Arap ülkeleri PKK/YPG'yi neden destekliyor?

2011'den beri iş savaşla boğuşan Suriye'de on binlerce insan terörizm yüzünden hayatlarını kaybederken milyonlarca insan da bulundukları yerleri terk etmek zorunda kaldı. Türkiye sınırında yaşanan insanlık dramına sessiz kalmayarak 3,6 milyondan fazla Suriyeliye kapılarını açtı ve bölgenin istikrara kavuşması için tüm imkanlarını seferber etti. İç savaşın 8 yılı geride kalırken bu güne kadar coğrafyada yaşanan insanlık dramına ses çıkarmayan Arap ülkeleri Türkiye'nin çabalarını kınıyor.

Arap ülkeleri PKK/YPG'yi neden destekliyor?

18 Aralık 2010 tarihinde Tunus'ta başlayan Arap Baharı, Arap dünyasının dibe vurmuş olduğunu gösterdi. 2011 yılında patlak veren ayaklanmalar Arap dünyasındaki korkunç vaziyeti gün yüzüne çıkardı. Ayaklanan halkın demokratikleşme çığlıklarına kulaklarını tıkayan Arap ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır'ın başını çektiği eksen Arap Birliği'ni de kullanarak demokratik reformların yerine bu süreçte baskı ve yolsuzlukları ikiye katlamayı seçtiler. Nitekim demokrasiyle uzaktan-yakından ilgisi olmayan bu ülkeler bölgede yaşanacak herhangi bir demokratikleşme sürecinin kendi ülkelerine yansımalarından korktuklarından ötürü bölgede devlet düzeyinde ve devlet dışı aktörleri tahrik ederek demokrasi yanlısı güçlerin hakimiyet kazanmasının önüne geçtiler.  

Devletlerarası ilişkilerin şekillendirilmesi için kurulmuş olan örgüt, yani Arap Birliği, harici güçlerle arasındaki meseleler bir yana, kendi üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları dahi ne önleyebildi ne de çözüme kavuşturabildi. Bu durumun en kesin örneği ise Arap milletleri için birleştirici bir unsur vazifesi görmesi beklenen Filistin davası dahi sıradan konulardan biri haline getirilmiş durumda. Arap coğrafyasında yaşanan onca kaotik sürecin karşısında ise Arap Birliği hiçbir sonuç üretememekle kalmadı bölgenin istikrara kavuşturulması ve Suriyeli sığınmacıların güvenle ülkelerine dönebilmeleri için çaba sarf eden Türkiye’ye yönelik küstahça açıklamalarda bulundu. 

Türkiye’nin çaba ve niyeti, Arap Birliği’nin yaklaşımı 

Türkiye 9 Ekim 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Suriye'nin kuzey doğusuna cumhuriyet tarihinin en büyük ve en kapsamlı askerî harekâtını düzenleme kararı almıştı. 'Barış Pınarı Harekâtı' olarak adlandırılan askerî harekât kapsamında, 2015 yılından beri binlerce tır silah ve mühimmat ile desteklenen YPG/PKK terör örgütünün bölgeden çıkarılması ve sığınmacı konumuna düşen milyonlarca Suriyelinin öz topraklarına dönebilmeleri için güvenli yerleşim alanları oluşturulması hedeflenmişti. Askerî harekât kapsamında Resul-Ayn ve Tel Abyad boyunca 120 kilometrelik uzunluğunda ve 32 kilometre deriliğindeki alan YPG/PKK'lı teröristlerden temizlenmiş ve Suriyeli sığınmacılar için bölge güvenli hale getirilmeye başlanmıştı. 

“Barış Pınarı Harekatı'n 9'uncu gününde ABD'li heyet ile gerçekleştirilen müzakereler sonucunda 13 maddelik mutabakata varılmış ve ABD'nin garantörlüğünde YPG/PKK'lı teröristlerin sınırın 30 kilometre dışına çıkmaları için 120 saat harekata ara verilmişti. ABD'ye verilen sürenin sonuna gelinirken 22 Ekim 2019 tarihinde Rusya ile Soçi Mutabakatı'na varılmış ve Rusya'ya YPG/PKK'lı teröristlerin bölgeden çekilmesi için 150 saatlik süren tanınmıştı.”

Barış Pınarı Harekatı'nın başlamasından önce ve başladığı ilk günden beri Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu, harekatın milli güvenliğe tehdit unsuru oluşturan YPG/PKK'lı teröristlere yönelik gerçekleştirildiğini ve dünyanın pek çok ülkesinde mülteci konumuna düşmüş olan milyonlarca Suriyelinin vatanlarına dönebilmeleri için güvenli yerleşim alanlarının oluşturulmaya çalışıldığını tüm mecralarda duyurdu. Nitekim Türkiye en başından beri Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyan ve tek başına 3 milyon 600 binden fazla Suriyeliyi barındıran bir ülkedir. Bugüne kadar da Suriye'nin istikrara kavuşturulması için çaba sarf etmiş ve Suriyeli sığınmacıların güven içerisinde yaşaya bilmesi içinde tüm devlet imkanlarını sarf etmiştir.  

Türkiye'de Suriyeli sığınmacıların barınması için kurulmuş olan bir yerleşim alanı.

 

Türkiye'nin tüm çabalarına ve milyonlarca Suriyeliyi ülkesinde misafir etmesine rağmen dünya kamuoyu özellikle de Arap Birliği ülkeleri Türkiye'nin haklı gerekçelerini görmezden gelerek kendi çıkarları doğrultusunda birbiri ardına açıklamalar yaptı. AB ülkeleri ve ABD açık bir şekilde, uzun yılar boyunca terör örgütü statüsünde olan PKK'nın Suriye kolu olan YPG terör örgütünü desteklemeyi sürdürerek Türkiye'nin terörle mücadele kapsamında başlattığı askerî harekâtı durdurmak için ellerinden geleni yaptı. Harekât sırasında birbiri ardına yaptırım kararları ve karalama kampanyaları yürüten ülkelerin başında ise 8 yıldır Suriye iç savaşına karşı tek bir ses dahi çıkarmayan Arap Birliği ülkeleri yer aldı. 

Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından beri bölge istikrarsızlığını koruyor. Tüm dünyanın gözleri önünde on binlerce insan hayalarını kaybederken milyonlarca insan da yerlerinden edildi. Suriye'nin demografik yapısının temelini Araplar oluşturmasına ve ölen-yerlerinden edilen milyonlarca insanın Arap olmasına rağmen bir tek ses dahi çıkarmayan Arap Birliği ülkeleri, bölgenin istikrarı ve sığınmacı konumuna düşen milyonlarca Suriyelinin güvenle yerleşim alanlarına dönebilmesi için çaba sarf eden Türkiye'ye karşı küstahça açıklamalar yaptı. 

Arap Birliği tarafından yapılan açıklamalar  

Harekatın başlamasının ardından Arap Birliği Mısır'ın çağrısıyla olağanüstü toplandı. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebul Geyt; Türkiye'nin bölgedeki tek amacının terör koridorunu temizlemek olduğunu defalarca dile getirmesine rağmen Harekâtı 'egemenliğe saldırı' olarak yorumladı. Harekata karşı yapılan daha önceki açıklamalarda ise harekatın 'kabul edilemez' olduğu açıklanmış ve birlik olarak Türkiye'ye yaptırım yapılması kararı gündeme getirilmişti.  
Kamuoyunun bilinçaltında Katar ve Türkiye gibi mevhum düşmanlar yaratmak amacıyla askerî harekâtı "Arap topraklarını hedef alan" bir askeri harekatmış gibi gösterme gafletine düştüler. Nitekim Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Enver Gargaş tarafından Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı “bir Arap devletinin egemenliğine karşı açık ve kabul edilemez bir saldırganlık” olarak nitelendiriyor. 

Arap Birliği ülkelerin açıklamalarına rağmen Türkiye yürütmüş olduğu politikalardan geri dönmeyerek politikalarındaki kararlığını sergilemeye devam ediyor. Coğrafyanın istikrarını savunan ve bölge halkı için adaletli bir nizam temenni eden Türkiye’nin aksine Arap Birliği ile ilgili tarihe not düşülmesi gerek pek çok konu mevcuttur. 

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinin öncü müdafilerinin Suudi Arabistan, BAE ve Mısır olduğu her kesim tarafından bilinmekte. Diğer taraftan aynı duyguyla bu rejimlerin, İsrail’in 1982-2006 yıllarındaki Lübnan’a ve 2008-2009 yıllarındaki Gazze’ye gerçekleştirdiği saldırıları durdurmak için hiçbir şey yapamadığı tüm İslam camiası tarafından biliniyor. Yemen savaşının uzadıkça uzaması, Güney Sudan’ın ayrılmasına yol açan Sudan iç savaşına yönelik tavırları ve yine aynı şekilde, 1991 yılında Somali iç savaşındaki tutumları iki yüzlülüklerini ortaya çıkarmıştı.  

Bugün de etnik kimlik üzerinden Türkiye’ye saldırmaya çalışan Suudi Arabistan, BAE ve Mısır çok kanlı ve iki yüzlü bir tarihe sahiptir. Bir taraftan Arap halklarının önderliğine soyunan bu rejimler diğer taraftan da Sünni kimliğini kullanarak coğrafyada bölge dışı devletlerin ve terör örgütlerinin at koşturmasına göz yumuyorlar. Nitekim uzun süredir bölgede palazlanmış olan YPG/PKK’lı teröristlere ses çıkarmayan rejimler bugün bu terör unsurlarına karşı mücadele eden Türkiye’ye karşı son notaya kadar seslerini yükseltiyorlar. 

Sonuç olarak bölgeyi istikrarsızlaştırma çalışmalarına ve coğrafya halklarına birbirlerine kırdırma çabalarına rağmen Türkiye, bölgenin istikrarının ve coğrafya insanının yanında olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye Arap dünyasının doğal bir müttefiki ve Arap halklarının tek destekçisidir. Kaotik ortamda dünyada iyilik için çalışan bir güçtür ve coğrafyaya yönelik politikalarıyla değer odaklı bir yaklaşıma sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan ötürü anti-barış ve istikrar yanlısı rejimlerin çabaları hiç kimseyi inandırmamaktadır.