Arap Nato’su fikri hayata geçebilir mi?

ABD başkanı Trump’un  önerisiyle ”İran”a karşı kurulması planlanan “Arap Nato”sunun, Mısır’ın yapılan toplantıya katılmaması nedeniyle akıbetinin “İslam Ordusu” gibi olup olmayacağı bilinmezliğini koruyor.

Arap Nato’su fikri hayata geçebilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump'ın Körfez ülkeleriyle Ürdün ve Mısır'ın katılacağı askeri ve siyasi bir ittifak planı olduğu haberi “İslam NATO'su” adı da verilen “İslam Ordusu” projesini hatırlattı.

Bazılarını kısa süreliğine heyecanlandıran “İslam Ordusu” gibi “Arap NATO'su” adı verilen bu yeni projenin de tam olarak ne olduğu ve ne işe yarayacağı bilinmiyor.

NATO gibi olması hedefleniyor

İttifakın ülkeler arasında füze savunması, askeri eğitim, terörle mücadele ile bölgesel ekonomi ve diplomatik bağların güçlendirilmesi gibi diğer konularda daha derin bir işbirliği öngördüğü söyleniyor. Amacının da “İran'ın bölgedeki etkinliğini kırmak ve yayılmasını engellemek” olduğu iddia ediliyor.

Ölü doğdu

Katar krizi çözülmeden Körfez ülkeleri arasında siyasi ve askeri işbirliğinin nasıl sağlanacağı meçhul. Körfez İşbirliği Konseyi'ni oluşturan altı Arap ülkesinden Umman'ın ve hatta Kuveyt'in İran'ı hedef alacak bir oluşumun içinde yer alması neredeyse imkansız.

Kuveyt ve Çin ilişkilerini “stratejik ortaklık” olarak tanımlaması, Suudi Arabistan - Birleşik Arap Emirlikleri ekseninden uzak durmaya, baskılara karşı kendini güvence altına alma arayışı olan bir Kuveyt’in  ürünü. Dolayısıyla Körfez'i “altı ülkeden müteşekkil bir bütün” olarak görmek isabetli bir yaklaşım olmaz. Arap Birliği içinde ortak bir Arap ordusu kurulması fikri zaten vardı. Mısır, bu fikrin en hararetli savunucularındandı. Fakat o proje gerçekleştirilemedi.

Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn dörtlüsü Mursi'nin devrilmesinden bu yana birçok konuda birlikte hareket etse bile tam anlamıyla askeri bir ittifaktan söz etmek zor. Örneğin,Yemen'de Körfez koalisyonunun yanında Mısır askerinin değil Sudan askerinin savaştığını görüyoruz. Trump yönetiminin “Arap NATO'su” girişiminin Amerika için daha çok silah satışı demek olduğunu söylemeye gerek yok. Fakat bu adımın bir başka hedefi daha var. Eğer proje hayata geçerse, İsrail ve bölge ülkeleri arasında “Yüzyılın Anlaşması” adıyla oluşturulmaya çalışılan ittifakın askeri ayağını teşkil edeceğini söyleyebiliriz. “Yüzyılın Anlaşması” projesinin bizzat kendisinin başarıyla uygulanabileceği şüpheli. Çünkü Gazze Şeridi direnmeye devam ediyor. Katar ve Kuveyt gibi ülkeler projeye destek vermeye ikna edilebilmiş değil. Türkiye'nin öncülük ettiği ciddi bir direnç var. Daha da ötesi, projenin mimarlarından Trump'ın Yahudi damadı ve başdanışmanı Jared Kushner ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın arasının son günlerde pek de iyi olmadığı iddia ediliyor. Kushner, Muhammed Bin Selman'ı bugünkü konumuna kendilerinin getirdiğini ve dolayısıyla Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nden istedikleri her tavizi koparabilecekleri düşüncesinde. Trump'ın damadının Yüzyılın Anlaşması'nda bazı noktalara itiraz eden Riyad'a bu nedenle öfkeli olduğu ve hayal kırıklığı yaşadığı söyleniyor. Tüm bu yaşanan gelişmeler ile ilgili olarak, Türkiye ile arası açılan ABD’nin, bölgede kendine yeni bir müttefik bulma çabası olarak da bakılabilir. Çünkü bölgede Türkiye’nin alternatifi olabilecek başka bir ülke yok. Böyle bir girişimin Arap Nato’su üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etme çabalarının bir sonucu olarak görülüyor.