Avrupa Birliği ve Çin ilişkileri

Avrupa Birliği ile Çin arasında kurulan ekonomik ilişkiler, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmasıyla yeni bir boyuta taşınmış ve ikili ticaret hacminde ciddi oranda artış yaşanmıştır. Bu artışın ardından, sosyal ve siyasal sonuçlarıyla birlikte dünya kamuoyunun da dikkatini çeken AB-Çin ilişkilerinin seyri nasıl devam edecek?

Avrupa Birliği ve Çin ilişkileri

Avrupa Kıtası ile Çin arasındaki ilişkilerin kökeni, Milattan Önce 2’inci yüzyıla kadar uzanmaktadır. İpek Yolu üzerinde başlayan ticari ilişkiler zamanla sosyal ve kültürel ilişkileride etkilemiştir. Uzun yıllardır süregelen ilişkiler bağlamında, 1978’de Çin, Ticaret ve İşbirliği Anlaşması imzalanmış ve aynı yıl, açık kapı politikası çerçevesinde öncelikli olarak tarım sektöründe reformlar yapacağını beyan etmiş ve 12 şirkete dış ticaret izni vermiştir.

Avrupa Birliği (AB) ve Çin arasında kurulmuş olan ekonomik ilişkiler, Çin’in 2011 yılında ‘Dünya Ticaret Örgütü’ üyesi olmasıyla serbest ticaret çerçevesinde yeni bir boyuta taşınmış ve ikili ticaret hacminde artış yaşanmıştır. 2018 verilerine göre Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin ardından Avrupa Birliği’nin en büyük ikinci ticari partneri konumundadır. İkili ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 15 artış göstererek 573 milyar avroya ulaşmıştır. AB üye ülkeleri en çok sermaye yatırımı alan ülkelerin başında gelmektedir. Dış yatırımlar AB genelinde 8 milyona yaklaşan bir istihdam grubunu doğrudan etkilemekte ve birlik ekonomisinin oldukça önemli bir parçasını teşkil etmektedir.

Çin'in AB planı

Çin ekonomik gücünü kullanarak Dünya siyasetinde önemli konuma gelmeye çalışmaktadır. Bu sebeple AB ile olan ilişkilerine her daim önem vermiştir. AB’deki ekonomik krizi ve bölünmüş yapısını kullanarak, ABD’nin üstünlüğüne son vermek istemektedir. ABD’nin Asya’nın önemli bir aktörü olduğu fikrinden hareketle, Çin’in de Avrupa’nın önemli bir aktörü ve Çinsiz bir Avrupa’nın düşünülemeyeceğini planlayarak buna göre hareket etmektedir. Bununla birlikte Avrupa’da ekonomik sorunların neden olduğu yükselen aşırı sağ AB’yi güçsüzleştirmektedir ve Çin’in bundan istifade ettiği düşünülebilir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Avrupa’daki pazarda etkili olmasının nedeni ile ilgili olarak; elde ettiği ekonomik gücü başarılı bir biçimde kullandığı ve bu gücü yer yer siyasi bir karta dönüştürdüğü görülmüştür. Bu yüzden ekonomik kriz Çin için bir fırsat oluşturmuş, ekonomik gücü ve pazarı sayesinde Avrupa’da kendine önceki yıllara nazaran daha rahat yer bulmuştur. Avrupa Birliği ve üye ülkeler Çin’in pazarından ve iktisadi gücünden fayda sağlamak istemektedir. Bu sebeple Çin-AB ilişkilerinin yeni bir boyut kazanacağı açıktır.

AB, Çin için hem ekonomik partner hem de batı ile olan ilişkilerinde önemli bir basamaktır. Amaç batının siyasi ve ekonomik üstünlüğünü elinden alıp eskiden olduğu gibi dünyanın merkezi olan Asya’ya, doğal olarak Çin’e taşımaktır. AB ile olan ilişkiler bu seviyede devam ettiği sürece ileriki dönemlerde Çin’e karlı olan sınırlamalar ve ambargolar kalkma ihtimali yüksektir. Zira Çin’in geleceğin süper gücü olacağı düşünüldüğünde, dünya ile birlikte doğal olarak Avrupa’da buna ayak uyduracak ve bu yeni kurala göre hareket etme durumda kalacaktır. Çin’in günümüzdeki konumuna bakıldığında ise, bunun yakın gelecekte olacağı yorumu yapılabilir.

Çin’in bu gibi hedefleri gerçekleştirmek istemesinin nedenleri arasında batı sermayesi vazgeçilmez bir unsurdur. Bu sebeple batı sermayesini kendisine bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır ve bakıldığında bunu başarmış gibi gözükmektedir. Bunun yanında batının Çin’i zamanında küçük düşürmesi ve aşağılaması Çinlilerin hala belleklerinde taze olduğu için bunu bir intikam yarışına dönüştürdüğü de seçenekler arasındadır. Çin’in günümüz siyasi yaşamına entegre olmaya çalıştığı ve batının kurallarıyla hareket etmeyi kabul ettiği görülmektedir. Sabır ve sadakatle düzene ayak uydurmakta, dünyanın en önemli gücüne dönüşmeyi beklemektedir. Bunun içinde AB ile olan ilişkileri oldukça mühimdir.

AB-Çin işbirliği güçleniyor

Son derece mantıklı bir temel prensibe sahip olan Çin, herhangi bir meselede tüm Avrupa’yı kendine karşı birleştirmek yerine, kendiyle iyi ikili ilişkileri olanları ekonomik olarak ödüllendirir, kendine karşı çıkanları ise ekonomik çıkarlarından ve dev iç piyasasından mahrum bırakır. Avrupa Birliği sürecinin ekonomik bir önemi de değeri de yoktur. Yatırım için gerekli olan şeyler çok daha farklıdır. Ucuz maliyet, insan kaynağı ve iç pazar hacmi çok daha önemli kriterlerdir. Hatta ABD ile ilişkilerinin çok iyi olmadığı şu günlerde bile, Çin’e ABD’den gelen doğrudan yatırım artmaktadır.

Nitekim AB’ye yönelen Çin kaynaklı dış yatırımlar da son yıllarda dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştır. 2008’de zirveyi gören Euro Bölgesi, ‘Borç Krizi’ sonrası Avrupa Birliği genelinde Çin’in dış yatırımlarını ciddi oranda arttırmıştır. Çin kaynaklı sermayenin devlet işletmeleri ve özel şirketlerle, AB üyelerine yönelik ekonomik girişimleri, ticaret ve doğrudan sermaye yatırımlarının yanı sıra farklı sektöründe de kendini göstermektedir.