BAE’nin ABD ile ilişkileri çıkmaza giriyor

Son yıllarda dış politikada daha müdahaleci bir karaktere bürünen BAE’nin Yemen, Libya ve Suriye’ye yönelik politikaları ABD’nin çıkarları ile çatışıyor. 1990’lı yıllardan beri ABD’nin dış politika vizyonu çerçevesinde politika üreten Abu Dabi’nin son yıllarda daha baskın bir politika üretmeye başlaması, ABD-BAE ilişkilerini olumsuz etkiliyor. İki ülke arasında olası bir kriz yaşanması ticari ilişkilerin dışında güvenlik ve askeri açıdan BAE’yi zora sokacaktır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) dış politikasında belirleyici bir role sahip olan Abu Dabi liderliği, 2010 yılından beri güvenlik gerekçesiyle Orta Doğu’da müdahaleci dış politikasıyla ön plana çıkıyor. Bu bağlamda Abu Dabi, 2014’de Libya’da meşru hükümete karşı darbe girişiminde bulunan darbeci Halife Hafter’e ve 2018 sonrası dönemde ise Suriye’de Beşşar Esed rejimine finansal ve askeri desteğini artırdı. Yemen’in toprak bütünlüğünü ise jeopolitik hedefleri doğrultusunda zedeledi. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’de terörle mücadele ve insani diplomasi kapsamında artan faaliyetleri ve Libya’da darbeci Hafter’e karşı meşru hükümeti desteklemesi, Abu Dabi’nin hedefine girmesine neden oldu. Fakat BAE’nin söz konusu politikaları en önemli destekçilerinden biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) çıkarları ile çatışıyor. Bu da BAE-ABD ilişkilerine zarar veriyor.

BAE’nin dış politikasında belirleyici rolü üstlenen Abu Dabi’nin 1990’lı yıllarda ABD liderliğindeki Barış Destekleme ve Koruma operasyonlarındaki gösterişsiz rolünü bırakıp agresif bir dış politikaya yönelmesi ve Suriye, Libya ve Yemen gibi çatışma bölgelerindeki krizi derinleştirmesi Washington’u rahatsız etmeye başladı. Bu çerçevede Abu Dabi’nin dış politikada müdahaleci bir karaktere bürünmesi, yakın gelecekte ABD’nin BAE’ye olan mali, askeri ve söylem düzeyindeki desteğinin en azından dönemsel olarak kesintiye uğramasına sebep olabilir.

BAE’NİN POLİTİKALARI VE ABD

Körfez savaşından sonra savunma ve güvenlik işbirliklerini artıran ABD ve BAE, 2018 yılında ABD’nin 14,5 milyar dolar ticaret fazlası verdiği, toplamda 24,5 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip. Ayrıca BAE’nin ABD’nin 50 eyaletiyle yoğun ticari ilişkilere sahip. Bunlar arasında Teksas, Washington ve New York eyaletleri önemli bir yere sahip. Dolayısıyla olası bir ABD-BAE gerginliği durumunda BAE’nin farklı ABD eyaletlerine farklı seviyelerdeki bağımlılığı sonucu, ithal kalemlerinin temini zorlaştıracak ve BAE’nin Batı’nın gözünde zedelenmiş imajının daha büyük darbe almasına neden olacak. Öte yandan bugüne kadar ABD’nin Ortadoğu vizyonu çerçevesinde dış politika inşa eden BAE’nin olası bir aksilik halinde ticari ilişkilerden ziyade dış politikasını üzerine şekillendirdiği fikirleri tekrardan gözden geçirmesi gerekecek.

Abu Dabi’nin dış politikada müdahaleci bir karaktere bürünmesi, Washington’u iki noktada rahatsız ediyor. Abu Dabi’nin dış politika yaklaşımı Birleşmiş Milletleri (BM) gibi uluslararası kurumların itibarını zedelerken, ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik politikalarına da ket vuruyor. BAE’nin Libya, Suriye ve Yemen’deki faaliyetleri Washington’u rahatsız etmeye başlamışken, Abu Dabi’nin Ankara’yı hedef alan eylemlerde bulunmasının da ABD’nin tepkisini çekebilir.

LİBYA, YEMEN VE SURİYE’DE BAE

BM dahil uluslararası örgütlerin itibar kaybına sebep olması bağlamında Abu Dabi’nin silah ambargolarına rağmen Hafter milislerine silah göndermesi BM’nin itibarını zedeliyor. Halife Hafter’e siyasi desteğini ve Hafter milislerinin askeri kapasiteyle donatılmasını Libya’da “siyasal çözüm” adı altında meşrulaştırma çabasında olan BAE, kapsayıcı siyasal çözüme ulaşılmasını sağlayabilecek uluslararası örgütlerin bu amaca matuf girişimlerini sonuçsuz kılma amacını güdüyor. Öte yandan ABD’nin çıkarlarına rağmen BAE’nin Libya’da Rusya ile birlikte Hafter’i desteklemesi de krize neden olabilecek noktalardan biri.

Son on yılın en ağır insani krizinin yaşandığı Yemen’de BAE’nin toprak bütünlüğüne karşı faaliyetler de bulunması ABD Kongresi tarafından tepkiyle karşılandı. ABD Kongresi birçok defa, yol açtığı yıkıcı sonuçlar nedeniyle BAE’nin dahil olduğu koalisyonun faaliyetlerine destek verilmemesi yönünde görüş bildirdi. Öte yandan ABD’nin Yemen’de terörle mücadele operasyonlarının hedeflerinden olan Arap Yarımadası El-Kaidesi üyelerinin bir şekilde Batı menşeli silahlara BAE üzerinden ulaştığı da Uluslararası Af Örgütü tarafından hazırlanan raporda açıklanmıştı. ABD tarafından en tehlikeli örgütler arasında listelenen bu örgütün BAE’nin politikaları sonucunda Batı menşeili silahlara ulaşması, ABD’nin BAE ile terörle mücadele konusunda işbirliğini yeniden değerlendirebileceği anlamına gelebilir.

BAE, Suriye ile ilişkilerini 2018 yılında Şam Büyükelçiliği’nin tekrar açılması vesilesiyle sıkılaştırdı. Abu Dabi ile Şam arasında normalleşme sinyalleri gelirken, BAE’nin bu yaklaşımı ABD’nin Suriye politikasına zarar veriyor. Nitekim Esed rejimini diplomatik çözüme zorlamak amacıyla, Haziran 2020’de ABD’de yürürlüğe giren Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası kapsamında BAE ile ilişkili kişi ve kurumların da yaptırımlara tabii tutulabileceği, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey tarafından belirtilmişti.