AP seçim sonuçları ne anlama geliyor?

2014 seçim sonuçlarına damga vuran Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra,  Avrupa Birliği'nin 21 üye ülkesi, aşırı sağ ve popülizm söylemlerinin gölgesinde yine sandık başına gitti. Resmi olmayan seçim sonuçlarına göre ana akım geleneksel siyasi partiler erirken, AB karşıtı aşırı sağ partilerin birçok ülkede önemli oranda oy elde ettikleri görülüyor. AB’ye üye 21 ülke genelinde oy kullanma oranı yüzde 51’le son 20 yılın en üst seviyesine çıktı. 2014’teki seçimlerde bu oran yüzde 43’tü.

AP seçim sonuçları ne anlama geliyor?

2014 seçimlerinde yüzde 43 olan Avrupa geneli seçimlere katılım oranı yapılan kampanyalar, çağrılar ve yoğun çaba neticesinde bu seçimlerde yüzde 51'e yükseldi. Bu oran AP seçimlerinde son 20 yılın en yüksek oranı oldu.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde parlamentonun çoğunluğunu oluşturan merkez sağ ve merkez sol partiler çoğunluğu kaybetti. Seçimlerde, Liberallere, Yeşiller’e ve Milliyetçilere artan oranda destek dikkat çekti. Geleneksel blokların yeni ittifaklara ihtiyacı olacakken, Avrupa Birliği yanlısı partilerin yine çoğunlukta olması bekleniyor. Öyle ki 2014’teki seçimlerde 221 koltuğa sahip olan Avrupa Halk Partisi'nden (EPP) grubunun koltuk sayısı kesin olmayan sonuçlara göre 179’a, 191 koltuğa sahip olan S&D parti grubunun koltuk sayısı 150’ye düştü. Bu sonuçla iki siyasi parti grubu AP tarihinde ilk defa birlikte çoğunluğu sağlayamayacak duruma geldiler.

Seçim sonuçlarında dikkat çeken bir diğer husus, aşırı sağ partilerin birçok AB ülkesinde ulaştığı oy oranı ve yükselişlerinin devamı oldu. İtalya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde AB karşıtı aşırı sağ partilerin seçimlerden birinci parti olarak çıktığı görülüyor. Bu artış kesin olmamakla birlikte, seçim öncesi anketlerin öngördüğünün gerisinde kalıyor.

Parlamentoda sandalyesini en fazla artıran grup ise Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) oldu. ALDE sandalye sayısını 42 artırarak 109 sandalye ile AP'nin en büyük üçüncü grubu oldu. ALDE 22 sandalye ile en fazla Fransa'dan AP vekili çıkardı. İngiltere'de ikinci sıraya yerleşen Liberal Parti de ALDE'nin AP'deki sandalyelerine önemli bir katkı verdi.

Aşırı sağ partilerin çok daha fazla yükseliş göstereceği beklenirken sonucun beklenenin altında kalmasının sebebi ise seçime katılım oranı oldu. AB yanlısı aktörlerin her seçim döneminde oldukça düşük seyreden katılım oranını yükseltmek için göstermiş olduğu çabalar ve kampanyalar 2019 seçimlerinde meyvesini verdi. Öyle ki 2014 seçimlerinde yüzde 42’de kalan katılım oranı bu seçimlerde yüzde 51’i geçerek son yirmi yılın en yüksek oranına ulaştı.

1994'ten bu yana en yüksek katılım oranı yüzde 50,95 ile kıta genelinde gerçekleşti. Oy kullanma zorunluluğu olan Belçika ve Lüksemburg ilk iki sırayı yüzde 89 ve 84 oranı ile aldı. İspanya (yüzde 64,3), Avusturya (yüzde 59), Almanya (yüzde 61,5) ve Danimarka (yüzde 66) katılımın en çok arttığı ülkeler arasında yer aldı.

Slovakya son seçimde yüzde 13'lük katılım oranıyla tarihe geçmişti. Bu seçimde yüzde 22,7 ile yine katılım oranı en düşük ülkelerden biri oldu. Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Hırvatistan da katılımın yüzde 30'un altında kaldığı ülkelerdendi. İngiltere'de ise katılım yüzde 37'de kaldı. Bu, yüzde 35,6'lık son katılım oranının biraz üzerinde oldu.

Seçim sonuçları parlamentoyu etkiler mi? 

Seçim sonuçlarından sonra parlamento oldukça parçalı bir hale geldi. Merkez sağ EPP ile merkez sol S&D gruplarının Parlamento tarihinde ilk defa birlikte çoğunluğu sağlayamamaları büyük oranda dikkat çekti. Bu durum AB’nin geleceğini belirleyecek kararların alınmasında küçük partilerin oldukça stratejik öneme sahip olabileceğini akıllara getiriyor. 

Liberal grup ALDE ve Yeşillerin bu sene almış oldukları oy oranlarıyla, çoğunluğun sağlanması ve komisyonların oluşturulmasında söz sahibi hale geleceği görülüyor. Fransa'da ve Almanya'da Yeşillerin oyunu ciddi şekilde artırmış olması, bu ülkelerin birlik içerisinde lokomotif pozisyonları ve ağırlıkları göz önünde bulundurulduğunda grubun beklenenden daha fazla etkili olacağı görülüyor. 

Seçimlerden önce oldukça sık konuşulan Demokrat Sağ Partilerin, Aşırı Sağ Partiler ile ittifak yapması mümkün gözükmüyor. Bu durumun gözlenmesi için biraz zaman gerekiyor.

Seçimlerin Avrupa Birliği'ne etkisi

AP, AB’nin bütçesini ve politikalarını denetlediği ve 512 milyon kişinin hayatını etkileyen kararlar aldığından seçim sonuçları Birlik’in geleceği açısından oldukça önemli.

Aşırı sağ partilerin parlamentoda güç kazanmaları durumunda, bu partilerin AB’nin dış ticaret gündemini etkilemeye, Birlik’in mülteci politikalarını değiştirmekten daha lokal konularda benzer partilerin stratejik ittifaklar izleme yoluna kadar bir çok noktada rol alacağı seçimlerden önce belirtiliyordu. Aşırı sağ partilerin AP içinde etkinliklerini artırarak devam ettirmeleri bu konularda karar alırken yapılacak tartışmaların seviyesini arttıracak gibi görünüyor.

Aşırı sağ partilerin,  AB'nin dış politikasına müdahale edeceğinden, Eurozone bölgesi reformlarını şekillendireceğine, hukukun üstünlüğü gibi değerleri aşındıracağına dair endişelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini de zaman gösterecek.

Yeşiller’in büyük başarısı 

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşiller, Fransa, Almanya ve İngiltere’de ciddi kazanımlar sağladı. 2014 seçimlerinde koltuk sayısı 57 olan yeşiller oy oranını 70’e yükseltti. Bu kazanımda, seçmenlerin iklim değişikliği konusundaki giderek artan kaygılarının rol oynadığı yorumları yapılıyor. Son aylarda da bu konuda büyük çaplı öğrenci protestoları düzenlenmişti.

Yeşiller'in başarısının yanı sıra Liberaller'de de büyük oranda başarı sağlanmıştır. Bu iki grubun liberal değerlere bağlı olmaları ve AB tarafı bir yön izlemeleri bazı kesimlerin AB’nin geleceğine dair ümitlerini oldukça arttırıyor. 28 AB üyesi ülkeden 23’ünde AB projesini destekleyen partiler seçimleri ilk sırada tamamlasa ve aşırı sağ partiler anketlerin öngördüğü kadar oyunu artıramasa da Parlamentonun oldukça parçalı ve bölünmüş bir yapıya sahip olması ve aşırı sağın Fransa, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde ulusal siyaseti istikrarsızlaştırmaya devam edeceği gerçeği, AB’nin geleceğine dair karamsar analiz ve yorumların yeni dönemde de süreceğini göstermektedir.