Aramco saldırısı sonrası Rusya’nın konumu

Saudi Aramco’nun petrol rafinerilerine yapılan drone’lu saldırıdan sonra, Rusya bölgedeki varlığını hissettirmeye başladı. Moskova’yı yakından takip eden uzmanlara göre Rusya’nın niyeti çok açık. Konu ile alakalı Rusya ve Avrasya programından araştırmacı Mathieu Boulegue: ''Rusya, kendisini Ortadoğu’da sistemik bir aktör olarak konumlandırmaya çalışıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Aramco saldırısı sonrası Rusya’nın konumu

Reuters'ın bir analiz haberine göre, Suudi Arabistan’ın 14 Eylül günü petrol tesislerini hedef alan ve Riyad’ın petrol üretiminin yarısını kaybetmesine yol açan saldırılardan bu yana bölgede olası bir denge değişikliğine karşı kendisini ustalıkla konumlandırmaya çalışan ülkelerden biri Rusya oldu. Saldırıların üzerinden henüz birkaç saat geçmişken, Moskova’nın devlet yönetimindeki silah ihracatçısı Ortadoğu’daki ülkelere yeni drone-savar silah sistemleri satmak üzere görüşmeler yapacağını açıklayarak ABD’nin uzun süredir egemen olduğu bir silah pazarına yönünü çevirdi.

Önümüzdeki ay Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini ziyaret edecek. Bu ziyaret Rus lidere bu ülkelerle Moskova arasındaki enerji ve petrol işbirliğini derinleştirme ve Rusya’nın Kasım ayında Dubai Havacılık Fuarı’nda sergilenecek olan drone-savar silah sistemi Pantsir’i tanıtma imkanı sağlayacak. Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yönelik saldırıların ardından yayınladığı basın açıklamasında Rus silah şirketi Rosoboronexport, “Dünyada yaşanan son gelişmeler keşif ve saldırılarda kullanılan insansız hava araçlarına ve diğer hava saldırı silahlarına karşı etkili mücadelenin öncelikli tesislerin korunmasında gittikçe daha önemli hale geldiğini gösterdi” ifadelerini kullanmıştı.

Voice of America’nın akdardığı bilgilere göre, Moskova’nın yaptığı bu manevralar büyük ölçüde fırsatçılığın bir yansıması olarak görülüyor. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, ABD’nin bölgedeki bir eksikliğini vurgulama ya da rakiplerini iğneleme fırsatını pek kaçırmıyor.

Ancak bu durum aynı zamanda, Moskova’nın Suriye’de Beşar Esat’ı verdiği destekle ayağa kaldırmakta oynadığı rolün üzerine daha fazlasını inşa ederek, hem İsrail hem de İran’la ilişki kurarak ve ABD’nin tüm itirazlarına rağmen NATO üyesi Türkiye’ye füze savunma sistemleri satarak bölgede nüfuzunu ve gücünü yansıtma çabasındaki özgüvenini de ortaya koyuyor.

Ankara’da 16 Eylül’de Türkiye ve İran liderleriyle birlikte yaptığı zirvenin ardından düzenlenen basın toplantısında, Suudiler'e Patriot füze savunma sistemi satan ABD’yi alaya alarak, Riyad’ın Moskova’dan silah sistemi satın alması gerektiğini söyleyen Rusya Cumhurbaşkanı Putin’in özgüveni son derece aşikardı.

Rus lider “Suudi Arabistan’ın bütün siyasi liderlerinin yapması gereken, tıpkı İran’ın S-300 füze sistemi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da S-400 savunma sistemi satın alarak yaptığı gibi akıllı bir karar almak” demişti.

Rusya bölgede vazgeçilmez olmak istiyor

Moskova’yı yakından takip eden uzmanlara göre Rusya’nın niyeti çok açık. Londra’daki Uluslararası İşler Kraliyet Enstitüsü’ndeki Rusya ve Avrasya programından araştırmacı Mathieu Boulegue, “Rusya kendisini Ortadoğu’da sistemik bir aktör olarak konumlandırıyor. Bu da Kremlin’in bölgede irili ufaklı her türlü soruna dokunacağı anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Her yerde olmak ve vazgeçilmez bir aktör olabilmek için her şeye müdahale etmek istiyor” diyen Boulegue, Rusya’nın bölgede kuralları koyan bir güç olmayı amaçladığını belirtiyor.

Rusya’nın manevra alanı genişledi

Bu, Putin’in 2015 yılında Suriye’ye asker göndermesinden bu yana devam eden bir süreç olsa da, önce Obama’nın Suriye’de Esat rejiminin kimyasal silah kullanmasına rağmen daha büyük bir rol oynamayı reddetmesi, daha sonra da Trump’ın sert konuşup bölgede harekete geçmekten kaçınmasıyla birlikte ABD’nin bölgeden el çekmesinin ardından güç kazanmış durumda.

Bunun en son örneği, Trump’ın İran’ı sorumlu tuttuğu Suudi Arabistan saldırıları oldu. Önce misilleme için “vurmaya hazırız” deyip daha sonra güçlü bir karşılık vermekten kaçınan Trump bunun yerine Tahran üzerindeki yaptırımları sıkılaştırma kararı almıştı.

ABD Suudiler için güç kullanır mı?

Bu da ABD’nin en yakın Arap müttefiki olan Riyad’ı savunmak için askeri gücünü kullanmaya hazır olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Genel Direktörü Yardımcısı Kori Schake de “Suudilerin yerinde olsam, ABD’den daha güvenilir birini bulmak için hem Pekin’i, hem de Moskova’yı kendime yol yaparım” değerlendirmesini yaptı.

Schake, “Rusya’nın Suriye’de yaptığı yatırımın meyvesini alabileceği fırsatlar var. Batıdaki ülkelerin alamadığı riskleri almaya hazır olduklarını göstermesi şu anda Suudi Arabistan’ı rahatlatabilecek bir adım olabilir” yorumunda bulunuyor.

Çok sayıda uzman bu durumun Putin’in, 1950’lerden bu yana ABD’nin Körfez bölgesinde üstlendiği ana güvenlik garantörü olarak yerini alma girişiminden uzak olduğunu vurguluyor. Uzmanlar Putin’in kendi ülkesi içinde de sorunlar yaşadığını, yaşam satandardını yükseltme ve ekonomiyi çeşitlendirme konusunda baskı altında olduğunu vurguluyor.

Ancak yaşanan gelişmeler dünyaya Rusya’nın jeopolitik erişimini muhafaza ettiğini ve harekete geçmeye hazır olduğunu da hatırlatıyor.

Pragmatik açıdan AB-Rusya ilişkileri

Geçtiğimiz haftalarda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa ve Rusya’nın birlikte daha yakın çalışması gerektiğine yönelik çağrılarda başı çekmiş ancak Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin ardından uygulanan AB yaptırımlarının Rusya Ukrayna ile anlamazlığını çözmek amacıyla adım atana kadar kaldırılmayacağının da mesajını vermişti.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian yaptığı açıklamada “Stratejik ve ekonomik düzeyde ortak olması gereken Rusya ve Avrupa arasındaki güvensizliğin azaltılmasına yönelik çalışma zamanı artık gelmiştir” ifadelerini kullanmıştı.

Bu görüş Financial Times gazetesine göre, AB’nin Moskova Büyükelçisi’nin AB liderlerinin Rusya ile ilişkilerde pragmatik olmaları gerektiğini söylediği diplomatik bir yazışmada da kendisini gösterdi.

AB’nin dönem başkanı olan ve Rusya ile 1340 km’lik sınırı paylaşan Finlandiya bir süredir benzer bir çizgide mesaj vererek Moskova ile yakınlaşmanın yalnızlaştırmaya kıyasla uzun vadede daha fazla fırsat sunduğunu savunuyor.

Polonya ve Baltık devletlerinin muhalefeti düşünüldüğünde, AB tarafının duruşunda kısa sürede bir değişiklik ihtimali çok yüksek değil. Ancak Avrupalı yetkililere göre Rusya konusunda daha pragmatik bir yaklaşıma destek verenlerin sayısı da artıyor.

ABD’nin tutarsızlığı Rusya’ya yarıyor

Moskova bu açıdan bakıldığında üç kritik cephede ilerleme sağladığı hissini yaşayabilir: Çin’le ticaret ve yatırım ilişkilerini genişletmek, Ortadoğu’da nüfuzunu hissettirmek ve Avrupa’da ilişkilerini yeniden inşa etmek.

Analistlere göre, bu durum son dönemde enerjisini Çin’le ticaret savaşına odaklayan Trump yönetimi açısından da ABD çıkarlarının söz konusu olduğu bölgelere tam olarak müdahil olunmamasının beraberinde getirdiği tehlikeyi hatırlatıyor.

Washington Enstitüsü uzmanlarından Anna Borshchevskaya, bu ay kaleme aldığı makalelerinden birinde Suriye’ye atıfta bulunarak “Bölgedeki Rus deneyimi boşluk bırakmanın ve belirsiz bir duruş sergilemenin bedelini açık şekilde gösteriyor. ABD Moskova’ya meydan okuma konusunda risk almaktan fazla kaçındığı için Rusya kazanım elde ediyor” değerlendirmesini yapıyor.