Afrika kıtasının küresel rekabetteki yeri

Kolonyal dönemde dünyanın odak noktası haline gelen ve sömürgeleştirilen Afrika kıtası, Makyevelist politika yaklaşımı ile Soğuk Savaş’tan sonra küresel rekabetin odak noktası haline geldi. Kısa sürede kıta ülkelerine dış yatırım artarken, borçlar da artmaya başladı. Afrika ülkelerinin üzerindeki borç yükü artarken, bu durumda akıllara ‘borç-tuzak diplomasisi’ni getiriyor. Günün sonunda devasa borçlar yüzünden Afrika ülkeleri zenginliklerini kaybedebilir.

Coğrafi keşifler ve sanayi devri ile birlikte sömürgeleştirilen Afrika kıtası bugün küresel rekabetin sahalarından bir durumda. Kıta ülkelerinin 20’inci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra bağımsızlıklarını kazanması sömürge döneminin bitişinin başlangıç noktası olmuştu. Sömürgeleştirme yeni bir temele bağlanırken, Batılı ülkeler kıtayı özel şirketler üzerinden sömürmeye başladı. Fakat bugün gelinen noktada Afrika’nın zengin maden yataklarından, uluslararası örgütler içerisindeki konumundan, iş gücü potansiyelinden ve stratejik konumundan faydalanmak isteyen ülkelerin sayısında ciddi artışlar yaşandı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dahil Batılı ülkelerin yanında Çin ve Rusya’da kıta üzerindeki küresel rekabet dahil olmuş durumda.

Batılı ülkelere alternatif olma iddiasındaki aktörlerin kıtada görülmesiyle birlikte Afrika’nın altyapısında iyileşme, iş olanaklarında artış, bazı ekonomilerde ortalamanın üzerinde bir büyüme kaydedilmiştir. Kıta üzerindeki Batı tekelinin kırılmasıyla Afrika devletleri için yatırım ve borçlanma açısından alternatifler giderek arttı. Afrika’ya yönelik artan yatırımlarla elitlerin sayısında artış yaşanırken, finansal destek ile birlikte gerçekleştirilen projeler de siyasilerin kendi dönemlerine ait icraat hanesine yazılıyor. Söz konusu dış yatırımlar ve borçlanmalar şu an için ‘win-win’ olarak görülürken, görünmeyen kısımda ’borç-tuzak diplomasisi’ yatıyor.

AFRİKA PASTASI

Küresel aktörlerin, sahip olduğu yer üstü ve yer altı zenginleri nedeniyle Afrika kıtasını bir pasta olarak görüp ve bu pastadan pay alabilmek adına rekabete girmesi, son derece tehlikeli ve sakat bir bakış açısını temsil ediyor. Sömürge döneminde çok ağır bedeller ödeyen ve halâ bu bedellerin izlerini silmekte zorlanan kara kıtanın Makyevelist politika anlayışıyla Soğuk Savaş’tan sonra yeni bir rekabetin içine çekilmesine Afrika devletlerinin dikkat etmesi gerekiyor.

2018 yılında Pekin’de düzenlenen Çin-Afrika Zirvesi’nde düşüncelerini dile getiren Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, Çin’in desteğinden ve ‘Bir Kuşak, Bir Yol Projesi’ ile Afrika kıtasının potansiyelini idrak etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Fakat son dönemlerde Batı medyasında yer alan içeriklerde ve akademik çalışmalarda, Çin’in Afrika kıtası üzerindeki etki alnının genişlemesine yer verilirken, kıta devletlerinin artan borç yükleri de incelenmeye başlandı. Özellikle Kenya, Sudan Etiyopya ve Angola gibi Afrika ülkeleri Çin’e karşı aşırı borçlanmış durumda. Bu kapsamda Çin’in Afrika ülkelerini borç tuzağına çekerek bu ülkeler üzerinde imtiyazlar elde etme stratejisi uyguladığı iddiasının tamamen yersiz olmadığı da anlaşılıyor. Zira Çin’e borçlanan ülkeler bu borç yükünü hafifletmek için Çin ile yeniden masaya oturmak ve yeni anlaşmalar yapmak durumunda kalıyor.

Afrika ülkeleri üzerinde oluşan ve giderek artan borç yükü, kıta kaynaklarının ipotek altına alınması ve halkların omuzlarına ek vergi yükünün binmesi anlamına geliyor. Öte yandan dış yatırımlardan en fazla elitlerin etkilenmesi sınıflar arası eşitsizliğin büyümesine yol açarken, çatışmanın da artmasına neden oluyor ve yolsuzlukları teşvik ediyor. Ayrıca dış yatırımlara ve borçlara kapı aralayan siyasilerin iktidarlarının ayak tutulması için de istihbarat örgütleri eliyle kirli oyunlarını devreye sokup askerî olasılıkları dahi değerlendiriliyor.

AFRİKA KITASI VE KÜRESEL AKTÖRLER

Afrika kıtası üzerinde rekabet eden ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Çin’in kıta ile olan ticaret hacmi toplamda 700 milyar dolara yakındır. Bu ticaret ithalat ayağının en önemli kısmını maden, tarımsal ham madde ve enerji oluştururken, ihracat ayağını ise silah ve askeri ekipmanlar oluşturuyor. Kıtaya giden dış yatırımların belli başlı ülkelere dağıldığı gibi ticari ilişkilerde de belli başlı ülkeler öne çıkıyor. 2018 yılında Afrika, 46 milyar dolar doğrudan dış yatırım çekerken, söz konusu yatırımların yarıya yakını Mısır, Kongo, Fas, Etiyopya ve Güney Afrika’ya gitti. Dolayısıyla Afrika ülkeleri arasında ticari ilişkiler ve yatırım yönünden asimetrik durumlar ortaya çıkıyor.

Zamanla küresel aktörlerin rekabet alanı olan Afrika kıtasında, söz konusu aktörlerin bazı ülkelerdeki varlığı rahatsız edici boyutlardadır. Örneğin, Zambiya her yönden Çin tarafından kuşatılmış durumdadır. Gabon siyaseti ve ekonomiyi ilgilendiren konularda tamamen Fransa’nın kontrolündedir. Ekvator Ginesi’nde ise Amerika’nın varlığı yoğundur. Hem Rusya hem de ABD, kendi çıkar ve yatırımlarını korumak amacıyla Wagner ve benzeri özel askerî şirketleri Afrika kıtasında da yoğun olarak kullanmaktadır. Bu şirketlerin silahlı operasyonlar yanında, ait oldukları ülkelerin silah ve ekipman satışını arttırmak için çalıştıkları da bilinmektedir.

SONUÇ YERİNE

Afrika ülkelerinin siyasi bağımsızlıkları akabinde tam kolonyal dönemden kurtulduk derken, Soğuk Savaş döneminde tekrardan sömürgeleştirilmeye çalışması ve Soğuk Savaş sonrası Makyavelist politika yaklaşımı ile küresel rekabetin tahtası haline gelmesi bu ülkelerde yoğun bir yoksullaşma dönemini başlattı. Bu vahim durum nedeniyle de dış borçlara ve aktörlere yönelim çok şaşırtıcı değil. Fakat bu durumda yağmurdan kaçarken doluya tutulmaya eş değerdir. Zira ağır borçlar ile birlikte büyük bir yük altına giren ülkeler, yer altı kaynaklarını ve siyasi iradelerini kaybetmekle karşı karşıya.