Batı ve Türkiye arasında Kıbrıs jeopolitiği

Kuzey Kıbrıs’ta özel bir üniversitede düzenlenen konferansta açıklamada bulunan dış politika uzmanı, Kıbrıs’ın jeopolitik açıdan artan öneminden bahsetti.

Batı ve Türkiye arasında Kıbrıs jeopolitiği

Üniversite’de gerçekleşen konferansta, geçmişte yaşanan siyasi olayları ve mevcut konjonktürü değerlendiren dış politika uzmanı, Yunanistan’ın güçlü devletlerin de desteğini alarak yeni bir ‘helenizm’ stratejisi uygulamaya çalıştığını belirtti.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen Değişen Dünya Düzeni: Doğu Akdeniz’de Mavi Savaşlar Uluslararası Konferansı’nda bir konuşma gerçekleştiren dış politika uzmanı Barış Hasan, Kıbrıs’ın jeopolitik olarak önemine dair açıklamalarda bulundu.

Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuktan doğan haklarını ele alan konferansta konuşan Barış Hasan, “1980’lerde Yunanistan’ın oluşturduğu stratejiler bugün hala güçlü bir şekilde geçerliliğini koruyor. 1980’lerde temeli atılan doktrinde Türkiye ortak ‘düşman’ olarak belirlendi. Yunanistan için doğudan gelen tehdit Türkiye, Kıbrıs Rumları için ise adayı ‘işgal etmiş’ bir Türkiye ortak düşman olarak belirlendi. Neohelenizm, uluslararası anlamda meşrulaştırıldı. Şimdi biz Doğu Akdeniz’de uluslararası anlamda meşrulaştırılmış bir neohelenizmle karşı karşıyayız. Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Batı’nın stratejilerini bu anlamda okumalıyız. Biz esasında bugün Kıbrıs’ta toplumlararası görüşmeler yapılırken aslında altına neohelenizm ile temeli atılmış bir Batı stratejisi ile karşı karşıyayız. Burada sadece toplumlararası müzakereler yapılmıyor, bence daha yukarıdan Batı ile Türkiye arasında jeopolitik yönelik bir kavga yürütülmesi söz konusu” açıklamalarında bulundu.

Helenizm: 

Helenizm ya da Olimpoizm, 1990'lardan bu yana ortaya çıkan, çeşitli şekillerde eski Yunan dini uygulamalarını canlandırmaya yönelik dini hareketleri ifade eder. Helen dini politeist din geleneği ve bir yoldur, On iki Olimposlu Yunan Tanrıları etrafında döner, eski Yunan değerleri ile erdemlerini kucaklar.

Konuşmasında Enosis ve EOKA’dan da bahseden Hasan, “1930’lar ile 1960’lar arasında Enosis planının gerçekleşmemesinden dolayı, ülkü ile jeopolitik gerçeklik arasındaki uçurum Kıbrıs’a gelenler ile Yunanistan’daki yönetici elit arasında bir gerilimi ortaya çıkardı. Siyasal alanda Enosis’in gerçek olmayacağını anladıkları zaman Makarios adaya döndü. Döndüğünde artık bu işi isyan ile çözmeye çalışıyor. Yani biz Enosis’in mücadelesini 50’lilerde paramiliterleşmeye başladığını görüyoruz. Daha önce altyapısı oluşturulmuş EOKA’yı kurdular, silahlı mücadeleye başladılar. EOKA’nın mücadelesini İngiliz emperyalizmine karşı başlatıldığı yanılgısı var. EOKA’nın çıkış noktası, emperyalizmle soslandırılmış ama adanın helenleştirilmesine yönelik bir mücadeledir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin o dönemde sürece müdahalesine de değinen Hasan, “Kıbrıs Cumhuriyeti aslında Enosis’e meydan okumadır. Enosis’in önüne üç önemli engel çıktı. 1960’a kadar Kıbrıs Türklerinin varlığını hiçbir şekilde kabul etmediler. Kıbrıs Türklerini ev sahibi olarak görmediler. Türkiye’nin Kıbrıs’a siyasal anlamda müdahil olabileceğini ön göremediler. Kıbrıs Cumhuriyeti ile, Kıbrıs Türkleri siyasal bir varlık olarak ortaya çıktı. Türkiye ise garantör bir devlet olarak ortaya çıktı. Cumhuriyetin varlığı Enosis’i engelleyen bir unsur olarak ortaya çıktı” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin o dönemden itibaren süreci iyi yönettiğini belirten dış politika uzmanı, Rumlar, 1974’ten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hatırladılar. O güne kadar çok umurlarında olmadı. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne olan ‘sevdalarını’ şöyle yanlış bir şekilde kurguladılar. “Türk işgalinden kurtulmak saiki’ üzerine inşa etmeye başladılar Kıbrıs’taki helenizmi. Bu, helenizmi Türk işgalinden kurtulma üzerine kurarsanız doğal olarak buradaki Kıbrıs Türk varlığını dışlamak zorunda kalırsınız, sorununu yarattı. Doğal olarak Kıbrıs Türklerini o ‘Türk işgalinin’ bir unsuru olarak konumlandırırsınız. Kaçınılmaz bir şekilde dışladılar. Bütün olanlara rağmen Türkiye süreci iyi yönetti ve süreç sonunda bağımsız bir Türk devletinin ortaya çıkmasını tetikledi” diye sözlerine ekledi.

Jeopolitik:

Jeopolitik, siyasi coğrafyadan doğan bir bilim dalıdır. Bu bilim Siyasi coğrafya'nın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları inceler. Devletlerin ulusal güçlerini ve dış politikadaki tutumlarını yönlendiren temel faktörlerden biri olan Jeopolitik kavramı, ülkelerin coğrafi konumları, nüfus özelikleri, doğal kaynaklar, ve topoğrafya özellikleri ile ilişkilendirilebilir. Jeopolitik kavramı üzerinde uzlaşılmış bir kısa tanım yoktur. Jeopolitik, devletlerin coğrafi özellikleriyle siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalıdır denilebilir. Kavramın isim babası İsveçli Rudolf Kjellen (1864-1922)'dir. Jeo ve Politik sözcükleri ayrıştırıldığında Jeopolitik sözcüğü yer-siyaseti anlamını akla getirir. K. Haushofer jeopolitiği içinde yaşadığı coğrafi bölgenin ve tarihî gelişmelerin etkisi altında değişen siyasal hayat şekli olan devletin, üzerinde yaşadığı yer ile ilişkisi olarak tanımlar.

KIBRIS’IN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ VE GELECEĞİ

Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgazla birlikte 19.yy.da Ortadoğu’da bulunan fosil kaynakları, Kıbrıs adasının jeopolitik önemini artmıştır. Buna ek olarak enerji arzı güvenliği açısından artan ticaret akışı ve güvenliği, hem deniz üstü hem deniz altı bir enerji madenini andıran Doğu Akdeniz’i ve üzerindeki yüzen bir uçak gemisini andıran Kıbrıs adasını, tüm büyük devletlerin Kıbrıs’ı ajandalarında ilk sıraya yerleştirmesine neden olmuştur.

Ortadoğu petrollerinin tüketiciye ulaştırılmasında ve Avrupa-Uzakdoğu ticaretinin güzergahı üzerinde merkez konumda bulunan Doğu Akdeniz, hidrokarbon yataklarının da keşfiyle, daha da önemli bir bölge konumuna yükseldi.

Önümüzdeki yüzyılda küresel liderliği tehlikeye girme riski bulunan ABD, hem Rusya’nın AB ülkeleri üzerindeki baskısını azaltmak hem de Tek Kuşak Tek Yol projesiyle ABD’nin hegemonyasına meydan okuyan Çin’in gidişini durdurarak ‘hegemon’ devlet olma rolünün devamı için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Özellikle enerji noktasında dışa bağımlı olan Çin’in enerji vanalarını elinde bulundurmak isteyen ABD, kendisinin ve müttefik ülkelerin sahip olduğu şirketlere verilen arama ruhsatlarıyla Kıbrıs’ın çevresindeki kaynaklara el koymak istemektedir.

Kıbrıs çevresindeki ve Doğu Akdeniz’deki menfaatlerin korunması, Türkiye için hayati önemdedir. Unutmamak gerekir ki enerji kaynakları bakımından zengin Rusya ekonomisi Türkiye ekonomisinden yalnızca 2 kat büyüktür.  Akdeniz’de bulunan enerji kaynakları, Türkiye’nin enerji noktasında dışa bağımlılığını azaltacak ve büyük oranda bağımsız bir ülke konumuna yükselecektir. Buna ek olarak doğal kaynaklardan elde edilecek ticari gelirler Türkiye’yi ilk 10 ekonomi arasına sokacak, askeri ve jeopolitik gücü de hesaba kattığımızda Türkiye dünyanın en önemli ülkeleri arasında yer alacaktır.