Avrupa’da İslamafobi neden artıyor?

Avrupa’nın karanlık yüzü olan İslamofobi’ye ilişkin ilk adımı geçtiğimiz yıl Avrupa Konseyi Başkanı attı. İslamfobi yerine ‘Müslüman Karşıtlı’ ifadesini kullanan konsey, Avrupa’nın bin yıllık sorununa da işaret etmiş oldu. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan konsey genel sekreteri “Müslüman karşıtlığı” ile mücadele edilebilmesi için özel temsilci atadığını belirtti. Müslümanlara karşı şiddet olayları neden artıyor? İslamafobi ne durumda?

Son dönemde Avrupa hükümetleri kanadında Müslümanların varlığına yönelik atılan adımlar halk nezdinde şiddet olaylarına dönmeye başladı. Avrupa’da hukukun üstünlüğüne, dini yaşama özgürlüğüne, eşitlik ilkesine, özgürlüklere ve demokrasi gibi değerlere en fazla önem veren ülkeler söz konusu Müslümanlar olunca tüm değerleri, yasaları kenara koymaya başladı.

Hükümetlerin Müslüman karşıtlığıyla mücadele yerine Müslümanları toplumdan ayrıştıran ve dini inançlar çerçevesinde kutuplaşmanın yanında toplumsal karmaşanın fitilini ateşleyecek politikalar benimsiyor. Bu durum halk arasında İslamafobi’nin yükselişe geçmesine neden oluyor.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric geçtiğimiz aralık ayında 'Müslüman Karşıtlığı' ile mücadele için temsilci atadı. Buric yaptığı açıklamada, Müslümanlar başta olmak üzere diğer dinlere karşı nefret suçları ve her türlü dini ayrımcılıkla mücadele kapsamında Daniel Höltgen’i temsilci olarak atadığını bildirdi. Hedef ise kaygı verici toplumsal sorun haline gelen bu fenomenler hakkında Avrupa düzeyinde etkin mücadele stratejileri hazırlanması olarak belirtildi.

Avrupa’da Müslüman karşıtlığıyla mücadele etmek için göreve getirilen Daniel Höltgen, özel bir temsilci atanmasının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Höltgen, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin son yıllarda dine karşı nefret suçları ile mücadele konusunda özel temsilciler atadığını belirtti. Genel Sekreter’in Avrupa Konseyi’nin de böyle bir temsilcisi olması gerektiğini düşündüğünden kendisini atadığını paylaştı. Genel Sekreter’in bu tür bir karar almasında Avrupa’nın farklı noktalarında Müslümanlara yönelik yapılan saldırılar gerekçe olarak gösterildi. Höltgen, kendisinin ana görevinin kimi zaman internet üzerinden ifade edilen nefret ve nefret suçlarına odaklanmak olacağını bildirdi.

TERİM DEĞİŞİKLİĞİNİNİN NEDENİ

Avrupa Konsey Genel Sekreteri’nin İslamfobi yerine ‘Müslüman Karşıtlığı’ ifadesini kullanması dikkatlerden kaçmadı. Bu konuya yönelik yapılan açıklamada tercihin bilinçli olarak yapıldı. Höltgen ‘Müslüman Karşıtlığı’ ifadesi ile belirli bir dine mensup, bu dini yaşayan, ifade eden, belirli bir görünüme sahip, belirli ülkelerden gelen, belirli biçimde giyinen insanlara yönelik nefretten söz ediyoruz ifadelerini kullandı.

İSLAMAFOBİ-MÜSLÜMAN KARŞITLIĞI

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin Müslüman karşıtlığıyla mücadele edebilmek için temsilci ataması umutlandırıcı bir durum. Fakat kıta genelinde Müslüman karşıtlığı devlet politikaları ile son derece körüklendi. Zira aşırı sağcı partilerin iktidara gelebilmek için Müslümanları seçim malzemesi haline getirmesi kıta genelinde şiddet olaylarının artmasına neden oldu. Şiddet olayları artarken, Fransa gibi devletlerin Müslümanları sadece iç siyasette değil ayrıca dış siyasette de sopa olarak kullanması durumun ciddiyetini gözler önüne serdi.

Avrupa Konseyi’nin İslamafobi yerine ‘Müslüman karşıtlığı’nı kullarak Müslüman topluma, ülkelere sevimli görünme çabası da yersiz. Zira iki ifadede asıl sorunun Müslümanların veya İslam’ın varlığının olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla konsey, sorunu daha fazla derinleştirmeyelim derken, asıl soruna da işaret etmiş oldu.

Fobi kelime anlamı itibariyle bireyin, durumlar ya da belirli nesneler karşısında duyduğu, kapıldığı kaygı, olağan üstü, hastalık derecesinde güçlü korku anlamına geliyor. Dolayısıyla İslamafobi, Avrupa’nın İslam’dan korkusunu nitelemektedir. Fakat bu durumda birey korktuğu nesnelere ya da durumlara karşı savaş halinde olmaz. Avrupa ülkeleri ise bunun tam aksine İslamafobi başlığı altında Müslümanlara karşı bir savaş başlatmış durumda. Zira hükümetlerin aldığı kararlar ve politikalar bunun en net göstergesidir. Bundan ötürü konseyin İslamafobi yerine ‘Müslüman Karşıtlığı’ ifadesini kullanması sorunlara çözüm sağlamayacak.

MÜSLÜMANLARA KARŞI ÇIKARILAN YASALAR

Avrupalı devletlerin İslamafobi sorununu çözmek, Müslüman vatandaşlarının sorunlarına, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın eğilmek yerine, karşı kanunlar çıkarması toplumdaki çatışmayı daha da körüklüyor. Nitekim 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’da bir camiye yapılan saldırı sonucunda 51 kişinin hayatını kaybetmesi bunun en net örneklerindendir. Yeni Zelanda dışında Şubat 2019’da Almanya’nın Hanau kentinde meydana gelen ve çoğu Müslüman dokuz kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan ırkçı saldırı, yine aynı şekilde Almanya’nın Halle kentinde Ekim 2019’da bir Sinagog’a yapılan saldırı Avrupa’nın din ve ırk sorununa bir kez daha ışık tuttu.

Tüm saldırılar görmezden gelinerek Müslümanlara karşı yeni yasalar çıkarıldı. Nitekim geçtiğimiz şubat ayında Fransa’da Müslümanları hedef alan yasa tasarısı Parlamentonun alt kanadı Ulusal Meclis’te 151’e karşı 347 oy ile kabul edildi. 70 maddelik tasarıda kamuya açık yerlerde başörtüsü takma, çocukların evde eğitim alması ve hatta doktor tercihleri bile kısıtlanıyor.

Tasarının yasallaşması durumunda;

1-Kamuya açık alanlarda başörtüsü takılması kısıtlanacak.

2-Müslümanlara ait dernek ve sivil toplum kuruluşlarının finansmanı denetim altına alınacak.

3-Üç yaşından büyük çocukların evde eğitim almasının önüne geçilecek.

4-Dini veya başka sebeplerle hastaların doktorlarını cinsiyete göre tercih etmesi yasaklanacak.

Fransa’nın dışında Belçika, İsveç, İsviçre gibi diğer Avrupa ülkelerinde de Müslümanlara karşı yasaklar hayata geçiriliyor. Nitekim en son İsviçre’de Müslümanlara karşı kamuya açık alanlarda peçe takma yasağı getirilmişti. Farklı dine-etnik köken sahip olan Avrupa vatandaşları gibi toplumsal yapı içerisinde bireysel görevlerini yasalar çerçevesinde yerine getiren, vergi yükümlülüklerine uyan Müslümanların hak, özgürlük ve yaşantılarının kısıtlanması ne insan hakları bildirgesine dayanıyor ne de uluslararası yasalara.