Avrupa Konseyi’nin 70. yıldönümü

Avrupa Konseyi’nin kuruluşunun 70. yıldönümü Strasbourg’da düzenlenen törenle kutlanıyor. Kutlamalara Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’da katılacak.

Avrupa Konseyi’nin 70. yıldönümü

Türkiye’nin kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi 70. yılını kutluyor. Kutlamalara Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı.

Avrupa Konseyi, İkinci dünya Savaşı’nın ardından gelen yıkımla birlikte böyle bir acının tekrar yaşanmasını önlemek amacıyla bir uzlaşı platformu olarak ortaya çıktı. Konseyin fikir babası ise İngiliz Başbakan Winston Churcill. Konseyi kuran Londra Antlaşması 5 Mayıs 1949'da 10 Avrupa ülkesi tarafından imzalandı. Konseyin temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) ise 4 Kasım 1950'de Roma'da imza atıldı.

Konseyin, savunma dışında, hayatın hemen her alanını kapsayan konularda siyasi iş birliğinin yanı sıra, standart oluşturma, bunları yasallaştırma ve denetleme olmak üzere her aşamada üye ülkeler arasında çeşitli düzlemlerde iş birliği öngören kapsamlı bir yapılanması bulunuyor.

2009'da, Genel Sekreterliğe eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland'ın seçilmesinden sonra kapsamlı reform süreci uygulamaya konuldu. Reform, 830 milyon Avrupalının gözünde, Konseyin çalışma ve katkılarının anlamını ve faydasını arttırmayı ve aynı zamanda yakın coğrafyada ve uluslararası düzeyde siyasi görünürlüğünü yükseltmeyi hedefledi.

Konsey son yıllarda Kuzey Afrika ve Orta Doğu'daki halk hareketleri karşısında kendi bünyesinde geliştirdiği demokratikleşme, hukuk devleti ve insan hakları standartlarını, talepleri üzerine bu ülkelerle paylaşma yolunda çalışmalara başladı.

Avrupa Konseyinden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Konseyin bundan sonra yükselen milliyetçilik ve aşırıcılık, nefret içeren paylaşımlar ve konuşmalar, Avrupalı toplumlarda adaletsizlikler, modern kölelik ve yapay zeka gibi konulara odaklanması gerektiği belirtildi.

Türkiye’de kurucu üyülerden

Aslında Türkiye ve Yunanistan'ın da imza gününde bu 10 ülke arasında yer alması gerekiyordu. Ankara ve Atina kurucu üye olmak için başvuruda bulunmuştu. Ancak Prag’da Komünistlerin yönetimi ele geçirmesi ve Sovyetler Birliği’nin Berlin’e yönelik abluka tehditleri nedeniyle Avrupa Konseyi’nin kuruluş çalışmaları hızlandırıldığından, bu iki ülke Londra Konferansı’na katılamadı. Buna karşılık 4 Mayıs 1949’daki konferans tutanaklarına, "Türkiye ve Yunanistan'ın kurucu üye olmak için yaptıkları başvurular not edilmiştir. İmza tarihini geciktirmemek için bu başvuruları incelemek mümkün olmamıştır. Ancak, kapsamlı görüş alışverişinin ardından bu iki devletin adaylıklarının kabul edilmesi genel kabul görmüştür” notu düşüldü. Avrupa Konseyi’nin karar organı olan Bakanlar Komitesi’nin 9 Ağustos 1949’daki ilk toplantısında üyelikleri onaylanan Ankara ve Atina, böylelikle daha ilk günden itibaren savaş sonrası yeni Avrupa’nın mimarları arasında yer aldı.

Türk-Yunan ilişkileri

Avrupa Konseyi’nin ilk yılları Türk-Yunan dostluğu açısından da görülmeye değerdi. İki ülkenin parlamenterleri Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde (AKPM) "kardeş” gibi hareket ediyor, ortak girişimlere imza atıyordu. Avrupa Konseyi’nde karşılaştırmalı uygarlıklar tarihi programı hazırlanması, İstanbul’da bir Avrupa Koleji kurulması veya Türkçe ve Yunanca’nın Avrupa Konseyi’nde resmi çalışma dili olarak tanınması gibi girişimler bunlara sadece birkaç örnek. Ne yazık ki bu dayanışma ve dostluk havası Kıbrıs sorunu nedeniyle 1950’li yılların sonlarından itibaren yerini Avrupa Konseyi ruhuna tamamen aykırı bir çatışma kültürüne bıraktı.

AİHM

Avrupa Konseyi kuruluşundan bu yana Avrupa devletleri için çoğu zaman doğrudan bağlayıcı yüzlerce sözleşme, anlaşma ve protokol hazırladı. Bunların başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) geliyor. Türkiye de 1949-1950 yıllarında AİHS’yi hazırlayan 12 Avrupa ülkesinden biri olarak tarihe geçti. Fakat siyasi tercih veya nedenlerden ötürü bu sözleşmeyi kendi vatandaşlarına 1989 yılına kadar fazla gördü. Sözleşmeyi vatandaşlarına açtığında ise hem insan hakları alanında diğer Avrupa Konseyi ülkeleri ile ara çok açılmış hem de Soğuk Savaş bitmiş ve Avrupa’da yeni bir konjonktür oluşmuştu.

İşte bu yeni konjonktür kapsamında 1990’lı yılların başlarından itibaren Avrupa Konseyi bünyesinde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında yepyeni denetim mekanizmaları oluşturulmaya başlandı. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığıyla Mücadele Komisyonu (ECRI), Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Topluluğu (GRECO), AKPM denetim mekanizması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve son olarak da Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Uzmanlar Grubu (GREVIO) gibi organlar kuruldu. AİHM de 1998'de tek vücutlu gerçek bir Divan haline gelecekti.

Çavuşoğlu ve AKPM Başkanlığı

Türkiye'nin Avrupa Konseyi ile ilişkileri, 2000'li yıllardan itibaren en ileri noktasına ulaştı. Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nin Başkanlığına 2008'de Türkiye'den Yavuz Mildon seçildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 2010-2012 döneminde AKPM Başkanlığını yürüttü. Böylece tarihte ilk kez bir Türk vatandaşı AKPM Başkanı oldu. Türkiye, Konseyin Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığını Kasım 2010-Mayıs 2011 arasında üstlendi. Türkiye'nin Konseye verdiği önem, en üst düzeyde yapılan ziyaretlerle ortaya kondu.

Konseyin Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı ve Çavuşoğlu'nun AKPM Başkanlığı süresince, Türkiye Konseyin siyasi rolü, görünürlüğü ve etkinliğinin artırılmasına önemli katkılarda bulundu.

Türkiye halihazırda, 225 Avrupa Konseyi sözleşmesinden 121’ine taraf olup 31 sözleşmeyi imzaladı.