Batı Trakya Türklerinin durumu ve Türkiye'nin yaklaşımı

Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan yarımadasındaki etkisinin azalması sonrası Yunanistan ve Bulgaristan krallıkları egemenliği altında kalan Batı Trakya bölgesi, aradan geçen on yıllara rağmen hala Türk ve Müslüman nüfusa ev sahipliği yapıyor.

Balkan Savaşları sonrası bölgedeki etkisini yitiren Osmanlı İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü bazı bölgeler, Yunanistan ve Bulgaristan krallıklarının kontrolüne geçti. Bu süreçte bölgede yaşayan Müslüman azınlıklar çeşitli adımlarla bulundukları toprakları savunmaya çalıştı. Hatta kısa süreli bir cumhuriyet bile ilan edildi. Ancak bekledikleri etkiyi göremeyen bölge halkı, dış güçlerin boyunduruğu altına girmekten kaçamadı.

BATI TRAKYA TÜRKLERİ

Yunanistan, Bulgaristan ve Edirne üzerinden Türkiye sınırları içerisinde kalan bölge Batı Trakya olarak adlandırılıyor. Batı Trakya Türklerinin kökeni ise bölgenin Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1350'li yıllarda gerçekleştirilen Türk göçlerine kadar uzanıyor. 1363 sonrası sonrası bölgeye Anadolu'nun farklı yerlerinde yaşayan Türkmenler yerleştirildi. Bununla birlikte Müslümanlığı kabul eden Helen ve Slav halklarıyla, bazı çingene gruplar Batı Trakyalı Türkleri oluşturan kesimler dahilinde. 549 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan bölge, Balkan Savaşları sonrası kaybedildi. 1923'teki mübadelede ise Türk nüfusu büyük oranda bölgeyi terk etti. Bugün yaklaşık 150 bin Türk, Batı Trakya'da yaşamını sürdürüyor. Batı Trakya bölgesi Yunanistan'ın egemenliğinde Yunanistan Trakyası ve Kuzey Yunanistan olarak da anılıyor. Türkçenin konuşulduğu en yoğun bölge, İskeçe, Rodopi ve Evros olarak 3 alt yönetim birimine ayrılmış durumda.

BATI TRAKYA CUMHURİYETİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki etkisini yitirmesinin ardından, Batı Trakya'daki Müslüman azınlıklar 31 Ağustos 1913'te Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ya da Batı Trakya Bağımsız Hükümeti adıyla anılan devleti ilan etti. Kuva-yi Milliye söylemi de ilk kez Batı Trakya'daki mücadelede ortaya çıktı. Öte yandan bazı kaynaklar, bu küçük devletin bizzat Enver Paşa'nın emri ile bölgenin Bulgarların eline geçmesini önlemek amacıyla Teşkilat-ı Mahsusa tarafından kurulduğunu gösteriyordu. Ancak, ilan edilen bölgesel yönetim Osmanlı İmparatorluğu tarafından tanınmadı. Batı Trakya bölgesi henüz kendisine ait olmayan Yunanistan ise siyasi sebeplerden ötürü bu devlete sıcak bir yaklaşım gösterdi. Nitekim, Dedeağaç bu süreçte Yunanistan tarafından Batı Trakya Bağımsız Hükümeti'ne bırakıldı. Fakat yine siyasi sebeplerden ötürü Bulgaristan ve Osmanlı, bu devletin sonunu istedi.

BATI TRAKYA'NIN ÖRGÜTLENMESİ

Bağımsızlık ilanı sonrası ilk olarak ülke sınırları belirlendi ve bağımsızlık sembolü Batı Trakya Türk Cumhuriyeti bayrağı resmi binalarda dalgalanmaya başladı. Bayraktaki siyah Balkanlardaki zulmü temsil ederken, yeşil renk İslamı, ay ve yıldız ise Türklüğün temsili sayıldı. Geçen sürede devletin sınırları içerisindeki tüm bölgelerde teşkilatlanma sağlandı ve 30 bin kişilik bir savunma gücü oluşturuldu. Batı Trakya hükümeti kısa sürede ordusunu kurdu, bütçesini hazırladı, bölgedeki yabancı pulları geçersiz sayarak kendi pulunu bastırdı ve pasaport uygulamasını hayata geçirdi. Devletin ulusal marşı Osmanlı kumandanı Süleyman Askeri Bey tarafından Dedeağaç'ta yazıldı. Adalet konusunda ise Osmanlı yasa ve tüzükleri aynen kabul edildi. Bu süreçte adli davalar Garbi Trakya Adliyesi adı verilen oluşumda görüldü. Resmi haber ajansı da kurulan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'nde Fransızca ve Türkçe yayın yapan bir gazete çıkarıldı.

BATI TRAKYA DEVLETİNİN SONU

Osmanlı İmparatorluğu mevcut durumda dış baskıların da etkisiyle olumlu bakmıyordu. Bununla birlikte İstanbul'daki siyasi durum ve kargaşa böyle bir devletle ilgilenme olanağını ortadan kaldırmıştı. Gelişmeleri takiben 29 Eylül 1913'te Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan arasında anlaşmaya varıldı. İmzalanan İstanbul Anlaşması'na göre, Edirne dahil Doğu Trakya'nın İstanbul'a verilmesine karşılık, Batı Trakya bölgesi de Bulgaristan'a bırakılmıştı. Bazı kaynaklara göre Batı Trakya yönetimi duruma karşı çıkarak anlaşmayı tanımadığını ilan etti. Anlaşmayı dayanak gösteren Bulgaristan ise bölgede yığınak yapmaya başladı. Osmanlı tarafında Sadrazam Sait Halim Paşa yönetimi, Batı Trakya hükümetine baskı yaparak bölgenin boşaltılmasını istedi. Ekim 1913'te Osmanlı İmparatorluğu, Batı Trakya'nın Bulgarlara karşı direnişi bırakması için Miralay Cemal Bey'i görevlendirdi. Yaşananlar sonrası, Bulgar kuvvetleri kısa sürede tüm Batı Trakya'yı işgal etti ve 30 Ekim 1913'te Batı Trakya Türk Cumhuriyeti resmen lağvedildi.

1913 YUNANİSTAN-OSMANLI ANLAŞMASI

Batı Trakya bölgesi Bulgaristan işgali sonrası Yunanistan'ın kontrolüne geçti. 14 Kasım 1913'te Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan arasında Atina Anlaşması imzalandı. Buna göre Yunanistan'a bırakılan topraklarda kalan Müslümanların yaşamları, malları, gelenekleri ve dini özgürlükleri güvence altına alınacak ve bu insanlar Yunan kökenli vatandaşlarla eşit haklara sahip olacaktı. Ayrıca anlaşma, bölgedeki azınlık halkın dinlerinin gerekliliklerini açık şekilde yerine getirebileceklerini taahhüd ediyordu. İmzalanan anlaşma neticesinde, Yunanistan topraklarının tamamında Müslüman cemaatlerin tüzel kişiliğinin tanınması sağlandı. Yapılan anlaşmalara rağmen Bulgaristan ve Yunanistan sınırı etrafında yaşayan Batı Trakyalı Müslüman azınlıklar uzun yıllar asimilasyona ve baskılara maruz kaldı. I. Dünya Savaşı ile bölgede yaşayan Türklerin bir kısmı güvenli bölgelere göç etti.

LOZAN ANLAŞMASI VE BATI TRAKYA

1919'da başlayan kurtuluş mücadelesi neticesinde, Anadolu'daki Yunan güçleri yenilgiye uğratıldı ve düşman kuvvetlerine yönelik akınlar ve baskınlar 1923 Temmuz ayına kadar devam etti. Ankara hükümeti tarafından 24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Anlaşması'na katılan Türk heyetine verilen direktifte Batı Trakya Türkleri için bölge halkına hangi devlete bağlanmak istediklerinin sorulması gerekliliğinin altı çizilmişti. Ancak, anlaşma ile Batı Trakya, Yunanistan'a bırakıldı. Yanı sıra Lozan'da Batı Trakya Türkleri milli değil, dini azınlık statüsüyle anıldı. Nitekim gelişmeleri takiben Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesinde, Batı Trakya'daki nüfus Türk oldukları için göç etmek zorunda kaldı. 1923'te yaklaşık 192 bin olan Batı Trakya Türklerinin büyük bölümü bu süreçte Türkiye'ye gelirken, bölgedeki Türk nüfusuna büyük darbe vurulmuş oldu. Yunanistan yönetimi vatandaşlık yasasında 1955-1998 yılları arasında muhafaza ettiği madde ile etnik açıdan Yunan olmayan Yunanistan vatandaşlarını vatandaşlıktan çıkarma hakkını elinde tuttu. 1998'de yapılan düzenleme ile yasa geriye doğru bir telafi imkanı sağlamaksızın yürürlükten kaldırıldı.

GÜNÜMÜZDE BATI TRAKYA TÜRKLERİ

1952 yılında Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın bölgeyi ziyaret etmesi sonrası Batı Trakya'ya yönelik ilk üst düzey resmi ziyaret 2004 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirildi. Batı Trakyalılar, Erdoğan'ı göz yaşları içerisinde karşılamıştı. 2017 yılında bu kez Cumhurbaşkanı sıfatıyla bölgeyi ziyaret eden Erdoğan, yine büyük sevinç ve göz yaşları ile karşılandı. Günümüzde azınlıkla yönelik özellikle dini açıdan bazı kısıtlamalar nedeniyle eleştirilen Yunan yönetimi, Türkiye'nin güçlü duruşuyla bu tutumundan vazgeçmek durumunda kalıyor. Batı Trakya'ya yönelik müftülerin Atina tarafından atanması en büyük sorunların başında geliyordu. Türkiye'nin baskıları ile durum farklı bir boyuta taşındı. Yine Batı Trakya Türklerinin ibadet özgürlüklerine yönelik baskılar da Türkiye'nin kararlı duruşuyla yumuşamaya başlamış görünüyor. Bölgede farklı devlet kanalları faaliyetlerini sürdürerek Müslüman ve Türk azınlıklara sahip çıkan Türkiye, sınır ötesinde yaşayan Türklerin sorunlarını dile getirmeyi sürdüreceğinin sinyalini veriyor.