Barış Pınarı Harekâtı’nın uluslararası dayanakları

Türkiye dün saat 16:00 ularında uluslararası antlaşmalara dayanarak sınır güvenliğini sağlamak adına Suriye'nin Kuzeydoğusu'na yönelik Barış Pınarı Harekâtı adıyla bir operasyona başladı. Bölgenin terör unsurlarından temizlenmesi ve sığınmacı konumuna düşen Suriyeliler için güvenli bir bölge oluşturulması amacıyla düzenlenen harekât, uluslararası anlaşmalar doğrultusunda düzenlenmesine rağmen Türkiye'nin birçok müttefiki harekâta karşı çıkmaktadır.

Barış Pınarı Harekâtı’nın uluslararası dayanakları

Bilindiği üzere Türkiye uzun süredir tehdit altında olan sınırlarının güvenliğini sağlamak ve çoğunluğuna Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı fakat dünyanın birçok bölgesine yayılmış olan Suriyeli sığınmacıların yerleştirilmesi için güvenli yerleşim yerleri oluşturmak adına “Barış Pınarı Harekâtı” adıyla Suriye’nin kuzeydoğusuna operasyon gerçekleştirmeyi gündemine almıştı. TSK, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatmıştır. Amacımız, güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir” ifadeleriyle Barış Pınarı Harekâtına başlamıştı. Türkiye’nin operasyona başlaması dünyada büyük bir yankı uyandırmış ve Avrupa ile Arap ülkeleri ve ABD’li birçok siyasetçi tarafından eleştiriyle karşılanmıştı.

Türkiye, Suriye iç savaşının başlamasından sonra sınırında varlık gösteren ve Türkiye’ye karşı tehdit oluşturan terör unsurlarına karşı önemli hamleler gerçekleştirmişti. Bu çerçevede 24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı operasyonuyla, sınırın Suriye tarafında, Cerablus ile Aziz arasındaki hatta DEAŞ’ın kontrolüne son vermişti. 20 Ocak 2018’de de Zeytin Dalı Harekâtı ile de Suriye’de varlık gösteren, Suriye’nin toprak bütünlüğüne aykırı olan ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan terör unsurlarını yok etmişti.

Bu bağlamda Pınar Barış Harekâtı da terör unsurlarına karşı Türkiye’nin meşru müdafaasını oluşturan bir harekâttır ve harekât uluslararası anlaşmalara ters düşmemektedir. Hem NATO Antlaşma Metini’ne hem de BM’nin kurucu antlaşmasının 51’inci maddesi gereğince Türkiye operasyon yapma hakkını kullanmıştır. Fakat birçok devlet özellikle hem NATO hem de BM üyesi olan devletler Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kullanmasına karşı çıkmıştır.

Türkiye'nin uluslararası hukuk gereğince Suriye'deki terör hedeflerine yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekâtı'nın dayanaklarından olan Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 51. maddesi, üye ülkelere, silahlı saldırıya hedef olması durumunda meşru savunma hakkı tanıyor.

Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın 51’inci Maddesi

24 Ağustos 1945’te Resmi Gazete’de yayımlanan antlaşmanın 51’inci maddesi şu şekildedir. "Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez."

Nitekim Türkiye tüm uluslararası anlaşmaların gereğeni yerine getirmiş ve insani tüm yapılara saygılı davranmıştır. Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye'nin kuzeyindeki YPG/PKK hedeflerine yönelik başlatılan Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, "Barış Pınarı Harekâtıyla, bölge teröristlerden temizlenecek, Suriye’nin sınır güvenliği ve toprak bütünlüğü teminat altına alınacak, göçmenler güvenli bir şekilde evlerine dönebilecek, bölgeye barış ve huzur gelecektir. Harekâtımız uluslararası hukuk, BM Şartı’nın 51. maddesi ve BMGK'nın terörle mücadeleye ilişkin kararları gereğince icra edilmektedir.” ifadelerini kullanmıştır.

NATO Antlaşma Metni

NATO Antlaşma Metni’nin altına imza atan, kabul eden tüm ülkeler, Birleşmiş Milletler Yasası'nın amaçları ve ilkelerine olan inançlarını, bütün halklar ve bütün hükümetlerle barış içinde bir arada yaşama arzularını teyid ederler. Demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelinde bütün halkların özgürlüklerini, ortak miraslarını ve uygarlıklarını korumakta kararlıdırlar. Toplu savunma ve barış ile güvenliğin korunması için çabalarını birleştirmekte kararlıdırlar. Bundan dolayı bu Kuzey Atlantik Antlaşması'nı kabul etmişlerdir.

Bu bağlamda NATO Antlaşma Metni’nin 3’üncü ve 5’inci maddeleri Türkiye’ye meşru müdafaa hakkını tanırken NATO’ya üye olan diğer ülkelerede Türkiye’nin yanında durmasını öngörmektedir. NATO üyesi olan Türkiye’nin savunmasının ve güvenliğinin sağlanması için birlikte hareket etmeyi de öngörmektedir.

Madde-3 Bu Antlaşma'nın amaçlarına daha etkin biçimde ulaşabilmek için taraflar, tek tek ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin öz-yardım ve karşılıklı yardımlarla, silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.

Madde-5 Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.

NATO üyelerinden herhangi birisine yapılan silahlı bir saldırıya karşı birlikte hareket etmeyi öngören 3 Madde, birliğin misyonunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu çerçevede Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlamasının amacıyla Suriye’nin kuzey doğusuna gerçekleştirilen Barış Pınarı Operasyonu Avrupa ülkelerinin de güvenliğini sağlamaktadır. Nitekim AB ülkeleri uzun süredir Suriyeli mülteciler konusunda şikayetçi durumda ve DEAŞ tarafından gerçekleştirilen birçok terör saldırısıyla yüzleşmiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin askeri operasyonu AB ülkeleri içinde büyük öneme sahiptir. Fakat AB ülkeleri hem uluslararası anlaşmalara karşı çıkarak hem de kendi ülke güveliklerini hiçe sayarak Türkiye’nin gerçekleştirdiği operasyona karşı çıkmaktadır.

AB ülkelerinden tepki

 

Harekâtın başlamasının ardınan 28 üyeli Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin sınır ötesine düzenlenen askeri operasyonla ilgili ortak bir uyarı metni yayınlamak için hazırlandığı medyaya yansımıştı. Üye olan 28 ülkeninde ortak uyarı metninin altında imzasının olmasını isteyen AB’ye Macaristan veto verdi.

Salı günü hazırlanan ve AB üyesi 27 ülke tarafından imzalanan metne Macaristan hiçbir gerekçe göstermeden imza atmadı. Salı günü hazırlanan ve Çarşamba günü AB üyesi 28 ülkenin imzası ile yayınlanması planlanan bildiri Macaristan’ın veto etmesi nedeni ile gecikti. Macaristan vetosuna gerekçe olarak "ülkeler sınırlarını savunabilir" dedi.

Yine aynı şekilde AB üyesi olan İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika ve Polonya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini acil toplantıya çağırdı. Talep üzerine BM Güvenlik Konseyi bugün kapalı oturumda Türkiye'nin ‘Barış Pınarı Harekatı’nı görüşecek. Bu ülkeler Türkiye'yi kınayan ortak bir metin üzerinde çalışıyor