Algı oyunlarına yenik düşmeyin

Türkiye’de son on yılda kadın cinayetlerinde ciddi oranlarda artış gözleniyor. 2015'te 303, 2016'da 328, 2017'de 409 kadın öldürülürken 2018 yılında 440 kadın cinayete kurban gitti. Kadın cinayetlerinin basın ve sosyal medya tarafından algı malzemesine dönüştürülmesi, toplum içerisinde nefreti körüklüyor.

Medya organlarından eğlence programlarına, Talk Showlara kadar tüm platformlar da uzun yılardır sürdürülen bir algı yönetimi var. Herkesi aynı kefeye koymaya çalışan birini yücelten, diğerini hedef gösteren bu programların etkisi, son 5 yıldır sosyal medya platformlarının gelişmesi ve onların kullanıcı sayısını artırmasıyla birlikte daha da çoğaldı. Özellikle aile içi şiddet olaylarında, kadına yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemlerinde medya organları ve eğlence programları aracılığıyla sadece başörtülü kadınların şiddete maruz kaldığının yansıtılması toplum içerisinde başörtülü kadınları zan altında bırakırken bakışların da değişmesine neden oluyor.

2010 yılından beri işlenen cinayetler arasında kadın cinayetlerinin her yıl artış göstermesi, sosyal medyada bireylerin hızlı etkileşime geçmesi sonucu çığ gibi büyüyen bir tepkiye sebep oluyor. Art niyetli medya kurumlarının ve freelancer (serbest) olarak çalışanların algı yönlendirmeleriyle de hedef gösterilenlere karşı toplumda içten içe bir önyargı oluşuyor. 

Algı, dikkatleri bir şeye çekerek onu öne çıkartma, kavratma işlemidir. Algı yönetimi, kitleleri istenilen görüşler doğrultusunda yönlendirmeyi ve hareketlendirmeyi amaçlar. Bireylerin tutum ve davranışlarını, tarafsız düşünme yetilerini etkilemeyi hedefler.

2018 yılında kadın cinayetleri geçtiğimiz yıllara göre daha da arttı. 2015'te 303, 2016'da 328, 2017'de 409 kadın öldürülürken 2018 yılında 440 kadın cinayete kurban gitti. Bağımsız çalışan platformların verilerine göre ülkemizde 2018 yılında ulusal ve yerel gazete verilerine göre 440 kadın öldürüldü, 317 kadınsa cinsel şiddete maruz kaldı. Kadın cinayetlerinin yüzde 85’ini kocalar, sevgililer, eski eşler, ayrılmak istedikleri sevgililer işledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) paylaştığı verilere göre ceza infaz kurumuna 1 Ocak – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında giren hükümlüler eğitim durumu ve işlenen suç sırası itibariyle değerlendirildiğinde; okuryazar olup bir okul bitirmeyenlerde yüzde 30,1, okuma yazma bilmeyenlerde yüzde 25,6, ilköğretim mezunlarında yüzde 21,9, ortaokul ve dengi meslek okulu mezunlarında yüzde 18,6, ilkokul mezunlarında yüzde 13,9 ile hırsızlık suçu, lise ve dengi meslek okulu mezunlarında yüzde 13,3 ve yükseköğretim mezunlarında yüzde 10,5 ile yaralama suçu ilk sırada yer aldı.

TÜİK’in paylaştığı verilere göre, Türkiye’de her kesim suça meyilli olabilirken, her kesim de şiddete maruz kalabiliyor. Fakat medya organlarının algı yönetimi ve hit için haber üretmeleri şiddete maruz kalan tarafın başörtülü kadınlar olduğu, şiddeti uygulayan tarafın da eğitimsiz insanlar olduğunu gösteren içerikler yayınlaması, algı yönetiminin en belirgin örneğidir. Diğer taraftan kadın cinayetlerinin sorumlusu olarak ‘Gelenek’ gösteriliyor. Neticede zihinlerimizde Türkiye’de her dakikada bir kadının cinayete kurban gittiği ve cinayetin ‘Geleneklere’ bağlı kişilerce işlendiği gibi bir algı oluşturuluyor.

 

Yukarıda yer verilen raporlarda da görüldüğü üzere yıl bazlı olarak Türkiye’nin bazı bölgelerinde işlenen cinayetlerde düşüşler yaşanırken bazı bölgelerde de artış yaşanmıştır. Yani Türkiye’de işlenen kadın cinayetleri bölge bazlı olarak işlenmemektedir. Aksine toplum içinde yer etmiş olan yargıların tamamen dışında. İl bazlı kadın cinayetlerinde de büyük şehir kadın cinayetlerinin en fazla işlendiği yerlerin başında geliyor.

Medya organlarının bireylerin düşüncelerini yönlendirmesi televizyon programlarına da taşınmış durumda. Öyle ki; özel bir televizyon kanalında düzenlenen programda aile içi şiddet konusuna yer verildi. Programda şiddete maruz kalan kadın rolüne bürünen oyuncunun kapalı oluşuna ilişkin kıyafetleri manipülasyonu akıllara getirdi. Çünkü, dilencilerin toplumun dini duygularını nasıl sömürdüğünü göstermeye yönelik gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırmasında da dilenci rolüne bürünen kişinin kıyafetleri de dinimizi temsil eden kıyafetler ile aynı doğrultuda insanların algısını etkilemeye yönelikti. Her iki örnekte de oyuncular kapalı bir kadın rolüne bürünmüştü. Alttan alta algı oyunu üzerine kurgulanmış olan hem televizyon programı hem de kamuoyu araştırmasında, izleyicilerde şiddete maruz kalanların başörtüsü takan kadınlar olduğu hissi uyandırılmaya çalışıldı. 

Yine kadın cinayetleri denince, öyle bir algı oluşturuluyor ki akla ilk gelen Doğu ve Güneydoğu Anadolu illeri oluyor. Oysa yılda bir milyon kişi başına düşen kadın cinayetleri ile Iğdır, ilk sırada yer alırken Edirne hemen ikinci sırada yer alıyor; üçüncü ve dördüncü sıralarda Bayburt ve Denizli, beşinci sırada ise Nevşehir var. Oluşturulmak istenen algının aksine Doğu ve Güneydoğu illerinden Urfa, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt illeri ilk on içinde bile değiller.  

Türkiye’nin kadın cinayetleriyle anılması, nasıl gerçekçi değilse kadın cinayetlerinin daha çok Doğu ve Güneydoğu illerinde işlendiği ve şiddete maruz kalanların da başörtülü kadınlar olduğu da gerçeği yansıtmıyor. Türkiye hakkındaki olumsuz düşünceler her ne kadar Türkiye’ye karşıtı güçlerin ürünüyse Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yla ilgili düşünceler de bu bölgelere olumsuz bakışın bir sonucudur. 

Diğer taraftan manipülasyon amaçlı üretilen haberlerin ve televizyon programlarının sosyal medya platformları kullanıcıları tarafından sorgulanmadan paylaşılması sürü psikolojisine neden oluyor. Yanlış ve algı ürünü olan bilgilerin sınırsız-hızlı şekilde çoğunluk tarafından paylaşılması doğru olduğu zanının ortaya çıkmasına da sebebiyet veriyor.