Aşılamayan sorun: Güney Çin Denizi

Güney Çin Denizi, Uzak ve Güney Doğu Asya’nın en kritik oktalarından biridir ve araştırmacıların üzerinde en çok tartıştığı bölgelerinin başında gelmektedir. Her anlamda tartışmasız bölgenin en fazla potansiyeli olan yeri, bazı devletler için çok fazla öneme sahiptir.

Aşılamayan sorun: Güney Çin Denizi

Coğrafi olarak Çin’in güneyinde kalan kapalı deniz Güney Çin Denizi, Büyük Okyanus’a bağlıdır. Sınırlarını batıdan Malakka Boğazı, doğudan Tayvan Boğazı çizer. Malakka Boğazı ile Hint Okyanusu'ndan ayrılır. Çin, Filipinler, Vietnam, Malezya, Singapur, Endonezya, Brunei ve Tayvan Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan ülkelerdir. 

Güney Çin Denizi’nde egemenlik iddiaları, çatışma potansiyeli taşıması nedeniyle uluslararası önemi olan bir konudur. Anlaşmazlığın başlıca aktörleri, 2 bin yıllık tarihine dayandırarak bölgenin kendine ait olduğunu ve 1947’de çizilen özlük haritalarına ithafen günümüzde de öyle kalmaya devam etmesi gerektiğini iddia eden Çin, 17. yy’dan bu yana kendi haklarının da olduğu tezini ortaya atan Vietnam ve bölgedeki varlığından dolayı doğal bir hakka sahip olduğunu sunan Filipinler, Tayvan, Malezya, Bruney ve Endonezya arasında yaşanan ihtilaftır. 

Çin-Tayvan

Çin ve Tayvan arasındaki gerilimin sebebi, Çin’in kurulmasından sonra Japonya işgaline karşı istenen başarıyı sağlayamamış  Chiang Kai-shek liderliğindeki milliyetçi grubun bürokratlar, sanatçılar ve bilim adamları ile Tayvan adasına kaçıp orda ABD desteğiyle yeni bir devlet kurmasıdır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘Tek Çin’ olarak BM’de tanınmasından sonra Tayvan’ı resmi olarak ‘Republic of China ‘ olarak tanınması ve Çin toprağı olarak bakılması Pekin yönetiminin kıta sahanlığı açısından elini güçlendiren bir taraftır.

Filipinler-Çin

Filipinler ile Çin’in sorunlarının asıl nedeni iki kategoriye ayrılır; ekonomik ve askeri güvenlik endişesi. Çin’in deniz donanmasına yaptığı büyük yatırımlar, bölgedeki Çin etkinliğinin artacağı endişelerini doğurmuştur.

Endonezya, Malezya ve Bruney için de Çin’in bölgedeki Spratly ve Paracel adalarında askerileşmesinden duyulan endişeler ve tarihten bu yana varlıklarının sürekliliği için sahanlık konusunda kendilerini var edebilme çabaları vardır. 

Bölgenin önemi

Petrol, balıkçılık, hidrokarbon açısından büyük öneme sahip olan bölge, aynı zamanda dünya deniz ticaret hacminin yüzde 33’ünü de kapsıyor. Batıdan doğuya enerji transferi konusunda en sıcak yol hattı olması sebebiyle de bölge önem kazanmaktadır. Çin’in petrol ihtiyacının yüzde 51’i Suudi Arabistan, Kuveyt ve İran’dan sağlanmaktadır. İhracatının ve ticaretinin yüzde 76’sını denizler üzerinden yapan Çin için bu bölge büyük öneme sahip durumdadır. Endonezya için de petrol ve doğal gaz nakliyatı için bu bölge büyük önem arz eder. Hatta bölgenin diğer ülkeleri olan Malezya,Filipinler ve Tayvan için de aynı nedenleri saymak yanlış olmaz. Bruney için ise vatandaşlarının yüksek çoğunluğu balıkçılık ile geçiniyor olmasından dolayı ekonomisinde istihdam sağlayan bir kanaldır.

Güney Çin Denizi’nde özellikle kara suları ve kıta sahanlığı gibi konular, sorunun önemli bir ayağını oluşturmaktadır. ABD, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler de sınırı olmamasına rağmen, uluslararası ilişkiler dahilinde soruna dahil olmuş ülkelerdendir. Bütün bunların yanında; yer altı kaynakları bakımından zengin bir yer olması, ithalat ve ihracat kapasitesi, balıkçılık ve Spratly ve Paracel Takım Adaları bölgenin değerini arttırmaktadır.

Bölgenin yer altı kaynakları

Petrol, doğal gaz gibi kaynaklar ekonomik kalkınma ve dünya siyasetinde söz sahibi olma gibi çok global konularla doğrudan bağlantılı kaynaklardandır. Bu kaynaklar için de önem arz eden konu, çıkarma, işleme, kullanma ve ihraç etme haklarının devletin kendi bünyesinde olmasıdır.

Güney Çin Denizi, sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervleriyle bilinmektedir. 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre; 7 milyar varil petrol ve 25,5 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu belirtilmiştir. Bu rakamlar aslında sadece, şimdiye kadar keşfedilebilen rezervleri göstermektedir. Toplamda petrol rezervlerinin 28 milyar varili, doğalgaz yataklarının da 7500 kilometreküp’ü geçeceği düşünülmektedir. 2017 rakamlarının gösterdiği verilere göre, rakamlar dünya geneline bakıldığında dördüncü sıraya yükselen bir potansiyele sahip durumda. Sahip olunan bu potansiyel de, doğal olarak çok fazla ülke arasında bölgenin paylaşılamamasının ana nedenlerinden biri olarak görülmektedir.

İthalat-ihracat kapasitesi

Güney Çin Denizi, dünya ticaret filosu yıllık tonajının yüzde 50’den fazlasının geçtiği boğazları içerisinde bulundurmaktadır. Malakka Boğazı’nın Hürmüz Boğazı’ndan sonra enerji ulaştırması anlamında dünyanın en önemli ikinci geçiş noktası olduğu bilinmekte ve petrolün yüzde 55’i bu boğaz üzerinden Çin’e ulaştırılması bakımından çin için büyük önem arz etmektedir.

Endüstriyel balıkçılık

Dünyadaki toplam balıkçılığın yüzde 8’i bu bölgede yapılmaktadır. Önemli bir geçim kaynağı sağlayan Güney Çin Denizi’ni elinde bulunduran Çin, balık avlama konusunda diğer balıkçı ülkelerin de önüne geçmiş durumdadır. Nedeni ise,  deniz ürünlerinin daha fazla tercih edilmesi, çok zengin bir akarsu yatağına sahip olması ve doğuda balık verimliliğinin yüksek olan denizlerin mevcudiyetidir.

Her ne kadar gelişen teknoloji sayesinde, balık sürüleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalsa da, geleneksel balıkçılığa göre elde edilen artış, bölgenin değerini gitgide arttırmaktadır.

Spratly ve Paracel Takım Adaları

Güney Çin Denizi’nde çok sayıda irili ufaklı ada, takım ada, kayalıklar ve adacıklar vardır. Ancak bu adaların birçoğu insan yaşamı için elverişli değildir. Bölgede sadece Spratly ve Paracel Takım Adaları’nda birkaç kısmen büyük adada yerleşim bulunmaktadır.

Spratly Adaları bölgesinde 17,7 milyar ton petrol ve doğal gaz rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Adaların stratejik konumları ve taraf ülkelerin bunu uluslararası arenada bir "kimlik" mücadelesi olarak görmesi sorunu derinleştirmiş ve uyuşmazlık hâlâ çözülememiştir. Diplomatik yollar ile çözülemeyen bu uyuşmazlıklar, tarihte silahlı çatışmalara neden olmuş ve hala da olmaya devam etmektedir.

Küresel bakışla Güney Çin Denizi Sorunu

Güney Çin Denizi, şu an uluslararası gündemde çok fazla yer almıyor olsa da, yakın gelecekte karşılaşılması muhtemel olan büyük sorun yaratabilecek potansiyelde bir olay. Bazı araştırmacılar sıcak çatışma riskini de olası sonuçlar arasında değerlendirse de bu sonuç çok muhtemel durmuyor. Bu denize sınırı olmamasına rağmen ABD, Japonya gibi ülkeler de soruna müdahil olarak daha büyük çapta sorunlar oluşturmaktadır. Bu devletlere karşı Çin, sorunun yalnızca bölgesel devletler arasında değerlendirilmesi gerektiğini, bölge dışı güçlerin soruna dahil olmamasını ve Birleşmiş Milletler gibi platformlara taşınmamasını gerektiği belirtmiştir.

ABD’nin bu sorunla ilgili aktif rol oynamasının ana nedenlerinden biri de, Çin’in bölgedeki üstünlüğünü zedelemeye çalışmak olarak açıklanabilir. Çin’in büyümesinden rahatsız olan ABD, bu ülkenin gücünü azaltacak ya da en azından kontrol altında tutabilecek girişimlerde bulunmayı hedeflemektedir.

Çin’in saldırgan tutumu

ABD tarafından, Çin’in Spratly Adaları bölgesinde ABD Savunma Bakanlığı Çin’in Spratly Adaları bölgesindeki coğrafi formasyonlarda toplamda yaklaşık olarak 8 kilometrekare’lik alanda dolgu çalışması yaptığını, suni adalar üzerinde deniz feneri, uçak pisti ve liman inşa ettiğini ve bazı sığlıklara topçu silahları konuşlandırdığı açıklanmıştır. ABD açıklamasında, bu gelişmelerden endişe duyduğunu ve askeri amaçla kullanılabileceğini belirtmiştir. 

Çin’in inşa ettiği alanların, kritik bölgeler üzerinde yer alması tartışmaları daha da alevlendirmiştir. Çin’in tutumundan rahatsız olan Filipinler, Tahkim Mahkemesi’ne başvurarak  kendi lehine karar aldırmış ve sorunda yeni bir döneme girilmiştir. Mahkemenin verdiği karara göre, Çin’in bu denizlerde geçmişte hakimiyet kurduğu tezi ve bu denizde ‘hususi ekonomik bölge’ oluşumuna yol açacak adaların varlığı argümanlar reddedildi. Tahkim Mahkemesi’nin kararı, bölgedeki gelişmeleri izleyen uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı ve gündem oluşturdu.

Bölgede ABD, Çin’in büyümesini istemeyerek bu ülkeye ‘gözdağı’ vermeye çalışmakta, diğer ülkeler ise genel olarak daha fazla zarara uğramamak için bu sorunu büyütmektedir. Çin’in uluslararası anlaşmalara uygun olmayan hareketlerini fırsat bilen ABD ise bu şekilde yanına diğer ülkelerden de yandaş toplamaktadır. Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler, Avustralya, Hindistan gibi ülkelerin dahiliyle Çin güvenlik ağını daha da büyütme amacı güdüyor. Kendisine karşı olan bu birleşmeler karşısında Çin ise zaten saldırgan olan tutumunu kendini koruyabilmek adına daha da artırıyor.

Çin’in saldırgan tavrı, ABD tarafından kendisine yöneltilen ‘çevreleme’ stratejisini aşabilme yönünde görülebileceği gibi, çok kutuplu dünyayı oluşturabilme çabası olarak da görülebilir. Çin de Rusya gibi çok kutuplu bir dünya düzeni oluşturmak istemektedir. Bu bağlamda Çin’in ABD tarafından potansiyel bir güç olarak görülmesi doğru olduğu gibi Çin de zaten bu amaçla hareket etmektedir.

ABD’nin müdahale sebebi

ABD, SSBB’nin yıkılmasıyla sonuçlanan Soğuk Savaş’ın ardından, adını dünyadaki tek hegemonik güç  olarak duyurdu. Ancak, Çin’in son yıllarda yaptığı büyük sıçramalar ve Saya-Pasifik genelinde büyük bir güç oluşturması, ABD’yi tedirgin etmeye başladı. Çin’in Güney Çin Denizi’nde uyguladığı, ABD çıkarlarını tehdit eden her uygulama, ABD’nin Çin’e cephe almasına neden oldu. ABD tarafından rahatlıkla görülen bir gerçek, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki hakimiyetini sarsmak ülkenin her türlü zararına olacaktı. Ekonomik sıkıntıların yanında ülkenin imajı sarsılacak ve neredeyse bütün dünyayı Çin’in karşısında bırakacaktı. Bu sonuçlardan da anlaşılıyor ki, ABD, aslında Çin’in bu bölgedeki hakimiyetini değil, Çin’in daha da yükselebilmesinin önünü kapamaya çalışıyor. Bu sayede Soğuk Savaş’ın ardından olduğu gibi tek güç olarak dünyada var olabilecek.

Sıcak savaş ortamı oluşabilir mi?

Bölgedeki durumun tam anlamıyla bir sıcak savaş ortamına gelme ihtimali, çok düşük bir olasılık olarak görülüyor. ABD, Çin’e ekonomik olarak bağımlı bir ülke sayılabilir, bu nedenle savaş ortamı oluşmasına yine kendi çıkarları için izin veremez. ABD, Güney Çin Denizi soruyla ilgili, konuya başka ülkelerin de katılımını sağlayarak ve bu ülkelere yardımını esirgemeyerek kendi dahili olmadan bile işin içinden çıkabilir.

ABD tarafından izlenebilecek bir diğer olası senaryo, ASEAN ile ilişkileri artırma ihtimali. ASEAN, 1967 yılında Endonezya, Filipinler, Malezya, Singapur ve Tayland gibi ülkeler aracılığıyla; ekonomik, sosyal, kültürel, teknik, eğitim ve diğer alanlarda işbirliği gerçekleştirilmesi ile adalet kavramına, hukuka ve Birleşmiş Milletler ilkelerine saygı çerçevesinde bölgesel barış ve istikrarın sağlanması amacıyla kuruldu. ABD, ASEAN’ın yaptırım gücünü Çin üzerinde çeşitli ültimatom gibi yöntemlerle kullanabilir, ancak ABD- Çin ilişkisini tamamen bozabilecek yöntemleri tercih etmesi çok olası görünmüyor.

ABD’nin ilişkileri asla bozamayacağını düşünen Çin ise bölgedeki etkinliklerini çoğaltarak, ASEAN ülkelerinden de daha güçlü olduğunu düşünüp daha saldırgan politika izleyebilir. Sonuç olarak ASEAN gücünün olmaması ve geçmişten gelen bazı diğer sorunların da birleşimiyle iyice zayıflayabilir ve bölgedeli devletler mecburen Çin’in yanında olmayı tercih edebilir.