Akdeniz krizi'nde son durum

Akdeniz son dönemlerde AB ve Türkiye için bir çıkmaz durumunda. Bunun başlıca ve en önemli nedenlerinden bir tanesi bölgenin enerji potansiyelidir. Söz konusu olan bölgenin sismik araştırmalar sonucunda elde edilen haritalarda çok büyük hidrokarbon rezervlerine sahip olduğu görülmüştür ve buna ek olarak İtalyan doğal gaz şirketi ENİ’nin Mısır açıklarında doğal gaz bulması, Akdenize sınır olmayan birçok ülkeyi bölgeye çekmeyi başarmıştır.

Akdeniz krizi'nde son durum

Akdeniz bölgesindeki bir diğer çıkma ise kıta sahanlığının belirlenmesi noktasında yaşanıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) adanın tek hakimimiymiş gibi davranması ve bölgeyi 13 parsele ayırıp ruhsatlandırması olayı daha bir çıkmaza sokmaktadır. Fakat uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ve Uluslarası Adalet Divanı’nın kıta sahanlığına dair geçmişte vermiş olduğu kararlar Türkiye’nin bölgeye dair olan hamlelerini meşrulaştırmaktadır. 

Örnek olarak; Libya-Malta UAD davasında mahkeme ana kara devletinin üstünlüğünü teyit etti. Hatta “kıyıların hemen yakınında bulunan adaların kıyının genel istikameti saptanırken ihmal edilebileceği veya tam etki tanınmayabileceği” (UAD, 1982, s. 63,85, 88-89) belirtildi. UAD’nın Libya-Malta davasında vermiş olduğu karar büyük, bölgenin geleceği için önem arz etmektedir.

Akdeniz’in Türkiye ve AB için önemi

Akdeniz’de uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını kullanan Türkiye, yapmış olduğu hamleleri bu haklar doğrultusunda yaptığını dünya kamoyuna her mecrada açıklamaktadır. Bölgede bulunan enerjinin Türkiye’ye onlarca yıl kesintisiz bir şekilde enerji sağlayabilecek olması, cari açığının büyük bir bölümünü enerjide dışa bağlımlı olmasından ötürü veren Türkiye için, büyük önem arz etmektedir. Türkiye’nin 2013 ve 2017 yılları arasında enerjiye toplam 213 milyar dolar harcaması ve enerji piyasalarındaki spekülatif dalgalanmalar göz önüne alınırsa bölgenin Türkiye için önemi daha net anlaşılmaktadır.

Akdeniz bölgesinin Avrupa Birliği için olan önemi Türkiye’den farklı değildir. Enerjide tamamen dışa bağımlı olan AB için de bölge büyük önem arz etmektedir. 28 üye ülkeden oluşan AB, 17,3 trilyon dolarlık ekonomisi ile dünya ekonomisinden yaklaşık %21 pay alan devasa bir ekonomi. Bu devasa ekonominin enerjiye olan bağımlılığı, enerji temin noktasında Rusya ve güzergahında da Türkiyenin olması AB için kaçınılmaz bir realitedir. Enerjide dışa bağımlılığından ziyade Rusyaya bağımlı olması kısıtlama olarak görünmektedir. 

Türkiye’nin Akdeniz Bölgesinde Yapmış Olduğu Hamleler

Sismik araştırmalar yapıp bölge haritasını çıkarmak amacıyla 2018 yılının başlarında Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemilerini Akdenize gönderen Türkiye, Haziran 2018’de de derin sondaj çalışmaları için ilk aktif sondaj gemisi olan Fatih’i bölgeye gönderdi. Bu hamlelerinin ardından Yunan ve Rum tarafı Türkiye’ye karşı sert söylemler dile getirdi. Türkiye’nin bölgedeki hamlelerini son olarak 20 Haziran 2019 tarihinde ultra özelliklere sahip derin deniz sondaj gemisi olan Yavuz’u göndermesi takip etti. İkinci sondaj gemisi Yavuz'un da Karpaz açıklarına ulaşması üzerine Rum kesimi, ardından AB'den de tepki gelmiş ve Dış Politika Yüksek Temsilciliği konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'ın batısında süregiden sondaj operasyonlarının başlamasından iki ay sonra planlanan ikinci sondaj operasyonu, Kıbrıs'ın egemenliğini ihlal ediyor" ifadeleri kullanılmıştı. Türkiye’nin bölgedeki hamlelerine karşı AB’nin bir dizi yaptırımlar alma kararı gündeme getirildi.