2 yılın ardından Beyrut patlamasında adalet umudu söndü

Lübnan’da, 4 Ağustos 2020’de limanda yaşanan patlamanın ardından ortaya çıkan ekonomik tablo halkı büyük bir yoksulluk ile mücadeleye zorlarken ülkedeki adalet sistemi de tepkilerin artmasına neden oldu.

Beyrut Limanı’nda bulunan devasa tahıl silolarının bulunduğu bölgede meydana gelen patlamanın ardından Lübnan ekonomisindeki darboğaz kısa sürede görünür hale gelmişti. Şehrin bir kısmının da zarar gördüğü patlama, iki bin kişinin hayatını kaybetmesine, altı bin kişinin de yaralanmasına neden olmuştu.

Lübnan halkı, tahıl filolarındaki patlamanın ardından temel ihtiyaçlarını temin edebilmek için saatlerce kuyruklarda beklemek zorunda kaldı.

Lübnan’da 2019’da baş gösteren ekonomik kriz öncesinde ülke bankacılık sektöründe “Orta Doğu’nun İsviçre’si” olarak anılırken 2020 yılında borçları nedeniyle temerrüde düştü. Finansal krizin ardından Lübnan bankalarının çoğu, sermaye kontrolü amacıyla müşterilerinin mal varlıklarını sabitleyerek dondurdu. ABD doları cinsinden aylık nakit çekme işlemlerine sınır getirilirken, halkın parasını piyasanın çok daha altında Lübnan poundu olarak alabilmesine izin veriliyor.

Ülkedeki mali kriz kısa sürede dünya genelinde de yankı bulurken Dünya Bankası tarafından 19. yüzyıldan bu yana yaşanan ‘en kötü’ krizlerden birisi olarak nitelendirildi. Ülkenin dörtte biri yoksulluk sınırı altında yaşamaya başladı. Yakıt, ilaç ve gıda kıtlığının görüldüğü ülkede pideye benzeyen bir paket yassı Arap ekmeği 13 bin Lübnan pounduna (43 ABD senti) mal oluyor. Fakat karaborsa fiyatı ise 30 bin Lübnan poundunun üzerinde alıcı buluyor.

Ukrayna’da başlayan savaşın ardından yaşanan buğday krizi Lübnan’da açlığı derinleştirirken, ülkedeki su krizi de giderek artıyor. UNICEF verilerine göre, su krizi en çok hastane, sağlık merkezleri ve okullar üzerinde kritik bir etkiye sahip. Beş yaş altı çocukların ölüm oranlarında en önemli etkiye sahip olan su krizine ilişkin açıklama yapan UNICEF yetkileri, “Suya erişim sadece temel bir ihtiyaç değil, temel bir haktır. Yeterli, uygun fiyatlı ve güvenli suya sahip olmak hayat kurtarır ve çocukları sağlıklı tutar” ifadelerini kullandı.

Lübnan’da yaşanan en ağır kriz ise; adalet oldu. Patlamada yakınlarını kaybedenler başta olmak üzere halkın büyük çoğunluğu temel haklarına erişmek için adalet beklerken değişen hükümetler sorunları gidermekte başarılı olamadı.

Nükleer silah olmamasına rağmen dünyanın en büyük patlamalarından biri olarak nitelendirilen vakaya ilişkin soruşturma Lübnan’ın siyasi güçler tarafından engellenmeye devam ediliyor. Adalet arayanlar yaşadıkları hukuk mücadelesinin sorumlusu olarak yönetimi suçlarken, ülkenin seçkinlerine sunulan ‘dokunulmazlık’lar tepkilerin odağında.

Liman patlamasına ilişkin yürütülen soruşturmada suçlananların bazıları 2022 yılı başlarında yeniden parlamentoya seçildi. Yürütülen soruşturmada suçlanan isimler arasında bulunan ve yeniden parlamentoya seçilen eski Bayındırlık Bakanı Gazi Zeiter AP’ye yaptığı açıklamada, “Aleyhinde mahkeme kararı olmadığı için yeniden meclise girme hakkının olduğunu” ifadelerini kullandı.

Patlamada zarar gören silolar içten yanmaya devam etmesine rağmen yetkililerin harekete geçmemesinin ardından siloların bir bölümü geçtiğimiz pazar günü çöktü.

2013 yılında Lübnan’a gönderilen ve o tarihten 2020 yılına kadar uygunsuz biçimde depolanan, gübre yapımında kullanılan yüzlerce ton amonyum nitrat nedeniyle yaşanan patlamanın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen ne liman çevresinde ne de patlama bölgelerinde tedbir alınmaması nedeniyle oluşan basınç dalgasının etkisi de sürüyor.

Yetklilerin tehlikeyi bilmelerine rağmen tedbir almaması dava dilekçelerine yansırken yıllardır ülkedeki iktidarı paylaşan siyasi liderlerin hesap vermesinin engellenmesi için atılan adımlar art arda sıralanıyor.

Soruşturmayı yöneten yargıç Tarek Biter, dört eski düzey hükümet yetkilisini kasten öldürme ve düzinelerce insanın ölümüne sebebiyet vermekle suçluyor. Ayrıca soruşturma kapsamında birkaç üst düzey güvenlik görevlisi de suçlananlar arasında yer alıyor.

AP’ye açıklama yapan ve soruşturmaya ilişkin bilgi sahibi olan adli yetkililer, nitratların kime ait olduğu, limana nasıl girdikleri ve patlamanın nasıl gerçekleştiği dahil olmak üzere önemli soruların yanıtlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Liman patlaması soruşturmasını yöneten ilk yargıç kabinedeki iki bakan tarafından şikayet edilmesinin ardından görevden alınmıştı.

Soruşturması sürecinde baskı gören Tarek Biter’ın da Hizbullah tarafından tehdit edildiği iddia edilmişti. Fakat Biter’ın soruşturmadan ayrılması halinde bu durumun ‘son darbe’ olacağı belirtiliyor.

Geçtiğimiz yıl Bitar'ı protesto eden Hizbullah destekçileri ile Hristiyan bir grubun üyeleri arasında ölümcül silahlı çatışmalar patlak vermiş, soruşturmanın Lübnan’ı hizipler arası bir çatışmaya sürükleyebileceğine dair spekülasyonlar yapılmıştı.

Patlamanın hemen ardından gerçekleştirilen protestolar ve oturma eylemleri hükümet yetkililerinin üzerinde soruşturma baskısı oluşturmasına rağmen geçen zaman içerisinde halkın da davaya ilgisizliği yakınlarını kaybedenlerin umutlarını yitirmelerine neden oluyor.

Halkın ekonomik kaygılar ile davadan her geçen gün uzaklaşmasına karşın yalnızca bir avuç insanın ısrarlı takibinin sonuç vermesini de zorlaştırıyor.

Temmuz ayı ortalarında aileler, patlayıcı maddenin limana getirilmesine karıştığından şüphelenilen bir Amerikan-Norveç firması olan TGS'ye 250 milyon dolarlık dava açtı. TGS ise ihmal iddialarını reddediyor.

Aileler ise son çare olarak Lübnan dışındaki mahkemelere başvurarak adalet arayışını sürdürüyor.