Biden'dan beklenenler nelerdir?

Beyaz Saraya Joe Biden’ın gelmesi ile birlikte ABD dış politikasının seyrinin hangi yöne evrileceği araştırılmaya başlandı. Bundan önceki iki yönetimde Orta Doğu başta olmak üzere geri çekilme politikası uygulanırken, Biden yönetimin dış politikada duruşunun nasıl olacağı merak konusu oldu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yönetiminde değişmesiyle birlikte yeni yönetimin dış politikası ve Orta Doğu politikasının geleceği sorgulanmaya başlandı. Özellikle de Obama ve Trump döneminde uygulanan sessiz geri çekilme politikasının devam edip etmeyeceği uluslararası kamuoyu tarafından merak ediliyor. Yeni yönetimin politika anlayışının anlaşılabilmesi için ABD dış politikasına yön veren temel unsurlara bakılması gerekiyor.

Bu noktada ABD’nin dış politikasını belirleyen temel unsurların yanında devlet başkanlarının siyasi görüşlerine ve uyguladıkları politikalara bakmak yeni dönemde uygulanacak politikanın seyrine dair fikir verecektir.

ABD’NİN POLİTİKASINI BELİRLEYEN TEMEL UNSURLAR

ABD’nin Orta Doğu politikasının dayandığı pek çok unsur mevcut. 2003 yılında Political Science dergisinde Loch K Johnson ve Kiki Caruson tarafından yayınlanan ‘Amerikan Dış Politikasının Yedi Günahı’ (The seven Sins of American Foreign Policy) adlı makalede Johnson ve Caruson ABD dış politikasının dayandığı temel unsurlara yer vermiştir. Söz konusu makalede Johnson ve Caruson ABD’nin dış politika ilkelerini cehalet, empati eksikliği, izolasyon, tek taraflılık, askeri çökme hareketi, kibir ve başkanlık emperyalizmine dayandırmıştır. Bu bağlamda ABD’nin dış politika anlayışındaki yedi günah yanlış adımların atılmasına neden olmaktadır.

ABD dış politikasının dayandığı ilkelerin ağırlığı özellikle 9/11 Eylül saldırılarının akabinde görülmeye başlandı. Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıların ardından ABD, uluslararası sistemi resmen ikiye böldü. Terörle mücadele kapsamında ortaya çıkan “ya ABD’nin yanındasınızdır ya da karşısında” mottosu bölünmenin kırmızı çizgisi oldu. Uluslararası kamuoyunun desteğini arkasına alan ABD, Irak ve Afganistan’a askeri müdahaleler gerçekleştirirken, dünyanın farklı noktalarına askeri yığınaklar yaptı. Fakat dış politikanın dayandığı ilkeler atılan adımlarda hata boyutunu muazzam seviyelere çıkardı.

2003 yılında Irak’ı ‘terörle mücadele ve kendisine yönelik olan tehdidi’ yok etmek amacıyla işgal eden ABD, yıllar sonra işgali gerektirecek koşulların olmadığını kabul etti. Fakat Irak yerle yeksan olmuş, devlet erki yok olmuş ve toplumsal yapı çökmüştü. Dolayısıyla ABD dış politikasının dayandığı ilkelerin yol açtığı hatalardan bir tanesini ve en önemli örneğini Irak oluşturmaktadır. Fakat söz konusu ilkelerin dış politikadaki ağırlığı devlet başkanlarının siyasi yapıları ve karakteristik özelliklerine göre farklılık göstermektedir.

ORTA DOĞU ÖZELİNDE ABD DIŞ POLİTİKASINDA BAŞKANLARIN ETKİSİ

ABD dış politikasını belirleyen temel ilkeler devlet erkinde uzun yıllardır değişmeden etkisini göstermektedir. Fakat devlet başkanlarının siyasi duruşu ve yapıları söz konusu temel ilkelerin dış politikadaki ağırlığını değiştirmektedir. Dolayısıyla devlet başkanlarının siyasi yönelimleri dış politikayı etkilerken, keskin değişimlerde dünyayı etkilemektedir. Bu bağlamda sadece Barack Obama, Donald Trump incelendiğinde söz konusu farklılık ve etkileri gün yüzüne çıkmaktadır.

ABD önemli bir küresel aktör olduğu için, hükümetler arasındaki siyasi yönelimdeki keskin değişimler çoğu zaman dünyanın geri kalanı üzerinde önemli etkilere sahip. Orta Doğu açısından önceki iki hükümetin uyguladıkları dış politika stratejilerini incelemek farklılıkları ve aynı durumları gün yüzüne çıkaracak. Ayrıca yeni hükümete dair de daha geniş ve hesaplanmış beklentiler oluşturulmasına yardımcı olacaktır.  

TRUMP VE OBAMA DÖNEMİNDE ORTA DOĞU POLİTİKASI

Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki güç kutuplaşması uç boyutlara ulaştı. Devamlı bir düşman tehdidi ABD hegemonyasına ve temsil ettiği ideolojilere meydan okuyordu. ABD, Orta Doğu’daki dengesizliğin ve komünist güçlerle rekabetin, Amerikan enerji güvenliğini tehlikeye atmakta olduğu ve dolayısıyla Amerikan halkının alıştığı rahat yaşam standartlarını tehdit etmekte olduğu şeklinde algıladı. ABD’deki güvensizlik hissi ve ekonomik güvencenin tehdidi sonraki yıllarda bir dizi çatışmalara neden oldu.

Sovyetlerin Birliği’nin çöküşü ile birlikte dünya tek kutuplu bir yapıya büründü. Fakat 2005-10 yılına doğru ABD dış politikasındaki Soğuk Savaş psikolojisi zamanla yok oldu. Dış politikadaki Soğuk Savaş zihniyeti yok olurken, jeopolitik koşullar değişti ve güç dinamikleri giderek daha ‘multipolar veya çok kutuplu’ bir hale geldi.

2008-2017 yıllarında ABD Başkanlığını yürüten Barack Obama döneminde karada askeri müdahale stratejik biçimde azaldı ve Bin Ladin’in yakalanması uzun zamandır beklenen bir sonun başlangıcı oldu. Ancak ABD bölgedeki tartışılır ‘insan hakları bekçisi’ rolünü sürdürmeye devam etti ve müdahale kapsamı gözle görülür şekilde azaltıldı. Nitekim ABD’nin 2011 yılında Libya müdahalesinde uyguladığı gücün kapsamında önemli ölçüde azalma yaşandığı gözlemlenebilir.

Obama döneminde uygulanan sessiz geri çekilme politikası, 2014 yılında Suriye müdahalesi ile tersine döndü. Fakat bu noktada ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesinin ana etkenlerinden birini küresel terörizm oluşturmaktaydı. Geri çekilme politikasına devam eden ABD’nin Suriye müdahalesi iç savaşın başlamasından iki yıl sonra gelmişti. Nitekim bu müdahale küresel koalisyon eylemi aracılığıyla gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla ABD politika yapıcıları geri çekilme politikasını sürdürdü.

Küresel liderlik konumunu korumak Obama için değerliydi. Fakat yerel çatışma dinamiklerine dahil olmak eskisi kadar gerekli görünmüyordu. Her ne kadar Obama ve Trump liderlik tarzı ve siyasi görüşleri açısından karşıt görünse de Orta Doğu dış politikasına ilişkin olarak Donald Trump, demokrat selefinden pek de uzaklaşmadı. ABD’nin bölgedeki güç ve etkisini azaltmaya gitti, ancak bunu diplomatik nüansı çok daha zayıf bir biçimde yaptı.

ABD’nin geri çekilme politikası Trump döneminde kesinlikle daha da hızlandı. Fakat Trump’ın siyasi katılığı destekçileri tarafından sevilirken, bunu dış politikada uygulaması “karmaşık bölgesel dinamikleri” konusundaki eksik anlayışını ortaya çıkardı. Trump’ın Suriye’den ayrılma kararı kritik bir ortam yarattı ve Ankara-Washington hattını gerdi.

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıması Körfez ülkelerinde ABD’ye karşı güvensizlik duygularının artmasına neden oldu. İranlı generalin infazı da Tahran ile kurulan kısıtlı siyasi ilişkiye zarar verdi. Ve bir savaş çıkacağına dair küresel korkuya neden olurken Trump’ın bilgisizce aldığı kararların bölgede uzun vadeli sonuçlar doğurabilecek tehlikeli etkileri oldu.

BİDEN’DAN BEKLENENLER

Biden hükümetinden beklentiler çeşitlilik gösteriyor. Kimileri, Biden’in önceki hükümetlerin ahlaki korumacı liberal duruşuna dönüşü temsil edeceğinden endişe ediyor. Ancak şimdiye kadar açıklandığı üzere bir süredir istikrarlı bir geri çekilme mevcut. Bazıları ise Biden'in Obama dönemi politikalarını gereğinden fazla yansıtacağına inanıyor. Biden'in Netanyahu ile iyi bir ilişkisi var ama aynı zamanda geçmişte insan hakları sorunları ve Filistin halkının mücadeleleri konusunda endişelerini de göstermişti. Trump'ın imzaladığı Abraham Anlaşması ABD'ye herhangi mali bir avantaj sağlamadı, ancak Filistinlileri ve destekleyici devletleri oldukça kışkırttı. Biden'in burada herhangi bir ani geri dönüş yapmayacağı bekleniyor, ancak başta sadece söylemde olsa bile insan haklarına yapılan vurgunun artacağı açıktır.

Bununla birlikte, gerekli diplomatik destek olmadan, Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin uzun süredir devam eden deniz egemenliği anlaşmazlıkları sorunu, şu anda var olan hassas barışı halini bozabilir. İki ülke arasındaki gerginlik artarken hem Türkiye hem de Yunanistan bu konuda ABD'den destek çağrısında bulundu. Trump, çoğunlukla Erdoğan'ın destekçisiyken, Biden daha önce Erdoğan’a yönelik birçok eleştiride bulunmuştu. Ancak Biden'in Türkiye'yi tamamen terslemesi olası değil. “Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Karadeniz'in ötesinde Rusya ile sınır komşusudur. Bu yerlerdeki ABD politikası ne olursa olsun, Türkiye iş birliği içindeyken hareket etmek çok daha kolay ve daha az maliyetli olacak".