Askeri havacılık trendlerinin geleceği

Her geçen gün yaşanmakta olan baş döndürücü teknolojik gelişmeler dünyada askeri havacılığa ve hava muharebe ortamına ilişkin tartışmaları da gündeme getiriyor. Yapay zeka teknolojisinin hayatımızın bir parçası haline gelmesiyle ortaya çıkan yeni nesil gelişmeler askeri havacılık sistemlerini nasıl etkileyecek? Tüm bu gelişmeler ışığında geleceğin hava muharebe ortamlarına ilişkin çarpıcı tahminler..

Askeri havacılık trendlerinin geleceği

Her geçen gün yaşanmakta olan baş döndürücü teknolojik gelişmeler dünyada askeri havacılığa ve hava muharebe ortamına ilişkin tartışmaları da gündeme getiriyor. Yapay zeka teknolojisinin hayatımızın bir parçası haline gelmesiyle ortaya çıkan yeni nesil gelişmeler askeri havacılık sistemlerini oldukça etkileyecek. Savunma ekosisteminin önemli oyuncularından İsveç, Birleşik Krallık’ın liderliğindeki 6’ıncı nesil savaş uçağı projesi Tempest’a katıldı. Bu gelişmeden birkaç gün sonra Ankara’ya S-400 sevkiyatları başladı ve son olarak Türkiye’nin F-35 projesi üyeliğinin askıya alındığı haberleri geldi. Tüm bu gelişmeler ışığında gelecek dönemde yaşanacak askeri havacılık sistemleri ve muharebe ortamına ilişkin tartışmalar yeniden gündeme geldi. Son dönemde yaşanan gelişmelerin ardından hava muharebe ortamlarına ilişkin yapılan çarpıcı tahminler..

Yeni nesil hava savunma sistemleri

Havadan gelebilecek tehditlere karşı savunma yapmak için geliştirilen, hava savunma sistemleri her geçen gün gelişmeye devam ediyor. Günümüzde sahip olunan sistemlerin, güncel ve gelecekteki tehdidin boyutları dikkate alındığında kesinlikle yeterli olamayacağı açıktır. İşte tam da bu sebepledir ki, Türkiye aslında oldukça uzun bir süredir kapsamlı hava savunma sistemi kurmak çabası içindedir. Genel olarak harbin geleceğini belirleyecek olan en kritik trendlerden biri olan yapay zekanın, askeri havacılığın geleceğinde de etkili olması çok muhtemel. Geleceğin tahmin edilmesinde, sistemin her bir bileşeninin, diğer bileşenler ile nasıl ilişki kuracağını ve ortamdaki değişimlere de adapte olarak nasıl sonuçları beraberinde getireceğini kesin biçimde söylemek şimdilik mümkün görünmüyor ancak yine de, her geçen gün gelişen askeri ve stratejik trendlerden yararlanarak genel hatlarıyla bir analiz yapmamız mümkün. Hali hazırdaki çalışmalar, bir takım kritik teknolojik yönelimin göklerdeki ve uzaydaki çatışmayı şekillendirmede önemli rol oynayacağını ortaya koyuyor. Bunlardan ilki, hava savunma sistemlerinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile belirli bir alana girişi engelleyici ve harp sahasındaki hareket kabiliyetini kısıtlayıcı A2/AD (anti-access/area denial) kabiliyetlerinin ön plana çıkması. Son dönemlerde sıkça tartışılan S-400 de bu fonksiyonlara sahip bir silah sistemi. Öte yandan bilgi üstünlüğü ve ağ merkezli harekat, yani harp sahasına ilişkin mümkün olan en doğru bilgiyi mümkün olan en kısa sürede elde edip dost unsurlarla paylaşırken, düşmanın aynı bilgi ve uyumu elde etmesinin önüne geçmek önem kazanıyor. Hatta, bilgi üstünlüğü, durumsal farkındalık ve ağ merkezli yeteneklerin, çatışma kapasitesinin önüne geçtiğine ilişkin görüşlerin ağırlık kazandığını da söyleyebiliriz. Bu bağlamda F-35’lerde bir bilgi üstünlüğü ve ağ merkezli bir harekat unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca F-22 ve F-35 gibi gelişmekte olan yeni nesil uçaklar, düşük radar görünürlüğüne, bu amaca uygun dizaynlara ve genel özelliklere sahipler. Bu bağlamda Türkiye’nin yürüttüğü ‘’Milli Muharip Uçak Projesi’’nin de 5’inci nesil kategorisine giren bir çözüm ortaya çıkarma amacı taşıdığını belirtebiliriz.

Yapay zeka desteği

Yapay zeka son yıllarda hayatımızın her alanında etkili olmaya devam ediyor. Gelişimiyle beraber birçok teknolojik yeniliği hayatımıza kazandıran yapay zekanın askeri havacılığın geleceğinde de etkili olması oldukça muhtemel. Yapay zekanın hava gücüne ilişkin stratejik gelişmelerde üç temel kategorik rol oynaması bekleniyor. Öncelikle, 2040’lı yıllarda envanterlere girmesi beklenen 6’ıncı nesil platformların (Birleşik Krallık Tempest Projesi ve Fransız-Alman ortaklığındaki 6’ıncı Nesil Savaş Uçağı Projesi gibi) yapay zeka ve makine öğrenimi fonksiyonlarına bağımlı olacağını belirtmeliyiz. Zira, bu üstün platformların hem insanlı hem de insansız uçuşa uygun olması, insansız sistemler ile ağ-merkezli olarak çalışabilmesi ve 5’inci nesil platformların üst düzey veri toplama ve işleme teknolojilerini daha ileri bir aşamaya taşıması, yani, insan beyninin limitlerini aşan büyüklükte işler yapması gerekiyor.

Özellikle uzay tabanlı sistemlerden gelen veriler de işin içine girdiğinde, yapay zeka bir gerekliliğe dönüşüyor. Yapay zekanın askeri havacılığın geleceğinde oynayacağı farklı bir diğer kritik rol, insansız sistemlerin otonomi düzeyleri ile ilgili. Bugün harp sahalarında gördüğünüz birçok sistem, çok düşük otonomi seviyelerinde çalışıyor, zira görevlerinin hemen her anında, özellikle hedef seçimi ve güç kullanımı konularında insan kontrolüne sıkı sıkıya bağımlılar. Son olarak, insanın kontrol ve katkısının minimize olduğu ‘human out of the loop’ sistemlerden söz etmekte yarar var. Bu silahlar aktive edildikten sonra hedeflerini belirlemekte ve öldürücü güç kullanmakta da daha büyük serbestiye sahip. Bu son kategoriye girebilecek çok sayıda örnek yok. Dikkat çekici biçimde, anti-radyason yeteneğine sahip, yani hava savunma sistemlerine karşı kullanılabilen bazı kamikaze drone’lar (örneğin İsrail yapımı Harop) ‘human out of the loop’ düzeyinde kategorize edilebilir.  Bu tip insansız platformların, özellikle geleceğin yoğun A2/AD ortamında, düşman hava savunmalarının baskıda tutulması görevlerinde (suppression of enemy air defenses-SEAD) fark oluşturabileceği söylenebilir.

Ayrıca yapay zekanın komuta kontrol inisiyatifini giderek insandan devralacağı da öngörülüyor. Son olarak, askeri havacılığın geleceğinde kritik rol oynayacak diğer unsurlar arasında savunma ekosisteminin değişen nitelikleri, elit insan gücünün hareketi ve konsept üretme kapasitesini sayabiliriz. Orta büyüklükte devletler için tek başlarına 5’inci ve 6’ncı nesil askeri havacılık yetenekleri üretmek giderek imkansız hale geliyor çünkü bahse konu sistemler hem çok pahalı hem de çok geniş ve derin teknolojik know-how gerektiriyor. Bu nedenle de ortaya Birleşik Krallık liderliğindeki Team Tempest, Fransız-Alman ortaklığında 6’ıncı nesil savaş uçağı projesi, Güney Kore-Endonezya ortaklığındaki KAI KF-X gibi projeler çıkıyor.