İsrail ilhak planını hayata geçirmeye hazırlanıyor

Korona virüs salgınıyla 4’üncü defa sandık başına gitmekten kurtulan İsrail’de bugün parlamentoya Batı Şeria’nın ilhak edilmesini öngören plan sunuldu. Uzun yıllardır uluslararası örgütlere, yasalara rağmen işgal alanını genişleten İsrail, bugün tüm Filistin topraklarını işgal etmeyi gündemine almış durumda. Peki Batı Şeria’nın önemi nedir? İlhakın sonuçları ne olur? İsrail neden şimdi ilhak sürecini başlatıyor?

Covid-19 salgını kısa sürede tüm dünya ülkelerini etkisi altına alırken, pek çok hükümetin de konumunu sarstı. İsrail’de ise durum dünyadan farklı işledi. Salgından önce 2 defa sandık başına giden İsrailli seçmeninin tercihleri hükümetin kurulamamasına neden olmuştu. Salgın döneminde 3’üncü defa sandık başına giden seçmenlerin kararı, hükümetin kurulması için yeterli çoğunluğu sağlayamadı. Fakat siyasi partiler salgınla mücadeleyi daha etkili bir şekilde sürdürebilmek için koalisyon hükümeti kurma kararı aldı. Böylelikle İsrailli seçmenler dördüncü defa sandık başına gitmekten kurtuldu.

Salgınla birlikte kurulan hükümetin salgına yönelik tedbirlerinin yanında bir de önemli bir gündemi var; İlhak Planı. Batı Şeria’nın ilhakını öngören plan bugün İsrail parlamentosu Knesset’e sunulacak. Parlamentoda oylanacak olan ilhak planı, Ortadoğu’nun kronik sorunlarından biri haline gelen Filistin-İsrail meselesinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Zira ilhak planının hayata geçirilmesi farklı bölgelerde hali hazırda süren çatışmaların artmasına ve hassas dengelerin değişmesine zemin hazırlayabilir. Uzun yıllardır bölgede işgalci devlet statüsünde bulunan İsrail’in son ilhak adımını anlayabilmek ve engelleyici çözümler üretebilmek için ‘Batı Şeria’nın neden önemli’ ve ‘Zamanlamanın neden şimdi’ olduğuna bakmak gerekiyor.

BATI ŞERİA NEDEN ÖNEMLİ?

Batı Şeria, geniş yüz ölçümü ve yoğun nüfusu ile tarihi Filistin topraklarının en önemli bölümünü oluşturuyor. Bölge, Kudüs’e ev sahipliği yapmanın dışında Filistin ekonomisinin bel kemiği olan tarım alanlarının büyük bir kısmına da sahip. Geniş bir alana yayılan ve 3 milyondan fazla insanı barındıran Batı Şeria’a 11 Filistin şehrinden oluşurken, ayrıca bölgede 900 binden fazla Filistinli mültecinin yaşadığı 19 mülteci kampı bulunuyor.  

İsrail’in kurulmasıyla 1948 yılında Ürdün’ün kontrolüne giren Batı Şeria, 1967 yılında tümüyle İsrail tarafından işgal edildi. 1947 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) bölgede silahlardan arındırılmış uluslararası bir yönetim kurulması yönündeki 181 sayılı maddesine karşın İsrail, 1967 yılında Kudüs’ün doğusunu işgal etti. İşgal alanlarını genişleten İsrail, 1980 yılında ise Kudüs’ü tek taraflı olarak tamamen işgal ettiğini ve başkent ilan ettiğini duyurdu. BM, 478 sayılı kararla İsrail’in işgalini kınarken, dünya kamuoyu da ilhakı tanımadı. İsrail’in ilhakının ardından 1995 yılında imzalanan 2’inci Oslo Anlaşması ile bölgede Özerk Filistin Yönetimi kurulması kararı alındı ve bölge toprakları üç parçaya bölündü. Söz konusu anlaşmaya göre A bölgesi sınırlı olarak Filistin yönetimine, B bölgesi siyasal açıdan Filistin yönetimine ancak güvenlik açısından İsrail kontrolüne, C bölgesi ise bütünüyle İsrail kontrolüne bırakıldı. Böylelikle İsrail Batı Şeria’nın yüzde 60’ını kontrol etmeye başlamıştır. Bununla yetinmeyen İsrail, Batı Şeria’daki ihlallerinin boyutunu genişleterek bölgedeki işgalini adım adım ilerletmiştir.

2002 yılında 712 kilometrelik Ayrım Duvarı’nın inşasına başlayan İsrail, bölgeyi tam bir açık hapishaneye dönüştürdü. Batı Şeria’nın yüzde 9,4 dördünü koparan İsrail, Kudüs’ü de Batı Şeria’dan tamamen ayırarak, Filistinlilerin tarım arazilerine ulaşımı engelleyip, Ayrım Duvarı’ndan dışarı çıkışlarını da kontrol altına aldı.

Bölgeyi resmen abluka altına alan İsrail, işgalini genişletmenin bir yolu olarak da sistemli bir şekilde yıldırma politikası uyguluyor. Doğrudan olarak bireylere yönelik saldırılara düzenleyen İsrail’in bu saldırıları Uluslararası Af Örgütü tarafından “savaş suçu” olarak nitelendiriliyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) verilerine göre bu türden saldırılarda son 10 yılda en az 558 Filistinli öldürülmüş, 100.000’den fazlası da yaralanmıştır. Filistinlilerin hayatına kast eden İsrail, böylelikle Filistinlileri bölgeden uzaklaştırarak, varlığını kalıcı hale getirmek için Yahudi yerleşim birimleri inşa ediyor. Bu kapsamda yoğun çalışmalar yürüten İsrail’in çalışmaları sonucunda son 30 yılda bölgedeki Yahudi yerleşimcilerin sayısı yüzde 600 civarında arttı. Günümüzde Batı Şeria nüfusunun yüzde 22,7’si Yahudi yerleşimcilerden oluşmaktadır.

Uluslararası siyasi konjonktürün elverişli olmasından ve ABD’nin desteğinden ötürü işgal alanlarını genişleten İsrail, Donald Trump’un ABD Başkanlığına gelmesiyle tarihinin en büyük siyasi kazanımlarını elde etti. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi ve akabinde elçiliğini Kudüs’e taşıması, Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak kabul etmesi, Ocak 2020’de “Yüzyılın Anlaşması” planını Beyaz Saray’dan dünyaya duyurması ve son olarak da Batı Şeria’nın ilhakı konusundaki desteği İsrail’in elde ettiği en önemli kazanımlardır.

BATI ŞERİA’NIN İLHAKI NEDEN ŞİMDİ GÜNDEME GELDİ?

İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme planını şimdi yürürlüğe koymasının 3 nedeni var. Bunlardan birinci, İsrail’e yoğun destek veren Trump’ın ikinci dönem seçimleri kazanamama ihtimali, Covid-19 salgının dünya genelinde oluşturduğu krizden faydalanmak ve İsrail Devlet Başkanı Benjamin Netanyahu’nun hakkında açılan yolsuzluk davalarını manipüle etmek istemesi.  

Öte yandan İsrail, uluslararası kamuoyunu meşgul eden Yemen ve Suriye’deki çatışmalardan da faydalanmak istiyor. Bu bağlamda Ortadoğu’daki dengeleri iyi okuyan İsrail yönetimi bölgedeki müttefiklerinin sayısını artırırken, çatışma bölgelerinin oluşturduğu dikkat dağınıklığından da faydalanmak istiyor.

İsrail, her ne kadar dikkat dağınıklığından faydalanmak istese de hem ülke içerisinden hem de dışarından tepkiler almaya devam ediyor. Sol eğilimli Cenevre Girişimi Grubu tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 41,7’si Batı Şeria’nın ilhakına karşı çıkıyor. Ayrıca katılımcıların sadece yüzde 32,2’si ilhakı destekliyor. Öte yandan Filistin yönetimi İsrail ile tüm anlaşmaları askıya alırken, Avrupa Birliği (AB) ve BM gibi uluslararası birlikler; Ürdün, Türkiye, Katar gibi bölgesel aktörler de ilhak adımlarını kınadıklarını açıkladı. Özellikle ilhaktan doğrudan etkilenecek Ürdün İsrail’in kararına oldukça sert tepki gösterdi.

İLHAK GİRİŞİME KARŞI NE YAPILABİLİR?

Öncelikle ABD-İsrail işgal ittifakına karşı dengenin sağlanması için BM ve AB başta olmak üzere uluslararası örgütlerin harekete geçirilmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UMH) üzerinden İsrail’in işlediği savaş suçlarının gündeme getirilmesi gerekmektedir. Öte yandan ilhakı durdurmak için Batı Şeria ve Gazze arasındaki bölünmenin sona erdirilmesi birinci öncelik olmalıdır. Zira birlikteliğe daha önce hiç olunmadığı kadar ihtiyaç vardır.

Dünya kamuoyu işgalin boyutları ile ilgili bilgilendirilmeli, sosyal medya ve kitlesel eylemler ile dünya genelinde ilhak karşıtı söylemler desteklenmeli, güçlendirilmelidir. Ayrıca ilhakın arkasındaki Siyonizm’e karşı olan Yahudi topluluklarla işbirliği arttırılmalıdır. Zira bu grupların Netanyahu üzerindeki etkisi ülkelerden daha fazla olabilir.