BAE, Suudi Arabistan ve PYD/YPG üçgeni

Son zamanlarda İran ile anlaşma zemini arayan BAE, Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Türkiye ile ilişkileri gittikçe kötüleşen Suudiler ve ABD’nin Suriye savaşında sahadaki temsilcisi PKK/PYD militanları arasında, medyada fazla görmesek de aslında görünen bir ittifak mevcut. Suudi Arabistan ise artık bu durumu gizleme gereği de duymuyor.

BAE, Suudi Arabistan ve PYD/YPG üçgeni

Suudi Arabistan'ın Körfez İlişkileri Bakanı Tamer El Sabhan haziran ayında yaptığı açıklamada, PKK/PYD işgali altında bulunan bölgelerdeki Arap aşiretlerinden destek istemişti. Bu bilgilere ek olarak, Suudların PKK/PYD’ye yüzlerce tır silah yardımı yaptığı da medyada dolaşan haberler arasında.

ABD Başkanı Donald Trump’un yönetime gelirken, Ortadoğu’daki görevli personelin masraflarını Körfez ülkelerinden karşılayacağını ifade etmişti. Trump, bundan fazlasını başarmış gibi görünüyor. Suriyeli muhaliflerin temsilcilerinden Mustafa Seceri, yaptığı açıklamada, Suudların ve BAE’nin PKK/PYD’ye yardımlarının 2019 yılı itibarıyla 1 milyar doları aştığını ifade etti. Para yardımının yanında lojistik destek de sağlandığını ifade eden Seceri, sahada Arap aşiretlerini de ikna etmeye çalıştıklarını da sözlerine ekledi.

Türkiye’nin büyük terör tehdidi olarak kabul ettiği PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve onun askeri uzantısı YPG (Halk Koruma Birlikleri) örgütü son yıllarda ABD’nin yoğun bir biçimde ekonomik ve askeri olarak desteğini almaktadır. Öyle ki, örgüt, IŞİD ile mücadelede, muhalifler yerine “tercih edilmiş” bu bağlamda militanları eğitilmiş ve bugün itibariyle Suriye’nin enerji sahasının büyük bir kısmında hakimiyet sağlamıştır. 

PYD’nin müttefikliği yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı değildir. Mısır,Fransa,İsrail,Rusya gibi ülkelerle de iyi ilişkiler halinde bulunan örgütün bir kanadının da İran ile bağlantılarının bulunduğu bilinmektedir. Öte yandan, medyada kendisine pek fazla yer bulmamış bir başka ittifaktan daha söz etmek gerekir. Suudi Arabistan, BAE ve PYD/YPG.

Genelde, Amerikan müttefiği Körfez Ülkeleri‘nin, özelde ise Suudi Arabistan’ın PYD ile olan ilişkisi Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin artışıyla beraber, oldukça geliştiğini görmekteyiz. Elbette Mısır’da Mursi’ye yönelik gerçekleştirilen darbe hakkındaki pozisyon belirlemede de Katar ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’dan ayrı bir şekilde politika izlemesinin etkisini de yadsıyamayız. Önceki yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri tarafından PYD’ye sağlanan desteğe bugünlerde Suudi Arabistan da ortak olmuştur.

14 Haziran 2017 tarihinde PYD kontrolündeki Kamışlı kentinde, Amerikalı ve Suudi istihbarat yetkililerinin Suriye’nin doğusunda IŞİD’e karşı alınacak önlemler, petrol ve doğalgazın çıkartılması, işlenişi, pazarlanışı konusunda görüşmeler gerçekleştirildi. İddialara göre Humus çölü üzerinden Tenef’e taşınacak olan petrol, oradan Ürdün’e, sonrasında da İsrail üzerinden Avrupa’ya veya diğer müşterilerine satılacaktı.

2017 yılının Ekim ayında, Suudi Arabistan Körfez İlişkileri Bakanı Tamer el Şahban, Rakka’yı ziyaret ederek, ABD’nin dönemin, IŞİD’le mücadeleden sorumlu askeri yetkilisi Brett McGurk ve PYD’nin çatısını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı Rakka Sivil Konseyi yetkilisi Amed Sido ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde Rakka’nın yeniden inşasının konuşulduğu belirtildi ve bunun dışında bir açıklama yapılmadı.

2018 yılının Kasım ayında BAE ve Suudi Arabistan’ın Amerikalı yetkililer ile PYD bölgesine asker gönderme konusunda fikir alışverişlerinde bulundukları haberleri yayılmaya başlarken, aynı yılda Nisan ayı içinde Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el Cübeyir bu konuda görüşmelerin devam ettiğini basına duyurmuştur. Yine aynı yıl içinde, Suudi Arabistan Ağustos ayında PYD bölgelerine 100 milyon dolarlık yardım yapılacağı sözü verildi ve Ekim ayında ödeme tamamlandı.

Türkiye’nin Suriye konusunda İran ve Rusya ile görüşmeler gerçekleştirmesi Suudi Arabistan’ı oldukça rahatsız etmektedir. 2018 yılının Mart ayında, Suudi veliaht prens Muhammed bin Salman bu politikayı, Mısır’ın Al-Shorouk gazetesine verdiği demeçte, bir “Şeytan Üçgeni” olarak nitelendirmiş ve karşı olduklarını iletmiştir. Amerika’nın bölgesel müttefiği olan Suudi Arabistan ve beraberindeki Körfez Ülkeleri’nin, PYD ile daha yakın ilişkiler içine girmeye çabaladığını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrin Operasyonu başladığında bunu, Türkiye’nin Afrin’deki Kürt halkını yağmalaması ve izole etmesi olarak yorumlamasından anlamaktayız.

Amerika Birleşik Devletleri, PYD’ye yardımlarını, Trump’ın bölgeden çekilme açıklamasına rağmen sürdürmektedir. Lojistik ve askeri yardımlar bugün devam eden IŞİD karşıtı operasyonlarda hava desteğiyle de sürmektedir. Öte yandan örgüte mali yardımın fonlayıcısına ihtiyaç duyan Birleşik Devletler, bunun Suudi Arabistan ve müttefikleri tarafından sağlanması konusunda da baskılarını arttıracaklardır.