Biden döneminde Körfez ülkeleriyle ABD ortaklığı sürecek mi?

ABD Başkanlık koltuğuna hazırlanan Joe Biden'ın politikalarına ilişkin her geçen gün yeni bir iddia ortaya atılırken, özellikle Ortadoğu'da gergin bir bekleyiş var. Birçok ülke Biden'in yürüteceği dış politikadan umutlu olmasında karşın özellikle Trump döneminde İsrail'e tanınan ayrıcaklıkların bölgeye nasıl etki edeceği de merak konusu. Bu bekleyişte geleceğe ilişkin çıkarım yapmakta zorlanan Körfez ülkeleri, şimdiden Biden'ın politikalarına dair fikir yürütmeye de başladı.

Seçilmiş ABD Başkanı Joe Biden 20 Ocak’ta göreve başladığında, Körfez’in güvenliği, idaresinin ele alması gereken en önemli konulardan biri olacak. Biden bu konuya yabancı değil, eski başkan Barack Obama döneminden bu konuya aşina. Keza Biden, 35 yıllık Senato üyeliği sırasında, Körfez güvenliğinin kendisi için geçtiğimiz yıllar içinde özel bir öneme sahip olduğu Senato’nun en önemli komitelerinden biri olan Dış İlişkiler Komitesi’nin önde gelen üyelerinden biri oldu ve başkanlığını yaptı.

Biden’ın seçilmesi, Washington’a hakim olan geleneksel müesses kurumun dışından olan Başkan Trump döneminden sonra, içerik ve tarz açısından ABD politikasının geleneksel seyrine dönüşünü işaret ediyor. Yani Biden sürekliliği temsil ediyor, kendisi Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin liderleriyle iyi ilişkilere sahip.

Amerikan kurumları arasında bilhassa Körfez’in güvenliği konusunda büyük ölçüde bir fikir birliği var. Başkan Trump’ın dikkat çekici kişisel tarzına rağmen, yönetiminin sivil ve askeri kanatları politikalarını, 2017’de göreve başlamasından önce Körfez güvenliği dosyasında yürürlükte olan statükoya göre belirlediler. İran’da 1979 Devrimi’nden ve Tahran rejiminin Körfez güvenliğini sarsmaya başlamasından itibaren, ABD'nin caydırıcı varlığı yoluyla uluslararası deniz seyrüseferini güvence altına alma ihtiyacına dayalı bir güvenlik çerçevesi benimsendi. Bu güvenlik çerçevesi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) devletlerinin Körfez güvenliğinin sağlanmasındaki merkezi rolünün yanı sıra, bu amaçla kurulan kurumlar ve mekanizmalar aracılığıyla buna katkıda bulunan bir dizi ortak olduğunu teyit etmektedir. Bu çerçeve şimdiye kadar pek değişmedi ve İran davranışlarını değiştirmedikçe Biden'ın da bunu değiştirmesi beklenmiyor.

Körfez İşbirliği Konseyi Siyasi İşler ve Müzakereler Yardımcı Genel Sekreteri bdulaziz Hamad Uveyşik, Şarkul Avsat'ta yer alan makelesine şu sözlerle devam ediyor; İran-ABD-Arap çatışmasının ortasında, KİK'in Mayıs 1981'de kurulmasını müteakip, bir örgüt olarak KİK ile zaman zaman yaptığı koordinasyon toplantılarının yanı sıra ABD’nin KİK ülkeleriyle münferit yakın güvenlik ilişkileri de devam etti. Bu ilişkiler daha sonra ABD ve KİK'in çok önemli bir rol oynadığı Kuveyt'i kurtarma savaşı sırasında pekiştirildi.

Arap Baharı olayları ve İran'ın bölgeye dönük müdahalelerinin artmasına neden olan çalkantılar ve kargaşanın ortasında, iki taraf, aralarında daha yakın bir iş birliği çerçevesi oluşturmak için bir "Stratejik İş birliği Forumu" oluşturmaya karar verdi. Forum'un kuruluş toplantısı Mart 2012'de, KİK'in Riyad'daki merkezinde merhum Prens Suud Faysal ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton başkanlığında yapıldı. Toplantıya KİK’in dışişleri bakanları ve üst düzey yetkilileri katılırken, ABD tarafından da yönetimin ana organlarını temsil eden büyük bir heyet katıldı. Forumun çalışma mekanizması üzerinde anlaşmaya varıldı ve hedeflerine ulaşmak için çalışma grupları oluşturuldu. Forum, KİK Genel Sekreterliği, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray'daki Ulusal Güvenlik Konseyi aracılığıyla iki taraf arasında güçlü iletişim kanalları kurmayı başardı. Faaliyetleri öncelikli olarak, daha önce kabul edilen Körfez güvenlik statükosuna dayanan siyasi ve güvenlik boyutlarına odaklandı. Tabii ki İran'ın bölgedeki genişlemesinin artmasıyla Arap ülkelerinde kötüleşen yeni durumu göz önünde bulundurarak.

Forum, Mayıs 2015'te Camp David'de düzenlenen ve “KİK ile ABD Stratejik Ortaklığı”nın kurulmasıyla sonuçlanan iki taraf arasındaki ilk zirveye giden yolun taşlarını döşedi. Bu zirvede, iki taraf arasındaki işbirliğinin kapsamını genişletmeyi içeren ve Körfez'in güvenliğini koruma alanındaki dayanışmalarını teyit eden bir dizi anlaşma imzalandı.

İkinci zirve, Obama'nın başkanlığının son yılında, Nisan 2016'da Riyad'da yapıldı. Ekonomik çeşitlilik ve gençler arasındaki işsizlik gibi konuları da içerecek şekilde iş birliğinin kapsamının genişletilmesi kararı alındı.

Üçüncü Körfez-ABD zirvesi, Mayıs 2017'de Başkan Donald Trump döneminde yapıldı. Zirve, Camp David anlaşmalarına olan güçlü bağlılığı teyit etmesinin yanı sıra, iş birliğinin kapsamını büyük ölçüde genişletti.

Dolayısıyla, ABD’nin iki ana partisi arasında Körfez-ABD ortaklığı, en önemlisi de iki tarafın Körfez'de 40 yıl önce kurdukları güvenlik sisteminin gerekliliği konusunda büyük bir uzlaşı bulunuyor.

Bu, bahsi geçen güvenlik sisteminin katı ve özelliklerinin değişmediği anlamına gelmez. Geçtiğimiz dönemde iki tarafın koşulları çok değişti, ancak bu gelişmeler, özellikle son yıllarda İran tehdidinin, örneğin Suudi Arabistan’a tekrarlanan saldırılarla, yoğunluğunun artmasıyla birlikte Körfez güvenliğini sağlama temelli ortaklığın temellerinde hiçbir şeyi değiştirmedi.

ABD'nin önceliklerinin değişmeye başladığı ve dünyanın diğer bölgelerine daha fazla ilgi gösterme arzusunda olduğuna dair tartışmalar, Körfez-ABD stratejik ortaklık çerçevelerinin ve Stratejik İşbirliği Forumu'nun ilgisinin merkezinde yer alıyor. Bazı medya kuruluşlarında kafa karışıklığı var ve bu nedenle ABD'nin Avrupalı ​​müttefikleriyle olan anlaşmazlıkları ile Körfez'deki durumu karşılaştırıyorlar. Oysa ikisi birbirinden tamamen farklı. Başkan Trump'ın müttefiklerine kendilerine daha çok güvenmeleri ve Avrupa'nın savunmasına finansal olarak daha fazla katkıda bulunma çağrısı, KİK ülkelerine değil, Avrupalı müttefiklerine yapılmış bir çağrıdır. Öte yandan, KİK siyasi ve ekonomik bir örgüt olmasının yanı sıra gerçekte bir askeri-güvenlik örgütüdür.

En önemli hedeflerinden biri, güçlü ve etkili bir askeri güç oluşturmaktır ve bu, konseyin kurulduğu zamana kıyasla bugün büyük ölçüde başarılmıştır. Konvansiyonel olmayan savaş yöntemleri yeni bir meydan okumaya dönüşmesine rağmen, KİK devletleri geleneksel savaş araçları ve askeri kuvvetleri arasında tutarlı bir koordinasyon oluşturma konusunda ileri seviyelere ulaştı. Bu bağlamda ilk olarak kara kuvvetlerinin faaliyetlerini koordine etmek için el-Cezire Kalkanı kuruldu. Daha sonra hava ve deniz kuvvetleri arasında koordinasyon sağlayan diğer kurumsal çerçeveler tesis edildi. Son olarak ortak askeri iş birliği anlaşmalarında öngörülen kolektif entegre savunma doktrini ışığında, tüm güçleri koordine etmek üzere Kasım 2018'de birleşik askeri komutanlık kuruldu.

Aynı şekilde, Başkan Trump’ın Avrupalı ​​müttefiklerini ABD tarafından Avrupa'yı savunmak için sağlanan silah sistemlerinin masraflarını karşılamaya ve askeri harcamalarını GSYİH'larının yüzde 2'sine çıkarma çağrısı da KİK ülkelerini kapsamıyor. Zira bu ülkeler bunun kat kat fazlasını ödüyorlar ve ABD ya da başka bir ülkeden aldıkları her savunma sistemi için büyük meblağlar harcıyorlar.

Körfez-ABD ortaklığının sürdürülmesini gerekli kılan; Körfez’in güvenliği, enerji piyasalarının istikrarı, ticaret ve yatırımın güçlendirilmesi dahil olmak üzere bir dizi önemli çıkar üzerindeki uzlaşıdır. Bu nedenle, Biden yönetiminde ABD politikası, üslup ve yöntem açısından farklılıklar beklense de özünde çok farklı olmayacaktır.