Antibiyotik kullanmak hayat kurtarır mı?

Antibiyotiklere karşı direnç, küresel bir sorun haline geldi. Tıptaki yanlış uygulamalar ve gereksiz antibiyotik kullanımı, insanın bağışıklık sistemini bozarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direncini artırıyor. Uzmanlar, “antibiyotik sonrası dönem”in yaklaştığına işaret ederek, enfeksiyon ve küçük yaralanmaların bile ölümcül olabileceğine dikkati çekiyor.

Antibiyotik kullanmak hayat kurtarır mı?

Antibiyotik farkındalığı yaratmak için Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim köprüleri kırmızıya büründü.

Etkinlik konusunda bilgilendirmede bulunan Hasta ve Sağlık Çalışanı Güvenliği Platformu Lideri Prof. Dr. Serhat Ünal, "Gerekmediği halde hastanın doktoruna antibiyotik yazması için ısrarcı olması, antibiyotik direncini olumsuz yönde etkiliyor. Bu sebeple öncelikle vatandaşların bu konuda bilgilendirilmesi gerekli" uyarısını yaptı. 

Farkındalık oluşturmaya çalışmak güzeldi ama köprülerin kırmızıya boyanması, sorunu çözecek miydi?

Köprülerin kırmızı ışıkla renklendirilmesi üzerine Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bir yazı kaleme aldı. Küçükusta, kendi internet sayfası üzerinden yayımladığı yazısında, antibiyotik, antibiyotik direnci konusunda hatırlatmalar yaptı. 

Küçükusta yazısına, “Son senelerde toplumda tıbbi bir problem/hastalık hakkında farkındalık yaratmak için köprülerin farklı renklerle ışıklandırılması modası başladı. Ben bu tür Amerikan usulü propagandaları sadece ‘dostlar alışverişte görsün’ kapsamında 'beyhude bir iş, zaman ve para kaybı' olarak değerlendiriyorum” şeklinde başladı.

“Nasrettin Hoca gibi karanlık ahırda kaybettikleri anahtarı ahırın dışında arıyorlar” değerlendirmesinde bulunan Küçükusta, yazısına şöyle devam etti:

“Antibiyotik direncinin sebebi halkın antibiyotik yazdırma ısrarı olsaydı mesele kolayca halledilirdi. Halkı antibiyotiklere her solunum yolu enfeksiyonuna, her ateşi olana, her sık idrara çıkana şakır şakır antibiyotik yazarak biz doktorlar alıştırdık. Bunun için de önce halkın değil, biz doktorların eğitilmesi gerekiyor.

Halka ‘gripten korunmak için aşı yaptırın’ fetvası verirken mutlaka aşı olmaları gerektiğini bildirdiğiniz -içinde doktorların da bulunduğu- sağlık çalışanlarının sadece yüzde 4,3' ü grip aşısı yaptırıyorsa aşıyı halka benimsetmenin mümkün olmaması gibi, antibiyotik direncini de halkın ısrarına bağlayarak çözmeye çalışmak aynı neticeyi doğuracaktır.”

ANTİBİYOTİK DİRENCİ ETKENLERİ

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “antibiyotik tedavisine başlamadan önce mutlaka kan kültürü testlerinin yapılması" genellemesinin üzerinde durulması gerektiğini de tavsiye ederek, antibiyotik direncinin sebeplerini şu şekilde açıkladı:

“Antibiyotiklere dirençli bakterilerin ortaya çıkmasında, tıptaki yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı kadar, besi hayvancılığında üretim artışı amaçlı antibiyotik kullanımı da suçludur. Antibiyotikler besicilikte, veterinerler tavsiyesiyle hayvanlardaki bir hastalığı tedavi etmek veya önlemek için değil, düşük dozlarda sağlıklı hayvanların yem veya suyuna karıştırılarak daha etli olmalarını ve fabrika ortamındaki şartların üstesinden gelmelerini sağlamak için kullanılıyor.

USA'da satılan antibiyotiklerin yüzde 80'inin besi hayvancılığında kullanıldığı dikkate alındığında antibiyotik direncinde halledilmesi gereken esas meselenin bu 'ticari antibiyotik kullanımının' engellenmesi olduğu da kolayca anlaşılacaktır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çiftçiler ve gıda endüstrisinin sağlıklı hayvanlarda büyümeyi teşvik ve enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi için rutin antibiyotik kullanımını durdurması gerektiği ikazında bulunuyor.

Esas amaçları daha çok ilaç satmak olan endüstrinin gereksiz antibiyotik yazılmasındaki payını ve pazarlama faaliyetlerini de görmezden gelmek doğru olmaz. Eksik ve yanlışlarından dolayı mesleğinin gerektirdiği bilgi ve tecrübeye sahip olmayan doktorların yetişmesine sebep olan, endüstrinin etkisi altındaki tıp eğitiminin de bu probleme katkısı dikkate alınmalıdır.

Bana göre, antibiyotik ve ilaçların gereksiz yazılmasında ‘defansif tıbbın’ tesiri de hafife alınamayacak kadar büyüktür.

Diş macunu, şampuan, kozmetik, el dezenfektanı gibi yüzlerce üründe bulunan antibakteriyel kimyasalların antibiyotik direnci gelişimindeki rolleri de unutulmamalıdır.”

KÜÇÜKUSTA’NIN TAVSİYELERİ

Bilim dünyasının antibiyotik direncinin önemini ve bunun halka anlatılmasını iki sene önce gündemine almasının, halktan önce tıp aleminin kendisinin farkındalık kampanyalarına ihtiyacı olduğunu düşündürdüğünü kaydeden Küçükusta, yıllarca önce yazdığı tavsiyeleri sıraladı:

“Hiç kimse doktor tavsiyesi olmadan antibiyotik kullanmamalı. Doktorlar antibiyotik yazarken iki kere düşünmeli. Antibiyotikler mutlaka reçete ile satın alınabilmeli. Eczacılar reçete olmadan antibiyotik vermemeli veya tavsiyede bulunmamalı. Hastalar antibiyotik yazdırmak için doktorlara baskı yapmamalı. Antibiyotikler mutlaka hekim tarafından yazılan doz ve sürelerde alınmalı. Hayvanlardaki antibiyotik kullanımı mutlaka kontrol altına alınmalı. Yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi için çalışmalara destek olunmalı ve teşvik edilmeli.”

Antibiyotiklere direncin çok mühim küresel bir mesele olduğuna işaret eden Küçükusta, “Tabii ki halkın ‘antibiyotik ısrarı’ asla kabul edilemez ama bunun antibiyotik direncindeki etkisi oldukça azdır. Esas mesele besi hayvancılığında antibiyotik kullanımının zapturapt altına alınmasıdır. Bizde de hem doktorları hem halkı bilgilendirecek, eğitecek kampanyalara çok ihtiyaç vardır. Doktorlar ve endüstri arasındaki menfaat sıfırlanmalıdır. Doktorlara ilaç tanıtımı ayıptır, tıp eğitimine hakarettir. Tıp eğitimi yeniden düzenlenmelidir; endüstrinin etkisi sıfırlanmalıdır. Doktorların hastalarını dinlemek, muayene etmek ve bilgilendirmek için yeterli zamanları olmalıdır. Defansif tıbbı ortadan kaldıracak tedbirler de şarttır. Halk, kendini tenkit etmeden suç veya kabahati doğrudan başkalarında arayanlara ne inanır ne de güvenir” bilgisini paylaştı.

ENFEKSİYONLAR BİLE ÖLÜMCÜL OLABİLİR

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) bulaşıcı hastalıklar konusundaki tıbbi danışmanlarından Ernestina Repetto, antibiyotik direncine ilişkin Ortadoğu’daki çalışmaları sonrası, şu bilgileri vermişti.

“Antibiyotik direnci dünya çapında yükselişte ama yeni bir olgu değil. Antibiyotiğin tarihçesine baktığımızda, antibiyotiğe karşı ilk direncin bundan 100 yıl önce görüldüğünü görebiliriz.

Vücudumuzdaki bakteriler hayatta kalmanın yollarını bulduğunda ve yeni antibiyotiklere direnç gösterdiğinde ‘antibiyotik direnci’ meydana gelir. Bu süreç kaçınılmazdır. Günümüzde bu kadar yaygın olmasının nedeniyse, zaman içinde bu bakterilerin direnç mekanizmalarını birbirleriyle paylaşmasından kaynaklanıyor. Bu da mevcut olguların artışına sebebiyet veriyor. Doktorlar mevcut antibiyotiklerle hastalara uygun tedavi seçenekleri sunmakta her geçen gün daha da zorlanıyor.

Araştırmacılar ve bilim insanları yeni antibiyotikler geliştirmeye devam etse de bu zaman alıyor. Bu süreçte bakteriler çok daha hızlı bir şekilde yeni direnç mekanizmaları geliştiriyor. Bu durum, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi yaygın hastalıkları veya enfekte olmuş yaraları tedavi etmemizi her geçen gün zorlaştırıyor. Acil önlem alınmadığı ve mevcut sağlık politikaları değiştirilmediği takdirde, hızla ‘antibiyotik sonrası döneme’ gireceğiz. İşte o zaman yaygın enfeksiyonlar ve küçük çaplı yaralanmalar yine ölümcül olabilir.”

 ANTİBİYOTİK NEDİR?

İskoçyalı Aleksander Fleming, ekmekteki yeşil küflü bölgede bakterilerin yaşayamadığını fark eder ve 1829 yılında mucize ilaç olarak adlandırılan penisilini keşfeder. İlerleyen süreçte araştırmacılar penisilini saflaştırarak 1940’lı yıllarda bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılmasını sağlar.

Antibiyotiklerle ilgili doğru bilinen en büyük yanlış ise virüs kökenli hastalıkların tedavisinde de kullanılmasıdır. Virüs kaynaklı nezle, grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklara antibiyotik içeren ilaçların hiçbir etkisi yoktur. Sanıldığının aksine ateş düşürücü etkiye sahip değildir.

Antibiyotik kullanımı doktor tarafından hastanın özelliklerine, ilacın etkisine ve hastalığı oluşturan bakterinin yapısına göre önerilir. Doktor hastalığın tedavisinde kullanacağı antibiyotiğe karar vermek için hastaya duyarlılık testi uygular. Duyarlılık testinin olmadığı durumlarda ise hastanın klinik bulgularını değerlendirir ve bulguları tecrübesi ile birleştirerek en doğru antibiyotik tedavisini seçer.

Bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde hayati öneme sahip olan antibiyotik, yan etkileri nedeniyle gereksiz kullanımdan kaçınılması gereken bir ilaç çeşididir.