M. Akif Koç anlattı: Asya'nın yükselen trendi Bangladeş

2019 yılında Dünya Ekonomik Forumu'nun turizm listelerinde 'en'ler arasında yer alan ve kısa sürede küresel güçlerin odak noktası haline gelen Bangladeş, son dönem iç politikası ile gündemde. Geçmiş hesaplaşmalarıyla da kamuoyunun dikkatini çeken Bangladeş'i Ortadoğu ve Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı, Çevirmen ve Yazar Mehmet Akif Koç anlattı.

Ülke tarihi M.Ö. 4 binli yıllara kadar uzanan Bangladeş, 13’üncü yüzyılda Islamiyet ile tanışmış ve İngiltere’nin Hindistan’ı kolonileştirmesinde önemli rol oynayan British East India Company’nin bölgeye geldiği 1601 yılına kadar Müslüman yöneticiler tarafından idare edilmiştir.

1757 yılında British East India Company’nin bölgedeki etkinliğini fesheden İngiliz hükümeti, 1773 yılında kabul edilen kanun ile bölgenin statüsünü bir esasa bağlamış ve genel vali göndererek sömürge topraklarını imparatorluk kontrolüne almıştır.

19’un yüzyılın başlarında Müslümanlara yönelik artan şiddet ve yaptırımlar bölge halkının ayaklanmasına neden olsa da kanlı biçimde bastırılan bu isyanların ardından 20’inci yüzyılın başına kadar sömürge yönetimine karşı bir hareket görülmemiştir.

20’inci yüzyılın başlarında yeniden teşkilatlanmaya başlayan Müslümanlar, All India Muslim League’i ( Tüm Hindistan Müslümanlar Birliği) kurarak bölgede tarihi bir adım atmıştır.



Birleşik Krallık’ın 1905 yılında Doğu ve Batı Bengal’i ayırmasının ardından Assam eyaletini kurması ve hemen akabinde Bengal’in yeniden birleştirilmesinin kararlaştırılması da aynı döneme denk gelir.

1937 yılında İngiliz Hindistan’ında kurulan Bengal Yamada Meclisi, özerklik sözü alan bölge için en kritik adımlardan birini oluşturmuş, 1947 yılında İngilizlerin bölgeden çekilmesinin ardından Hindistan ve Pakistan iki ayrı devlet olarak kurulmuş, Bengal bölgesi de batısı Hindistan, doğusu Pakistan’da olmak kaydıyla bu iki bağımsız ülkeye dahil edilmiştir.

Hindistan ile Pakistan arasındaki güç savaşının bir yansıması olarak kurulan Bangladeş ise 1960’lardan sonra varlık göstermiş, 1971 yılındaki iç savaşın neticesi olarak da 16 Aralık 1971’de Pakistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir.

Bağımsızlığın ardından ülkenin ilk lideri olarak Mart 1973’te yönetime geçen Muciburrahman, 1975 yılından darbe ile görevden alınıp öldürülmesine kadar geçen süreçte ülkede İslami söylem ve politikaları terk ederek laik ve sosyalist bir söylem benimsemiştir.

Hemen ardından yönetime gelen Ziyaürrahman da uğradığı suikast sonrası hayatını kaybetmiş, altı ay sonra yerine seçilen yardımcısı Abdüssettar ise 27 Mart 1982’de Genelkurmay Başkanı H. Muhammed Erşad tarafından gerçekleştirilen darbenin ardından görevden alınmıştır.

Bangladeş’te Mart 2013 yılından bu yana cumhurbaşkanı olarak görev yapan M. Abdul Hamid’e başbakan olarak 2009 yılından bu yana görev yapan Muciburrahman’ın kızı Şeyh Hasina Vecid eşlik etmektedir.

ASYA’DA YÜKSELEN TREND: BANGLADEŞ

Hâlihazırda Birleşmiş Milletler (BM) En Az Gelişmiş Ülkeler listesinde yer alan Bangladeş, 170 milyona yaklaşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık sekizinci ülkesi ve aynı zamanda nüfus yoğunluğu en yüksek altıncı ülkedir.

Nüfusunun yüzde 90’ı Müslüman olan ülkede yüzde 8,5 Hindu, yüzde 0,6 Budist ve yüzde 0,4 Hıristiyan yaşar. Yaklaşık 150 milyonluk Müslüman nüfusu ile Endonezya, Hindistan ve Pakistan’ın ardından dünyanın en büyük dördüncü ülkesi olan Bangladeş, kurulduğu günden bu yana birden fazla kriz ile eşzamanlı olarak sarsılır.

Pakistan’dan ayrılmasının ardından sürekli olarak siyasi krizler ile mücadele eden ülkede darbeler, liderlerin öldürülmesi, Bangladeş yönetiminin İslam karşıtı politikaları ve Pakistan - Hindistan’da oldukça etkin olan Cemâat-i İslâmi teşkilatına karşı sert tutumu 2010 yılından bu yana sistematik olarak uygulanan ‘idam’ cezaları ile devam ediyor.

Ülkede yaşanan tüm olumsuzlukların yanı sıra kişi başı iki bin dolar olan yıllık gelir seviyesi ile halkın yoksulluk içerisinde bulunduğu Bangladeş, pirinç başta olmak üzere tarım ve tekstil sektörünün öncü bölgelerinden birisidir.

Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecine kadar yüzde 6’nın üzerinde ortalama büyüme oranı yakalayan Bangladeş, dünya üzerinde yeni gelişen 11 pazardan birisi olarak kabul edilir.

Bu durum elbette Asya’da 1990’lardan bu yana hızla yükselen Pekin yönetiminin de ülkeye ilgi duymasının başlıca nedenlerinden birisi.

PASİFİK’TE DEĞİŞEN ROLLER

Bangladeş’in bağımsızlık sürecinde Pakistan’ı desteklemesine rağmen ilk ilişkileri hızla bina eden Çin, Hindistan’ın komşu ülkelerinde etkisini artırmak için hem ekonomik hem de sosyal bağlar kurmakta gecikmemiştir.

Bangladeş yönetimi ile 1971 yılından bu yana ilişkilerini koparmayan Çin’in 2020 yılında ülkenin altyapısına ve ekonomik kalkınmasına katkı kararı elbette kaçınılmazdı.

Fakat son beş yılda ABD’nin Asya’da nüfuzunu artırma girişimleri, Rusya’nın politikaları ve Ukrayna savaşı, Batılı güçlerin bölgedeki anlaşmaları Bangladeş’e de büyük yatırımcıları ülkelerine çekmek için ideal bir kapı açtı.

Çin - Hindistan, Çin - ABD gibi karşıtlıkları politik hamlelere dönüştüren Bangladeş’in son olarak 141 ülke BM Genel Kurulu'na (UNGA) Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınarken takındığı tutum, bugünün dinamiklerini de anlatır nitelikte.

Haziran ayı başında ABD ile imzalanan ekonomik iş birliği anlaşmalarının hemen öncesinde Hindistan ile ortak askeri tatbikat kararı alan Bangladeş’in Asya’da gösterdiği varlık iç politikasında meydana gelen krizleri de bastırabilecek güçte.

Öyle ki, 2019'da Dünya Ekonomik Forumu’nun turizm için listelediği ‘en’ler arasında Bangladeş de mevcut.

Süper güçlerin Asya’da benimsediği Çin karşıtı politika bölgedeki tüm ülkelere farklı biçimlerde yansırken biz de Bangladeş iç politikasında yaşanan gerilimi Ortadoğu ve Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı, Çevirmen ve Yazar Mehmet Akif Koç’a sorduk.

Hocam ABD ve Çin Pasifik’te yeni güç dengeleri oluşturmak için karşı karşıya gelirken Bangladeş ön plana çıkan ülkelerden birisi oldu. Bangladeş’i geçmişten bu yana değerlendirdiğimizde bölgedeki önemini nasıl anlayabiliriz? Neden şimdi bir ‘trend’ olarak ön planda?

Biliyorsunuz, Bangladeş dediğimiz yer aslında Hint alt-kıtasının Doğu Müslümanları toplumuydu. Hindistan’da Müslümanlar tarihsel olarak, Delhi’nin dışında iki bölgede toplanmıştı. Bunlardan biri sonradan Pakistan olarak bağımsızlığını kazanan bölge. Diğeri de Pakistan ile birlikte bağımsız olduktan sonra İslamabad’dan ayrılan Bangladeş.

Dolayısıyla 1970’lerde Hindistan’dan kopuş sürecinde Pakistan’da İslâmî bir yönetim vardı. Yani bir İslâm Cumhuriyeti şeklinde formülize edilebilecek, Müslüman generallerin sürüklediği bir Pakistan devleti vardı.

Pakistan ile birlikte Bangladeş’te de, siyasal olarak İslâmî bir ajandası olan gruplar arasında yakın bir işbirliği vardı. Sonradan bu iç dengeler değişti ve 2010’larla birlikte Pakistan’da bir ‘hesaplaşma’ dönemi başladı. Şu anda da geçmişiyle hesaplaşıyor ülke.

Türkiye’den de örnek verebileceğimiz ‘rövanş’ dönemleri Bangladeş’te de mevcut. Maalesef Müslüman topluluklar bu girdabı ve kısır döngüyü bir türlü kıramıyor. Bangladeş’teki hesaplaşma dönemi ise Cemaat-i İslâmî liderlerinin idamına kadar uzandı. İdam edilen ve bugün ileri yaşlarda olan bu liderler 1970’lerde, 1980’lerde Pakistan ile yakın entegrasyon ve ilişkileri savunan o dönemin İslâmcı figürleri.

Ülkede hesaplaşma daha ziyade bunların üzerinden yürüyor. Tabii bu isimler de pir-ü pak insanlar değillerdi. Bilhassa iç savaş döneminde kendi halklarına karşı savaş suçları işlemekle itham ediliyorlar.

Bangladeş ve Pakistan’daki politik ortam kabaca bu, fakat bu çerçeveyi etkileyen bir takım bölgesel dinamikler de var. Hindistan bir güç merkezi olarak bunu etkiliyor. Pakistan ya da Pakistan ile işbirliği içerisindeki gruplar bir güç merkezi olarak bu çatışmayı etkiliyor.

Herhalükarda, günün sonunda bu rövanşist hesaplaşma süreci gerçekleşti/gerçekleşiyor ve fiilen idamlarla da kendini gösterdi.