranacak ülkeler sıralamasında geri plana koymasının bir strateji olduğunun farkında. Biden yönetiminin bu tavrı Türkiye'ye bilinçli ve güçlü bir mesaj vermek için uyguladığı bir politika. Washington yönetimi izlediği politikayla Ankara'ya, önem sırasında sanıldığı gibi vazgeçilmez olmadığı mesajı vermekte. Özellikle Rusya ve Çin kartlarını kendisine karşı kullanmanın işe yaramaz olduğunu göstermek için Ankara'nın beklediği telefonu mümkün olduğunca bekletiyor.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM

Türkiye, jeo-politik konumu ve NATO üyeliği nedeniyle Amerika için vazgeçilmez olduğunu düşünmekte. Bu nedenle Amerika’ya karşı yıllardır Rusya veya Çin'in yanında yer alma kartını hep oynadı. Hatta son yıllarda Türkiye, Rusya ve Çin'le fiilen ittifak ilişkisi içinde olan yeni bir dış politika izliyor. Biden yönetimi de Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşmasına eskisi kadar önem vermediğini göstermek için edeceği telefonu olabildiğince geciktiriyor.

Washington bu tutumuyla iki ülke arasındaki yabancılaşmayı her geçen gün arttırıyor. Ancak iki müttefikin bölgesel ve küresel çaptaki çeşitli konularda ortak görüşleri ve görüşmelerinin bulunduğu da göz ardı edilemez. 

En son gerçekleşen temaslarda terörizmle mücadele, Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler, PYD/YPG/PKK ve DEAŞ tehdidi ön plana çıkmış olmakla beraber, Ukrayna, Rusya, Kıbrıs sorunu ve Doğu Akdeniz, Libya, Yemen, Mısır, İran, Kafkaslar, Venezuela ile kitle imha silahlarının yayılması, NATO konuları ve enerji güvenliği gibi hususlar ele alınmıştı. İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmekle suçlanan Halkbank'a karşı sürmekte olan yargı süreci bu başlıklardan biri.

Yeni yönetimin, ABD Başkanı Donald Trump'ın aksine yargı sürecini etkileme girişiminde bulunmaması bekleniyor. Bu durum, Halkbank'ın bir cezayla karşı karşıya kalmasına yol açabileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİNE DAİR İKİ SENARYO

Siyasi analiz yapan uzmanların görüşlerine göre ilişkilerin geleceğine yönelik masada iki senaryo var. İlki Biden yönetiminin soğuk ve mesafeli tavrını sürdürmesi ve CAATSA yaptırımları kapsamında Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulaması. Bununla birlikte Türkiye’nin insan hakları karnesini daha şiddetli eleştirerek, Ankara ile çatışmaktan kaçınmaması.

Bir diğer senaryo ise Biden yönetiminin yaşanan gelişmelere daha kurumsal bakması. Biden’in Erdoğan’ın yönetim şeklinden hoşlanmadığını biliyoruz ancak buna rağmen Biden’in kişisel ilişkiden ziyade meselelere kurumsal açıdan bakabilecek bir başkan olabileceği ihtimali söz konusu. Bununla birlikte Biden’in, George H.W. Bush’tan bu yana en dış politika odaklı başkan olabileceği görüşü de hâkim. Biden yönetiminin daha NATO merkezli bir politika izleme ihtimali, özellikle S-400’ler gibi güvenlik alanındaki bazı zor meselelerin çözümünün NATO çerçevesinde daha kolay hale gelebilmesine de olanak sağlar.

Tüm bu hususlar doğrultusunda bir değerlendirme yapmak gerekirse, Türk-Amerikan ilişkilerinin şeklinin bundan sonra çok daha farklı olacağını, Trump dönemindeki kadar “kişiselleştirilmiş” bir boyuta taşımayacağını söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki ilişkinin kişisel yakınlık boyutuna taşındığını göz önünde bulundurduğumuzda, bundan sonraki süreçte Türkiye konusunda Washington’da oluşan tepkilere karşı Ankara’ya kalkan olan bir başkan görmeyeceğimiz gayet net.