Barış Pınarı Harekatı’nda Almanya’nın tutumu

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarılı bir şekilde sürdürdüğü Barış Pınarı Harekatı sona erdi. Peki Türkiye’nin sınırlarını korumak için başlattığı harekatın Almanya’da yansımaları nasıl görüldü? Türk-Alman ilişkileri açısından harekatın etkileri neler oldu?

Barış Pınarı Harekatı’nda Almanya’nın tutumu

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 9 Ekim 16:00 itibariyle Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı’nı başarılı bir şekilde tamamladı. Harekat başlamadan önce medya tarafından oluşturulmaya çalışılan algı Alman siyasetçileri tarafından ilk etapta daha temkinli bir yaklaşımla karşılanmıştır. Özellikle federal hükümet üyeleri ve koalisyon üyesi partilerin pozisyon belirleme ve açıklama yapma konusunda daha dikkatli yaklaştıkları söylenebilir.

Almanya’nın yaklaşımı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile güvenli bölge konusunda bir anlaşmaya varması ve ortak kara devriyelere başlaması Alman kamuoyunda büyük tepkilere yol açmıştır. Türkiye’nin dünya kamuoyuna duyurduğu Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Almanya’da da özellikle Erdoğan ve Trump üzerinden olumsuz söylemlere ağırlık verildiği gözlenmiştir. 9 Ekim’de başlayan harekatla beraber Alman medyasında önce çıkan haberler spesifik konulara yoğunlaşmıştır. İlk göze çarpan ise harekatın uluslararası hukuka aykırı olduğu değerlendirmeleridir. Türkiye’nin kendini savunma hakkının altı çizilse de “işgalci” bir güç olarak bölgede bulunduğu öne sürülmüştür.

PKK terör örgütünün Suriye uzantısı YPG’nin terörizmle bağını bariz bir şekilde görmezden gelme eğiliminde olan Alman medyası ağırlıklı olarak TSK’nın müdahalesi sebebiyle oluşabilecek etkilere odaklanmakta ve Türkiye’nin tezlerini ya tamamıyla göz ardı etmekte ya da yüzeysel ve yoğun içeriksel hatalarla birlikte geçiştirmektedir. Yine Almanya harekat nedeniyle oluşacak olası bir güvenlik boşluğundan DEAŞ terör örgütünün güçlenebileceği ihtimali de sıklıkla vurgulanmıştır.

Medyada ayrıca harekatın Almanya’daki Türk ve Kürtlere olan yansıması da ele alınırken YPG/PKK sempatizanlarının harekat karşıtı gösterilerine yer verilmiştir. Burada özellikle “Almanya’da Türk-Kürt çatışması” söylemine başvurulurken, Almanya’daki YPG sempatizanlarının Türk derneklerine ve esnafına yönelik tek taraflı saldırıları kamuoyuna gerekli hassasiyetle yansıtılmamamıştır. Örneğin son olarak Herne şehrinde PKK/ YPG destekçilerinin bir Türk kahvesine gerçekleştirdikleri saldırı Alman medyasında çift taraflı çatışmanın bir neticesi olarak lanse edilmiştir.

Harekat başladıktan sonra federal Alman hükümetinden ilk açıklama Dışişleri Bakanı Heiko Maas’tan (Almanya Sosyal Demokrat Partisi, SPD) gelmiştir. Maas “Türkiye’nin harekatını en şiddetli şekilde kınıyoruz” ifadelerini kullanırken Ankara’nın bölgenin daha da istikrarsızlaşıp DEAŞ’ın güçlenmesini göze aldığını ileri sürmüştür. Aynı zamanda Almanya, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını görmezden gelme ısrarının fiilen sürdürmüştür.

Bu süreçte Alman Şansölyesi Angela Merkel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi de basına yansımıştı. Merkel’in harekatın durdurulması yönündeki talebine karşın Erdoğan’ın yanıtı, ‘’Terör örgütünü NATO’ya aldınız da bizim mi haberimiz yok. Siz terör örgütüyle Türkiye’yi mi masaya davet ediyorsunuz’’ olmuştur.

Merkel ayrıca Türkiye’ye silah teslimatı yapmayacaklarını ve AB ülkelerinin de bu tavrı takınacağından memnuniyet duyduğunu belirtmiştir. Türkiye’ye yönelik silah ihracatının askıya alınması kararının harekattan önce onaylanan siparişlere yönelik olmaması ve şimdiden itibaren yürürlüğe girmiş olması ise Alman muhalefetinde ciddi tepkilere yol açmıştır.

Sonuç

Buna karşın son harekatla birlikte öne çıkan söylemler Türkiye’nin Suriye’yi işgal  ettiği, kalıcı ancak başarısız olacağı, mülteci sorununa çare olamayacağı hatta aksine Avrupa’ya daha fazla mültecinin gelmek isteyeceği yönündedir. Ayrıca öne sürülen argümanlar başlatılan bu harekatla birlikte DEAŞ terörünün yeniden canlanabileceği ve sivillerin de çatışmalardan zarar görebilecekleri veya gördükleri yönündedir. Söylemlerde YPG meşru bir temsilci veya güç olarak ele alınırken buna kıyasla NATO müttefiki Türkiye’nin güvenlik kaygılarında ise gerçeklik payının olmadığı vurgulanmaktadır.

Netice itibarıyla harekata yönelik Batı kamuoyu ve Almanya’nın karar alıcıları mevcut aşamada muhalefetin ve medyanın da etkisiyle açık bir karşıtlık söylemine ve bazı adımlara başvursa da harekatın başarılı bir şekilde tamamlanması ve ABD’nin Suriye’deki askerlerini de tamamıyla geri çekmesi sonucunda Türkiye, Suriye denkleminde Batı ittifakının tek üyesi olarak yerini alacaktır.